Zekiye Yaraş Meriç
Bir Gün Herkes
Takı Tasarımcısı Olacak
 
 Zekiye Yaraş Meriç " Bir Gün Herkes Takı Tasarımcısı Olacak " hazeyame@yahoo.com

    Bundan 10 yıl önceydi sanırım. Sevgili dostum Deniz, "Hayatımın mesleğini buldum" diyerek Marmara Üniversitesi'nde takı tasarımı okudu. Ancak bu işten bir türlü doğru dürüst para kazanamadı. Çünkü nasıl oluyorsa, herkes bir anda "Takı Tasarımcısı" oldu. Kimi boncuk diziyor, kimi telleri büküp bir şeyler ortaya çıkarıyor, kimi de börek pişirir gibi hamurla, oklavayla "hakikisini aratmayan" yarı değerli taşların benzerlerini imal ederek bunları "tasarımlarında" kullanıyor. Canı sıkılan kendini "tasarımcı" ilan etti sizin anlayacağınız. Bu ne ilginç "tasarım" anlayışıysa, modeller piyasada satılan birkaç kitaptan "esinleniliyor". Mısır Çarşısı civarındaki bütün boncukçular altın çağlarını yaşıyor. "Tasarımcı" hanımlar ta oralara kadar giderek yorulmasın diye, "halka hizmet" babında, mahalle aralarında da boncuk satan dükkanlar açılıyor. "Tasarımcı" sayısı apartman başına ortalama 2-3 olarak değişiyor. Ortaya çıkanlar da -kimse kusura bakmasın ama- "tasarım"dan ziyade "ben yaptım oldu" mantığıyla beğenilere sunuluyor. Hem hepsi birbirine benziyor hem de son derece kullanışsız şeyler. İşte bilmem ne marka hamurdan şu şu şu renkleri alacaksın, bunları rendeleyip karıştıracaksın ve firuze görünümü kazandıracaksın, sonra onları fırında pişireceksin, sonra eline ipi alıp bilmem kaç metre bükeceksin, -caksın, -ceksin ve caksın... Sonra? Ortaya çıkan tasarıma bak ve uzun uzun düşün: "Bu garabeti kim takar?" diye...

    Memlekette herkes takı tasarımcısı olmuş! İşin ilginç yanı, aslında paraya pula ihtiyacı bile olmayan bazı sosyetik simalar, önce kendilerini "tasarımcı" olarak tanıtıyor, sonra da yaptıklarını "Filancanın koleksiyonu" olarak ünlü bazı mağazalar kanalıyla pazarlıyor. Yani iş artık "hem okuyorum hem dizdiğim boncukları satarak para kazanıyorum"dan çıktı diğer bir deyişle…

    (Aklıma gelmişken… Yukarıda "tasarım" sözcüğünü kasten o kadar sık kullandım. Amaç, bu sözcüğün bende yarattığı mide ekşimesi tadındaki duyguyu, sizlere de biraz olsun yaşatabilmekti. Kusura bakmayın.)

    Şimdi... Bir işe hobi olarak bakmak ayrı şey, hobini meslek edinmek ayrı şey. "Boş zamanlarımda avukatlık yapıyorum" diyen birine rastladınız mı? Ya da "Yaptığım ameliyatlarla eve üç-beş katkıda bulunuyorum" diyen birine? Çünkü bu işlerin birer "mektebi" var ve dolayısıyla bunlar birer meslek. Sen orada cam boncukları ipe dizip kendine "takı tasarımcısı" derken, mektepli tasarımcı çocuklara milyon YTL'lik pırlantalar emanet ediliyorsa, biraz duracaksın! En azından "Bu işte accayip para varmış kııız!" diye atlamayacaksın. Eğitime biraz saygı duyacaksın. Mesleki birikime de elbette… " Sadekar" diye kime denir, "Mıhlamacı" kimdir, "telkari" nasıl yapılır, bileceksin… Bilmiyorsan, "Tıkı tısaaaarlıyorm" diye ortalıkta dolaşmayacaksın. Tamam, şunu kabul ediyorum: Hanımların eli bu işlere yatkındır ve illa ki herkesin evinde kendi yaptığı incik-boncuk vardır. Ben, bu işi "gelir kapısı" olarak görenlerden, hatta adını kullanıp sektördekilerin ekmeğini elinden alanlardan bahsediyorum. Ve elbette onların yarattığı görsel kirlilikten, sapla samanın karışmasından, Arkadaşım Deniz gibi son derece yetenekli insanların, bir türlü hak ettiği yere gelememesinden…

    ***

    Düşünsenize… Aradan binlerce yıl geçmiş. Belki dünya bu arada yıkılıp yeniden kurulmuş. Yeni dünyanın arkeologları Türkiye topraklarında kazı çalışmaları yürütüyor. Kazmayı vurdukça, önlerine envai çeşit boncuk çıkıyor. Araştırmacılar raporlarına not düşüyor sonunda: "Tarihi incelemelerden elde edilen bilgiler ışığında şunu söyleyebiliriz ki, Türkiye'de son derece ilginç kavimler yaşamıştır. Kent kazılarda, o çağ için gelişmiş büro ekipmanlarının yanında, bol miktarda ilkel takının da bulunmuş olması bu tezi doğrulamaktadır. En çarpıcı örnek ise 3 bin yıllık bir gökdelen kalıntısında bulunan ve leğen kemiklerinin yapısından kadın oldukları anlaşılan iskeletlerin boynundaki plastik boncuklardır. Benzeri boncuklara, tüm Türkiye topraklarında bol miktarda rastlanmaktadır. Boncuk diziciliğinin ayrı bir meslek grubu olup olmadığı ve boncukların herhangi bir ritüel gereği kullanılıp kullanılmadığı ise henüz anlaşılamamıştır."

    Nasıl ama? Tam bize göre, değil mi?..

www.maxihaber.net - "Online Sektörel Gazete"



© 2004 - 2006 www.maxihaber.net