Nilhan Aras
Zordu, Çok Zordu
 Nilhan Aras " Zordu, Çok Zordu " nilhanaras@yahoo.com

    İyice huysuzlaşmaya başlamıştı. Saatlerdir biraradaydık ama hala bana alışamamış gibiydi. Ya da beni ve bana alışmayı kabul etmek istemiyordu. Çok yabancı olduğum bir durum değildi. Hangisi ilk anda yaklaşabilmişti ki, bu…

    Artık bu kez olsun istiyordum. Her koşuluna da katlanacaktım. En azından o ana dek hiç karşı gelmedim. Her isteğini - Allah için çok da büyük ya da zor şeyler değildi istekler - yerine getirdim, beni biraz zorlasa da. Ona karşı isteğime kendimde inanamıyordum ama bir de gerçek vardı. Hiçbir kadın ona karşı koyamazdı. Hatta kabul etmeli, zaman zaman erkeklere bile iç geçirtiyordu.

    İşte günün sonunda, nihayet yanımdaydı. Onu bütün gün herkesle paylaşmak zorunda kalmıştım ama, şimdi benim yanımdaydı. Ne var ki, huysuzdu. İsterse gidebileceğini söylüyordum, gitmiyordu. Bununla birlikte rahat da değildi. O sırada dikenli yaprakları olan uzun ağaçların arasından ay göründü. "Bak" dedim, "ay. Ne güzel, değil mi?" Hilaldi; hiç bu kadar incesini gördüğümü hatırlamıyorum. Gerçi pek parlak değildi; biraz puslu. Oysa gittiğimiz yol çokda aydınlık, ışıklı değildi. Zaman zaman yanyana sıralanmış kahvelerin, çay bahçelerinin, zaman zaman da bir iki katlı küçük evlerin soluk ışıkları biraz aydınlık yapıyordu ama, ayın ışıltısını asla gölgeleyemezlerdi. Tam o sırada ay bir kez daha gösterdi hilal yüzünü. Baktım, bir kız sallanıyor. Alt ucundan sarkan salıncağa oturmuş, sallanarak şarkı söylüyor. Altın renkli elbisesinin dökümlü etekleri hafif hafif esen rüzgarla uçuşuyor ve eteğinin altından küçük hareketlerle salladığı bacakları görünüyordu. Arada bir parlak ojeli ellerini müziğin ritmine uyarak sallıyor, arada bir de rüzgarla dağılan kızıl saçlarını arkaya doğru savuruyordu. Sanki birazdan ay yere yaklaşacak, sonra salıncağın ipi biraz uzayacak ve altın kız arabamızın üzerine atlayacaktı.

    Benim gördüklerimi o da görmüş müydü ya da anlatsam anlar mıydı, bilmiyordum ama son bir umutla "Kızı gördün mü? Aya salıncak kurmuş, sallanıyor", dedim. Önce yüzüme baktı şaşkın bir ifadeyle, sonra anlattıklarımı görmeye çalıştı. Anlamamıştı.

    Yine olmamıştı, işte. Bu ilk değildi ama, hala alışamamıştım. Eline dokunmak istedim, yavaşça. Sanki yanlışlıkla çarpmışım gibi. Farkettiği anda çekti. Hala niye yanımdaydı, bir türlü anlayamıyordum. Biraz sonra ağırlığını omuzumda hissetmeye başladım ve birden tüm gücüyle üzerime yığıldı. Uyumaya başlamıştı. O zaman dilediğim kadar öptüm, kokladım. Küçücüktü ve çok lezzetliydi. Ben öptükçe, yüzüne sinek konmuş da kovmak ister gibi bir tepki veriyordu ama ben yine de istediğim gibi öpebiliyordum. Bütün akşam yemekte, sonra da saatlerdir arabada çok direndi ama şimdi benimdi, kucağımdaydı. Belki ben değil ama uykusuzluk onu yenmişti ve şimdi kucağımdaydı, küçücük bedeniyle, biçimli kafasıyla. Böyle düşünebilmiş miydi, acaba? Sanmam. Daha 2.5 yaşındaydı ve çok uykusu vardı.

    Nilhan ARAS
    GASTRO DERGİSİ YAYIN KOORDİNATÖRÜ


www.maxihaber.net - "Online Sektörel Gazete"