Selda Bebe
Karmaşadan
Türkiye Markası Yaratmak
 Selda Bebe " Karmaşadan Türkiye Markası Yaratmak " selda303@gmail.com 

    Türkiye ekonomisinin can damarlarından biri olan turizm yaz sezonunu hayal kırıklarıyla kapattı. Turizmciler ise hiç şüphesiz büyük umutla bekledikleri 2006 sezonundan umduklarını bulamadılar. Bu sonuçlar bence sürpriz değildi. Çünkü 2006'nın başlangıcında meydana gelen olaylar ve duyarsızlıklar böyle bir sonucun habercisiydi. Geçen yazımda da Türkiye Markası'nın yanlış yansıtılmasından basın ayağına dikkat çekmiş ve turizmin bir kriz beklediğinin sinyallerini vermiştim. Bu yazımda da açıkcası süslü cümleler kuramayacağım. Çünkü Türkiye Marka'sı henüz yaratılamamış. Peki 2006 turizm sezonunundaki kriz ekonomiyi hangi boyutlarda etkiledi. Le Monde, Ağustos sonundaki terörist saldırılarının turizme bir "son darbe" vurduğunu yazdı. Fransa'nın önde gelen gazetelerinden biri olan Le Monde, Türk turizm sektöründeki olumsuzlukların ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendirdiği haberinde, eğilimin değişmemesi halinde 2006 yılının Türk turizm sektörü için "kara bir yıl" olabileceğini öne sürdü. Turizmde 2006 yılının bu kadar kötü olmasının başlıca sebeplerinin altında her zamanki gibi yanlış tanıtım politikası ve dış basında çıkan olumsuz haberler yatıyor.

    Le Monde yukarıdaki tespitlerimizi onaylar biçimde görüşlerine devam ediyor. 2005 yılında 20.5 milyon olan turist sayısının ise 26 milyon olan 2006 hedefine ulaşmayacağını belirterek Şubat ayında ortaya çıkan kuş gribinden olumsuz etkilenen Türk turizm sektöründe yaşanan sorunun Hz. Muhammed karikatürleri sorunu ile ağırlaştığını yazdı. Gazete, turistlerin "Müslüman ancak laik olan Türkiye"den uzaklaştığı yorumunu yaptı. Çok sayıda Fransız turistin Elegance seyahat ajansı ile Atlas Jet arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Türkiye'den ayrılamadığını da anımsatan gazete, 28 Ağustos'taki terörist saldırıların bir son darbe vurduğunu yazdı.

    TÜRKİYE'NİN YURT DIŞINDA KÖTÜLEŞEN İMAJI

    Buna karşın, ulusal turizmde bir patlama yaşandığına dikkat çeken gazete, toplam turizm gelirlerindeki düşüşün ekonomiyi olumsuz etkileyeceğini belirtti. Gazete şu değerlendirmeyi yaptı: "Ekonomi, bu yıl yüzde 6 civarında büyüyebilse de, Türkiye'nin yurt dışındaki imajı kötüleşebilir. 2001 krizinden sonra durum önemli ölçüde düzelse de zayıflıklar sürüyor.

    Peki Türkiye'de bu yıl turizmde kriz var mı yok mu? Bu soru 35 yıllık turizmci, TÜRSAB'ın Başkanı Başaran Ulusoy'a sorulduğunda, 4914 turizm acentasını çatısı alanda toplayan TÜRSAB'ın Başkanı Başaran Ulusoy, tüm sıkıntılara rağmen 2006'run kriz yılı olmayacağı görüşünde.

    MARKA NE KADAR ETKİLİ

    Bu kadar turizm ve marka ikilisinden bahsettikten sonra marka nedir sorusunu da cevaplamak gerekir. Marka benzer ürünleri ya da hizmetleri başkalarının ürün ya da hizmetlerinden ayırt etmek üzere kullanılan ya da belirli bir hizmetin sunulması sırasında kullanılan "AYIRT EDİCİ İŞARET" marka olarak tanımlanmaktadır. Buna göre Türkiye'yi diğer ülkelerden ayırt eden en önemli unsuru bulmak ve onun üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor. Peki nedir? Bu ayırt edici unsur ya da unsurlar. Tabii ki kendimize has özelliklerimiz. Türkiye dışarıya karşı gizemli, keşfedilmemiş ve sırlarla dolu bir ülke. İlk önce bu sırları daha çekici hale getirmeli, tarihimizi ve kültürümüzü modernizm unsuruyla birlikte sunmalıyız.

    Özel sektördeki yerli ve yabancı şirketler, markalarının itibarını korumak için krizlere karşı hazırlıklı olmaya özen gösteriyorlar. Kriz başladığında verilecek ilk tepkilerin ne kadar önemli, ilk saatlerin ne kadar değerli olduğunu bilenler, kriz yönetim ekipleri oluşturuyorlar. Ne yazıkki koskoca Türkiye markası, deneme-yanılma ve boz-yap biçimiyle yönetilmeye devam ediyor. Gelecekteki krizler karşısında aynı hataları yinelememek için, bir an önce başta bakanlar olmak üzere, tüm üst düzey temsilcilerin, kriz yönetim dersleri almalarında yarar var. Şehirlerin nasıl markalar yarattığına bir dönüp bakılmasında fayda var. Newyork ve Paris gibi örneklere bakılması ve nasıl marka olunduğununun araştırılması gerektiğine inanıyorum. Bu kadar hatadan sonra, kamuoyu ve muhalefetin sesini daha yüksek çıkarması ve Türkiye markasını koruma konusuna herkesin hassasiyetle sahip çıkması gerekiyor.

    TÜRKİYE NEDEN KÖTÜ BİR MARKA?

    Türkiye, dış dünyada neden "kötü bir marka" olarak tanımlanıyor? Dünyadaki algılanışımız, yüzyıllardan gelen, tarihi, siyasi, toplumsal ve ekonomik süreçte yaşadıklarımızın ve yaşattıklarımızın bir sonucu mu? Yoksa önyargılar mı sözkonusu? Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi, Radikal Gazetesi Köşe Yazarı Prof. Dr. Haluk Şahin sorunumuzun aslında "halkla ilişkiler geni eksikliği" olduğu görüşünde; "Türkiye'nin genel algılanışı hala 'bir Ortadoğu ülkesi' olduğu yönünde. Evet, Türkiye bir Ortadoğu ülkesidir ama yalnızca bundan ibaret değildir. Türkiye karmaşık, garip bir coğrafyadır. Aslında bu karmaşıklığımız da en büyük zenginliğimizdir. Ancak ne yazık ki henüz bunu değerlendirmeyi başaramıyoruz. Bakın yabancı bir muhabir arkadaşım; 'Türklerde halkla ilişkiler geni yok. Siz başkalarına kendinizi veya derdinizi anlatmayı gereksiz sanıyorsunuz.' derdi. Buradan da anlaşıldığı gibi, bizim öncelikle konuşmayı, kendimizi ifade edebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu da çok zor. O kadar uzun bir zaman dilsiz kalmışız ki... 1970'li yıllarda Amerika'da bir üniversitede öğretim görevlisiyken kapıma Türkiye posteri asmıştım. Bir öğrenci kapımı çaldı ve bana 'Gerçekten Türkiye diye bir yer var mı?' diye sordu. Böyle bir yerin olduğunu, hatta oralı olduğumu söylediğimde gözlerinin içi korkuyla doldu. 'Gerçekten öyle bir yer mi, yani Geceyarısı Ekspresi'nde olduğu gibi mi?' dedi. İşte o anda Türkiye markasının dehşet verici bir şekilde oluştuğunu gördüm. Bunların hepsi darbeler gibi bilinçaltımızda da birikiyor. Ancak bu noktada, medyanın etkisinin de çok fazla olduğunu söylemeliyim. Çünkü o tarihlerde Amerika'da Türkiye ile ilgili olarak okuyacağınız haberler, deprem, yangın ya da terör ile ilgili olurdu. Geceyarısı Ekspresi filminden sonra da çerçeve ortaya çıktı. Bakın, kafamızda algılama çerçeveleri var. Bilgileri bu çerçevelerinin içine koyuyoruz. Burada önemli olan ise, çerçeveleri değiştirebilmek. Eğer değiştiremezsek, ağzımızla kuş tutsak, bu durum dış basında 'Bu adamlar kuşları diri diri yiyorlar, ne kadar gaddarlar' şeklindeki haberlerle çıkar. İşte bu çerçevelerin kültürel, tarihi ve ideolojik nedenlerle, çok önceden, somut bir şekilde belirlenmiş olması, bizim ezeli ve ebedi sorunumuz oldu. Hala da böyle devam ediyor."

    Belki de Haluk Şahin'in bu sözleri bütün yazımızı doğrular biçimde. Marka, Türkiye ve Medya bu üç sihirli kelime de yatıyor herşey. Bunun için bir an önce bu üç sihirli kelimeyi bir araya getirerek, farklı bir "Türkiye Markası" ortaya çıkarmalıyız. Yeterki gönülden isteyelim ve planlama yapalım.



    Selda Bebe Kimdir?
    1980 İstanbul doğumlu Selda Bebe, Fatih Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı'nı bitirdikten sonra bir sene edebiyat öğretmenliği yaptı. Daha sonra magazin programı yapan bir prodüksüyon firmasında çalıştı. Son olarak Hotel Dergisi, yolculuk ve müşterilere özel A Plus Dergiler çıkarmaktadır.


www.maxihaber.net - "Online Sektörel Gazete"





© 2004 - 2006 www.maxihaber.net