|
Bu yazı, bilginin ne kadar önemli olduğu ve ancak paylaşılarak çoğalacağı genel kabul görmüş düşünce olmasına, okuma ve çalışmanın öneminin ise kültürümüzde "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu ?" diye altının çizilmesine, dahası nerdeyse hepimizin "ne kadar çalışkan" olduğumuzu düşünmemizin yanında bununla övündüğümüz ama çok azımızın üretken olduğu kapsamında kaleme alınmıştır. Konu kişiselden toplumsal boyuta gelişiyor ki bu da "Kriz Yönetimi" ile ilgili ve ana mesaj da bu konuda. Bu aşamada "Kriz" de nereden çıktı? diyenlere "Krizleri fırsata dönüştürmek" isimli kitabımı veya İnternet'te konu kapsamında bulunabilecek yazılarımı okumalarını ve arzu ederlerse açık platform olan Yahoo grubuma üye olmalarını, konuyu bu yazıda fazla detaylandıramayacağım için, öneriyorum. Aynı şekilde konu kapsamında başka kişilerin yazılarını da okumanız yararlı olacaktır.
Yaygın düşüncenin aksine ne ailede ne de okulda araştırmaya, okumaya ve üretmeye yönlendirilmiyoruz. Kısaca hatırlayacak olursak; "senin aklın ermez denileni yap, icat çıkarma, dersin hatta okulun düzenini bozuyorsun" kapsamında ifadeleri hep duymuşuzdur. Öğrenciyken nedense hep büyükler bilir, biz bilemeyiz, fikrimizin olması teşvik edilir ama istenilen cevap duyulmayınca azar işitiriz. Dolayısıyla evde ve eğitim hayatımızda pasif, silik yetişir çoğumuz. Grubun (sürünün) parçası olmak öğretilir, birey olmanın ve hata yapmanın önemi çoğunlukla ıskalanır. Oysa ancak deneyerek deneyim kazanabiliriz. Örnek aldığımız başarılı aile büyümüz yada öğretmenimiz neredeyse yoktur. Nostalji kapsamındaki ilkokul öğretmeniz hariç. Başarıyı sadece çok çalışmakla elde edeceğimizi düşünürüz. Bu nedenle başarılı olmayı kafasına takmış ama nasıl yapacağını bilemeyen insanlar olarak yetişiriz. Denemelerimiz doğal olarak çeşit nedenlerden dolayı başarısız olunca önce çevremizi ve şartları suçlarız, sonra küfür ile rahatlarız. Nedense kendimizi geliştirmek bir yana eleştirmek dahi pek aklımıza gelmez. Bırakın çalışmayı, nasıl çalışacağını dahi bilmeyen ama bir yolunu (kopya, sistem, çevre, rüşvet, suçlama, af) bularak hem sınıfları geçen, hem de üniversite öncesi 6-7 yıl İngilizce dersi görmesine rağmen konuya özgü bilgi dağarcığı "I love you. Dis is e buk, yes its e pensıl" düzeyinde olan öğrenciler dahi en iyi üniversitelerde okumak isterler. Salt sistemi suçlamak ise kolaycılıktır. Kimse kendinde yapmadıklarından dolayı suç aramaz yetiştirilme tarzımız gereği.
Başarmak hep istenir ama kimse zorlanmaya gelmez, kolayca olsun, elde edilsin istenir her şey. İşin kolayına kaçmak, adamını bulma ile çözüm üretmek varken çalışmak niye? düşüncesi çoğu kişide vardır. Haklıdırlar da çünkü; özellikle 1980 sonrası hem türedi zenginler, işini bilen siyasetçiler ve işadamları o kadar çoğalmıştır ki, "devletin malı deniz yemeyen domuz" demek, köşe dönmeye odaklı yaşama sıradan hale gelmiştir. Öte yandan gelir uçurumu gittikçe açılmaktadır. Okulunu bir şekilde bitirmiş binlerce kişi işsizlik nedeniyle asgari ücrete dahi razı olmakta ama iş bulamamaktadır. Yoksulluk ve açlık sınırı diye ifade edilen rakamlar çalışan birçok kesim için dahi hayal maaş gibidir. Bu ise hayali gelişmişlik (hamaset edebiyatı), hayali ihracat ve hayali başarılarla öğünme ile ilgilidir. Öte yandan sosyal ve iş güvencesinin olmaması, yarın ne olacağı şüphesi güvensizliği beraberinde getirmektedir. İş dünyasında ise; "yönetim konusunda genelde merkeziyetçi, gelişmeye ve dünyaya kapalı, emir komuta zinciri ile yönetilmeye çalışılan şirketlerimizin çokluğunun yanında yönetimlerin ya krizleri örtbas etmeleri veya farkına dahi varmamalarından dolayı yönetimsel krizleri pek tanımıyoruz." Doğal afetlerle ilgili riskleri yönetmeye Japonlar gibi sistem geliştirmek yerine kaderciliğe yöneliyorsak. Kriz denilince irkiliyorsak, kriz yönetiminden haberdar değilsek, dahası sadece ekonomik krizi sözüm ona bilme, bastırma (erteleme, derinleştirme) hatasını yapmakla meşgul isek sizce de sorun yok mu? AR-GE için kaynak dahi ayırmıyorsak, teknolojiyi bırakın olması gerektiği düzeyde üretmeyi kullanmada dahi kolaycılığa kopyacılığa kaçıyorsak. Nasıl özgün üretimden söz edebiliriz? Paradigmalarımızı değiştirme zamanı gelmedi mi? Yoksa değişim yine başka bahara mı kalacak? Bu kez kimi kurtarıcı olarak bekliyoruz? Peki kimi suçlayacağız? Dürüst olmakta yarar var: Eğer suçlu listesinde adımızın olduğundan haberdar değilsek, bir şey yapmıyorsak ne Bekir Coşkun beyin yazılarının ne de bunun gibi konuya dikkat çekmeye çalışan köşe yazılarının hiçbir etkisi olmayacaktır. Bu yazı suçlama veya salt eleştiri niteliğinde değil toplumsal ve yönetimsel görünüm analizi ve kriz öğeleri üzerine kurgulu, dahası krizlerin bireysel boyutu yanında toplumsal yapının ve bakış açısının krizlere neden olma veya çözüm üret(e)meme ile ilgisine odaklıdır. Ayrıca konu kapsamında yazı içeriği 2001 yılından bu yana yazdığım yazılarımla ilişkiseldir. Kısaca değişen pek bir şey yoktur. Krizleri yaşayan toplumlara, ülkelere ve firmalara dışardan baktığımız zaman benzer yapıları daha ayırt edici bir şekilde görmekteyiz.
Bu krizlerden nasıl kurtaracağız? diyenlere bir hatırlatma; "Kurtarıcılara, sözüm ona kriz doktorlarına, light danışmanlara, Guru'lara güvenip her şeyi onlardan beklemeyin. Reçeteler ne kadar detaylı, mükemmel olursa olsun eğer uygulamada hata yaparsanız, ümidinizi yitirirseniz, başarılı olamazsınız, bir şey yapmadan da kimseyi suçlamayın. Ya krizlerin sonuçlarına katlanın veya mücadeleyi seçin, başarmaya odaklanın ve inanın (çünkü inanmak başarının yarısıdır). Krizlere karşı mücadeleyi toplum olarak ancak kurtuluş savaşındaki kararlılıkla yaparsak kazanırız. Krizlerden kurtarmak için çok çalışmamız, mücadele etmemiz gerekiyor, zorluklar bizi yıldırmamalı, şartlar ne kadar ağır, ne kadar zor olursa olsun başarmaya odaklanmayız. M. Kemal Atatürk'ün "muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" deyişini hatırlayalım.
Konuyu isterseniz 5N1K kelimeleri ile "Kim, Ne, Nerede, Nasıl, Niçin/Neden, Ne zaman" sorgulayabilirsiniz. Ben diye başlayarak vereceğiniz cevaplar başarıyı tanımlayacaktır.
Abdullah Bozgeyik
Bağımsız Danışman
Öğretim Görevlisi
Kriz Yönetimi Yahoo grubum:
http://groups.yahoo.com/group/CrisisManagementClass/
http://www.hayatyayinlari.com/index.php?option=com_content&task=view&id=192&Itemid=49
Abdullah Bozgeyik Kimdir? (Tıklayın!)
|