logo

2014’den Ne İstiyorum?


Aykut Altındağ
aykut@maxihaber.net

Yine göz açıp kapayana kadar koca bir yılı devirdik sayılır. Şunun şurasında yılbaşına sayılı günler kaldı. Kısa bir zaman sonra eğrisiyle doğrusuyla 2013’e veda edeceğiz. 2013 ile ilgili anlatılacak belki sayfalar dolusu olay olabilir. Yattığımız gündemle neredeyse hiç uyanamadığımız bu yıl belki anılarımızdan asla silinmeyecek hatıralarla dolu olacak. Asıl şimdi 2014’e umutla bakmak zamanı. Yaptığımız iş Gazetecilik, fakat sektörümüzün durumu hiç de keyifli değil. Buna rağmen yılmadan yolumuza umutla devam etme zamanı. Genelde haberi kaynağından takip etmeyi seven bir basın mensubu olarak 2014’de iletişim firmalarından bazı beklentilerim var. Bunların neler olduğunu paylaşmak istedim.

Kısa ve Uzamayan Basın Toplantıları

Genelde şöyle bir sorunla karşılaşıyoruz: Bir lansmana veya basın toplantısına gidiyoruz. Önce Türk Genel Müdür en az yarım saat ürünün tüm özelliklerini anlatıyor. Sonra ürünlerle ilgili Türkiye’ye gelen yabancı yönetici yine bir o kadar süre boyunca Türk Genel Müdür’ün anlattığı her şeyin birebir aynısını İngilizce olarak sunum yapıyor. Ardından da ilgili markanın 2 veya 3 yöneticisi ürün ile ilgili benzer şeyler anlatıyorlar. Diğer arkadaşlarımı bilemeyeceğim ama benim bu kadar uzun süren, aynı şeylerin defalarca farklı kişiler tarafından tekrar edildiği ve çok uzun süren toplantılara sabrım kalmadı. Her toplantının 1 saat gereksiz uzaması bile orada bulunan her bir kişi için hesaplarsak toplamda 25-30 saat iş gücü kaybı demek. Yurtdışından gelen konuşmacılar ille de sunum yapacağız diyorlarsa 20-30 dakikayı geçmeyen basın toplantısı yapılmasının ve soru-cevap bölümünün ardından isteyen gazetecilere ayrıntılı sunumun yapılacağı ve çok daha fazla detayın verileceği ayrı bir oturum yapılabilir.

Bizler ürünü satacak bayiler değiliz. Genelde bayiler için hazırlanmış uzun sunumlar bizlere de yapılmak istendiği için gereksiz yere saatler kaybediyoruz. Günde bazen 2-3 toplantıya katılan bizlerin her toplantıda fazladan kaybedeceği bir saatin bile yıllık zaman faturası bize çok ağır geliyor.

Akşam Etkinliklerindeki Düzensizlikleri Birlikte Çözelim

Akşam etkinliklerinde yıllardır sistem hep aynı işliyor. Genelde bir lansman yapılacaksa veya parti verilecekse etkinliğin başlangıç saatinin 19 ila 20 saatleri arasında olacağı duyuruluyor. Yani bir başka deyişle “akşam yemeği saati” olan bir zaman diliminde. Hiç birimiz o saatte gittiğimiz bir etkinliğe yemek yedikten sonra gitmiyoruz. Zaten mesai sonrası trafiği de düşünerek koştura koştura yetişmek zorunda olduğumuz bir toplantı için ne yemek yemeye zamanımız var, ne de aklımıza geliyor. Nasıl olsa gittiğimiz yerde bir şeyler ikram ederler diye düşünüyoruz.

Fakat son zamanlarda davetli olarak katıldığım akşam etkinliklerinde nedense şöyle bir program gelişiyor; karşılama-kayıt yaklaşık bir saat kadar sürüyor. Bu esnada genelde sadece içecek bir şeyler ikram edildiği için açlığınız gittikçe artıyor. Aramızda şeker hastası olanlar, hasta olup ilaç alacak olanlar, yoğunluktan öğle yemeği yememiş olanlar var. Fakat herkes bekliyor. Derken 1 saate yakın bekleyiş sona eriyor ve etkinlik bir sunum veya konuşma ile başlıyor. Bir bakıyorsunuz konuşmacı öyle bir sunum hazırlamış ki bir türlü bitmek bilmiyor. Midenizin gürültüsündan zaten sunuma olan konsantrasyonunuz sıfıra inmiş oluyor. Bir de sunum daha da uzadıkça bu sefer içinizden bu düşüncesizliği yapan kimseye saydırmaya başlıyorsunuz.

Diyelim yemek başladı ve ayrı bir bölüme geçtiniz. Tam yemek yerken bir bakıyorsunuz içeride canlı müzik programı başlamış, son hızıyla devam ediyor. Çünkü aklı selim tek bir yetkili misafirlerin yemekte olduğunu, canlı performansın 15 veya 30 dakika sonra başlaması için ilgililere söylemesi gerektiğini akıl edemiyor. Üstelik herkes dışarı bölümde yemekte olduğu için müzik çalan grubun motivasyonu sıfıra iniyor, çünkü içeride dinleyen kimse yok. Herkes açlıktan can havliyle yemeklere saldırmış.

Bütün bu sıkıntıların çözümü çok basit. Kayıt ve karşılama aşamasında mutlaka insanları doyurmayacak ama açlıklarını giderecek ve toplantıya konsantre olmalarını sağlayacak kadar aperatif birşeyler ikram edilmeli. Böylece büyük bir sorun ortadan kalkacak. Kimse aç kalmayacak, kimsenin şekeri düşmeyecek, ilaç alacak olanlar da ilaçlarını alabilecekler.

Gelelim konuşmacı veya konuşmacılara. Sunumlarını en fazla 15 dakika ile sınırlı tutarlarsa harika olur. Özellikle eğlence öncesi uzayan sunumlar pek bir sevimsiz oluyor.

Otopark ve Vestiyer Sorunu Nasıl Çözülür?

Eğer davet edildiğimiz mekana kendi aracımızla geliyorsak, aracımızı ya mekanın otoparkına bırakıyoruz ya da valeye teslim ediyoruz. Çıkışta bir bakıyoruz ödenmiş otopark fişi falan yok ve 30 – 40 TL’ye varan otopark ücretleriyle karşılaşıyoruz. Bazen günde 2-3 ayrı mekanda aynı durumu yaşayabiliyoruz. Etkinlik organize eden dostlarımız hiç olmazsa geçtikleri basın davetlerinde ücretsiz otopark olup olmadığını belirtirlerse herkes için çok daha sorunsuz olacağını düşünüyorum.

Bazen de katıldığımız davetlerde vestiyerden bile para isteyen mekanlar oluyor. Bu tarz sinekten yağ çıkarmaya çalışan mekanlarla lütfen çalışmayın. Eğer çalışıyorsanız da gönderdiğiniz davete bir zahmet ücretsiz otopark ve vestiyer hizmetinin olup olmadığını bir dip not olarak yazmanız bizim için çok önemli. Hatta geçen gün davet edildiğimiz bir partide saat 21.30’dan sonra içtiklerimize para bile alınmaya başlandı. Hem davet edip, hem davet edildiğimiz mekanda bizden ücret istenmesi hiç şık olmuyor.

Toplantı Mekanlarının Yeri ve Saati Sıkıntısı

Toplu ulaşıma yakın, trafiğin gidiş ve dönüşte yoğun olmadığı mekanlar bizler için ulaşımda büyük kolaylık arz ediyor. Mesela akşam saatlerinde Ortaköy – Bebek ve Yeniköy’de düzenlenen etkinlikler giderken de dönerken de eziyete dönüşüyor. Giderken trafikten gidemiyoruz, dönerken de aracımız yoksa toplu ulaşım çok sınırlı olduğu için ciddi zorlanıyoruz. Geç saatte biten etkinlikler için özellikle aracıyla gelmeyen arkadaşlarımız için bitiş saatine Beşiktaş – Taksim servisi ayarlanabilir.

Yine benzer şekilde 9.00 – 9.30 gibi sabahın erken saatleri Boğaz’da bir mekanda kahvaltı için çok erken. Aramızda Pendik, Tuzla, Bostancı ve Göztepe gibi karşı yakadan ve Beylikdüzü gibi uzak semtlerden gelenlerin olduğunu düşünüp onların da bu toplantılara rahat yetişebilmeleri adına bu toplantıların başlangıç saatlerini 10.00 – 10.30 gibi yapmak yüksek katılım için avantajlı olacaktır.

Basın Daveti Göndermiyorsanız Ardından Bülten de Göndermeyin

Her yayını her yere çağıracaksınız diye bir kural yok ama davet göndermediğiniz etkinliğin basın bültenini de nezaketen göndermeyin. Son olarak Türk Telekom Londra’ya bir grup basın mensubunu toplantıya götürdü. Toplantı sonrası nezaketen bülteni servis etmedi. Türk Telekom’a ve Mese İletişim’e teşekkür ederken bu nezaketi diğer tüm firmaların da göstermesini temenni ediyorum. Özetle “davet etmiyorsanız, lütfen bülten de göndermeyin” diyerek konuya son noktayı koymuş olalım.

Çakışan Toplantılar

Bu konu İletişim Ajansları arasında ancak iyi niyet ve saygı ile çözülebilecek bir durum. Büyük markalar küçükleri ezmedikçe, küçükler büyüklerine saygısızlık yapmadıkça iyiniyet ile bir bölümü çözülebilir. Çakışan toplantılar rekabet içerisinde bazen de özellikle olacaktır. Zaten bizler de her toplantıya katılmak zorunda değiliz. Sadece durumu müsait olanlar karşı taraf ile iletişim kurarak ufak saat kaydırmaları yaparlarsa herkes için faydalı olur. Elimden geldiğince ben de bu konuda sektöre elimden gelen desteği veriyorum.

Basın Mensubu Olmayanların Toplantılara Katılımı Nasıl Engellenir?

Önceden katılım bildirerek LCV verip, adımıza gelen güvenlik kartımızı da yanımızda getirerek girdiğimiz bazı özel davetlerde bile bir bakıyorum basın mensubu olmayan bir grup insan “Aykut Bey buyurun şöyle masamıza, ayakta kalmayın” diyorlar. Halbuki o masa zaten benim. Davetli olan benim, LCV veren benim, güvenlik kartımla gelen benim ve ayakta kalan da benim. Hatta çıkışta üçer beşer basın kiti aldıkları için bülten bile alamadan çıkan yine benim. Elbette burada bahsettiğim herkese açık davetler ve açılışlar değil. Sadece basın mensuplarının davetli olduğu özel basın davetlerinden bahsediyorum.

Aslında herkes bunların kimler olduğunu çok iyi biliyor. Fakat girişte olay çıkarmalarından endişe edildiği için göz yumuluyor. Bence bu işin tek bir çözümü var: İki kademeli kontrol masası. İlk önce etkinlik yapılacak mekanın dış alanında güvenliğin de olduğu bir ön basın masası kurulur. Burada her davetliyi tanıyan PR tarafındaki arkadaşımız güvenlik eşliğinde LCV verenlerin ve davetli yayınların kontrolünü yapar. Listeden işaretler ve iç mekandaki basın masasına yaka kartını almak üzere yönlendirir. Bu iki masa birbirlerini görmeyen mesafede olmalıdır. Olay çıkaran olsa bile sorun iç mekandaki girişe ve diğer konukların bulunduğu yere uzak olup yansımayacağı için hem zoraki katılımlar önlenmiş olur hem de yaşanacak sorun seviyesi azaltılır.

Fakat bazı PR firmaları bunu özellikle yapmak istemiyorlar. İçerisi kalabalık olsun, çok kişi gelmiş görünsün kaygısıyla bu sorunun sürmesine çanak tutan çok fazla İletişim Firması olduğunu da maalesef kaygıyla izliyorum.

Bu ayki yazımı anonim bir deyiş ile tamamlıyorum. “Semer seçilirken eşeğin fikri değil ölçüsü alınır. Yani eşek olursanız ölçünüzü, insan olursanız fikrinizi alırlar”.

Aykut Altındağ
Genel Yayın Yönetmeni
www.maxihaber.net
Hashtag: #aykutabiburada

Etiketler: » » »
Share
617 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İklim Değişikliği, Gökdelenler ve Akıllı Şehirler

    01 Ağustos 2017 Köşe Yazıları

    İstanbul'da son iki yılda kayıtlara geçen üç önemli ani hava değişimi ve fırtına kayıt edildi. Her üçünde de ortak özellik olarak kuvvetli rüzgar ve yağış, yoğun şimşekler, kısa süreli dolu yağışı, gökyüzünün aniden kararması ve oluşan korkutucu atmosfer olarak karşımıza çıktı. Eğer dışarıda iseniz ve bu dehşet doğa olayının tam içerisinde kalmışsanız en iyi şekilde korunmak zorundasınız. Rüzgarın kuvvetinden dolayı havada uçuşan nesneler nedeniyle yara alabileceğiniz gibi, kuvvetli bir şekilde yere düşen dolu taneleri de vücudunuza ciddi zarar...
  • Facebook Babanızın Tapulu Yeri mi?

    01 Ağustos 2017 Köşe Yazıları

    Gerçekten Facebook hesabınızın kendi üzerinize tapulu bir yer olduğunu mu düşünüyorsunuz? Eğer böyle bir düşünceniz varsa bu yazının devamında anlatacaklarım sizi ilgilendiriyor olacak. Çünkü Facebook’ta ne her istediğinizi yapabilir, ne her istediğinizi söyleyebilir ne de her istediğiniz fotoğrafı paylaşabilirsiniz. Çünkü bütün bu yapacaklarınızın Facebook tarafından belirlenmiş çok sıkı kuralları vardır. Bu kurallardan bir tanesini ihlal ederseniz “babanızın tapulu yeri” olup olmadığını görürsünüz. O yüzden Facebook’u üstünüze tapulu ve her ş...
  • e-Devlet Kapısından İçeri Geçince

    01 Temmuz 2017 Köşe Yazıları

    En kısa tanımıyla e-Devlet Kapısı (turkiye.gov.tr), kamu hizmetlerine güvenli bir şekilde erişebileceğiniz bir giriş kapısıdır. "turkiye.gov.tr’yi kullanarak kamu kurumlarının sunduğu hizmetlere tek noktadan hızlı ve güvenli erişim sağlayabilirsiniz. E-Devlet kapısındaki hizmetlerden yararlanabilmek için mutlaka PTT şubelerinden e-devlet şifrenizi almak gerekir. Şifre alma oldukça basit ama 15 yaşından büyük olmak gerekiyor. e-Devlet kapısından içeri geçince aslında çok fazla şey yapabiliyorsunuz. Fakat aşağıda en fazla işinizi yarayacağını d...
  • Arayış

    01 Temmuz 2017 Köşe Yazıları

    Evrende trilyonlarca yaşanabilir gezegen olma ihtimaline rağmen, yeni dostlarımızı henüz keşfetmemiş olmamızın bir anlamı var mı? Gelişen uzay teknolojileri sayesinde uzayı gözlemleyebiliyor, yakın gezegenlere araştırma robotları gönderebiliyoruz. Elbette bunlar daha ilk adımlarımız, ancak gelişmeler oldukça umut verici olduğu için yeni bir canlı türüyle tanışma ihtimalinin olması hepimizi daha da heyecanlandırıyor. Yine de yıllar geçtikçe dünya üzerinde işler tam olarak istediğimiz gibi gitmiyor. Savaşlar, gelir dağılımındaki eşitsizlikler, çe...