logo

Geliyor!


Erkut Altındağ
erkutaltindag@gmail.com

Yazının başlığını ilk gördüğünüzde aklınıza birçok konu başlığı gelebilir. Dünyada hızla yayılmaya başlayan domuz gribi, çeşitli ülkelerle yaşadığımız sorunlar nedeniyle büyüyen bir tür kriz, belki de yakın zamanda gerçekleşebilecek 3. Dünya Savaşı! Ancak bu makalenin akışı beklediğinizden daha faklı olacak. Çünkü ülke olarak karşı karşıya olduğumuz bu tehlike sessiz sedasız yaklaştığı ve herkesin değişik bir sorunla uğraştığından dolayı fark edemediği için yanımıza gizlice sokuluyor.

Yaklaşan tehlikenin içeriği tamamen teknoloji ile ilgili ve buna bağlı olarak ilk problemimiz ise, televizyon! Bu cihazla ilgili olarak söylenebilecek olumlu şeyler de var. Bilgi aktarımı için çok ideal olması ve insanlara bir eğlence alternatifi sunması. Bunlar dışında geriye kalan her şey ise bizler için çok tehlikeli. Özellikle de izlediğimiz çeşitli programlar bizi çok etkiliyor. Batı kültürünün etkisindeki yayınlardan kaynaklanan yanlış yönlendirme ve kötü örnekler, özellikle de genç yaştaki nesli etkiliyor. Televizyonda gördüklerinden dolayı diğer insanların da öyle yaşadığını düşünüyor, hayatlarını böyle bir düzen içerisinde kuruyorlar. Maalesef, kalitesiz yapımlar ve ahlaki içeriği çok sakıncalı birçok program gençlerimize kötü örnek oluyor. Özellikle de evlilik kurumuna çok zarar veriyor. Amerika başta olmak üzere tüm dünyada evlilik oranlarının hızla düştüğünü, boşanma oranlarının ise hızla arttığını duyuyoruz. Unutmayalım ki, bir milleti ayakta tutan en önemli mekanizmalardan birisi evliliktir. Evlilik kurumu çökmeye başladığı anda zincirleme bir reaksiyon şeklinde her türlü değer yargımız zedelenir, ağır yara alır. Yeni nesiller yetiştirmek için çocuklarımıza doğru örnek teşkil etmemiz gerekiyor. Ancak Batı kültürünün etkisinde kalan ve yanlış güdümlenen birçok insan doğru olduğunu düşündükleri hayatı yaşamaya başlıyor. İşin en tehlikeli yanı da bunun zaman içerisinde tedrici olarak gelişmesinden dolayı çoğumuzun farkına varamaması!

Emperyalist bir akımın yansıması olarak milli değerlerimizde de bazı dejenerasyonlar gerçekleşiyor. Örneğin milletimizin en önemli hasletlerinden birisi olan kanaat etmek, yerini talepkârlığa bırakıyor. Etrafımızı, hatta kendimizi iyi gözlemleyecek olursak gelir seviyemize bakmadan yüksek düzeyde lüks tüketime meyilli olduğumuzu görüyoruz. Asgari ücretle yeni bir işe giriyoruz, birkaç gün kalmadan maaşımızın birkaç katı olan pahalı bir cep telefonu satın alıyoruz. Kredi kartı borçlarımız biraz azaldığında araba almak için kredi çekmeyi planlıyoruz. Daha kaliteli bir hayat yaşama isteğini, lüks ve dengesiz bir hayat yaşamak olarak algılıyoruz. Bunun temelinde yatan en önemli sebep ise diğer insanlara karşı olan prestij sağlama, daha doğrusu hava atma isteğimiz. Ayrıca televizyondaki yayınlarda kullanılan gizli mesajlar bizi böyle bir çemberin içerisine çekiyor.

Teknolojiyle beraber gelen tehlikeler bunlarla bitmek bilmiyor. Sanal sohbetlerin sosyal bir ortama tercih edildiğini görüyoruz. Arkadaşlarımızla birlikte bir bardak çay içmek ve dışarıda temiz hava almak yerine toplam dört duvardan oluşan bir bilgisayar odasında çay veya kahve resmi göndermeyi tercih ediyoruz. İnsan yüzünün yapabildiği binlerce mimik hareketine şahit olmak yerine MSN programındaki toplam otuz adet mimikle yetiniyoruz. Son dönemde ortaya çıkan çok ilginç bir diğer gelişme ise insanların boş vakitlerinde doğayla baş başa kalma isteklerinin günümüzde tamamen değiştiği! Artık özellikle haftasonları insanlar alışveriş yapmak ve zamanı katletmek için güneş görmeyen, elektronik aletlerle dolu olan, girişte kıyafetlerinin arandığı ve güvenlik nedeniyle manyetik X-Ray kapılarından geçmek zorunda oldukları büyük kapalı binalara gidiyorlar. Teknik olarak bu binalarda da toplam dört duvar, sadece biraz daha büyük ve odanın içerisi biraz daha kalabalık!

Cep telefonu ile iletişim bizi günlük hayattan alıp başka bir kaotik ortama sürüklüyor. Özellikle de sınırsız görüşme paketlerinin ortaya çıkması ile artık herkes sokakta dolaşırken cep telefonu ile konuşmaya başladı. Bırakın dışarıda konuşmayı, yasak olmasına rağmen araba kullanırken de kullanılıyor. Bu örnekler o kadar çoğaldı ki çok yakında araba kullanırken cep telefonu ile konuşmuyorsanız cezayı gerektiren bir yasa çıkabilir. İlk çıktığı zaman telefon bir haberleşme aracı idi. Herhalde Alexander Graham Bell de telefonu bu niyetle keşfetmişti. Ancak ne olduysa telefon bu temel işlevini kaybetti. Çünkü artık bir telefon hem bir ajanda, hem bir telesekreter, hem bir pusula, hem bir çalar saat, hem bir bilgisayar, hem de bir fotoğraf makinesi işlevi görebiliyor. Ayrıca insanlar saatlerce konuşarak gerçek hayatta yaşayabilecekleri o kadar çok şeyi kaçırıyorlar ki! Her gün cep telefonunuza ayırdığınız süreyi ölçün, bu süreyi profesyonel bir alanda değerlendirseniz krizin sizi etkilemeyeceğine garanti verilebilir.

Bu kadar problemden bahsedip onları tanımladıktan sonra mutlaka çözüm önerileri de getirmek zorundayız. Teknolojiden tamamen uzak durmak mümkün değil. Biz istesek de bunu yapamayız çünkü hayatımıza entegre olmuş durumda. Ancak alabileceğimiz bazı önlemler var. İlk olarak, televizyon başında daha az zaman geçirmemiz gerekiyor. Sabit bir şekilde ekrana bakmak yerine kitap okuyup ailemizle sohbet edebiliriz. Ayrıca programları izlerken seçici davranmalıyız. Kendi irademize hakim olmamız gerekiyor. İkinci olarak bilgisayarlardan işlerimizi halletmek ve temel fonksiyonlarını kullanmak dışında minimum şekilde faydalanmalıyız. Sevdiklerimizle bir buluşmaya gittiğimizde cep telefonumuzu da kapatarak çok güzel bir jest yapabiliriz, sadece karşımızdakilere değil, kendimize de karşı! Bilmeliyiz ki, her bir elektronik oyuncak beraberinde çeşitli sorunları getirebiliyor.

Günümüz gençleri belirli bir yaşın üzerindeki büyükleri teknolojiyi takip etmemekle ve yeni cihazların kullanımında beceriksiz olmakla suçluyorlar. Onların teknoloji kullanımı konusunda hiçbir şey bilmediklerini iddia ediyorlar. Ama kaçırdıkları bir nokta var;

Cehalet, mutluluktur!

Etiketler: » » » »
Share
116 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sonsuz Enerji

    02 Aralık 2017 Köşe Yazıları

    Beklenen oldu ve Tesla firması yeni nakliye araçlarını görücüye çıkardı. "Semi" adı verilen elektrikli taşıyıcı, boş haldeyken 100 kilometre hıza 1.9 saniyede çıkabiliyor. İki versiyon olarak piyasaya sürülecek olan Semi, 400 ile 800 kilometre arasında bir menzil sunuyor. Bu menzile ulaşmak için kullandıkları bataryaları Megacharger adı verilen şarj istasyonlarında yarım saat ile bir saat arasında bir sürede tam kapasite doldurmak mümkün. Bununla birlikte, söz konusu enerji tüketiminin boyutları çok yüksek. Bir Semi taşıyıcısının dolması için y...
  • Hoax Mesajlara Düşünmeden İnanıyoruz

    01 Aralık 2017 Köşe Yazıları

    “Hoax” kelimesini daha önce duymamış olabilirsiniz. Fakat özellikle Hoax mesajlar aslında internet kullanıcılarının çok sık karşılaştığı hatta hemen her gün farkında bile olmadan maruz kaldıkları bir durum. Hoax sözcüğünün Türkçe'deki karşılığını işletmek, kafaya almak, gırgır geçmek olarak düşünürsek Hoax Mesajları da yalan haber içeren, karşıdaki kişiyi işletmek amacıyla gönderilen yalan içerikler olarak tanımlayabiliriz. Hoax Mesajlara İnanmayın ! Günün birinde tanıdığınız veya hiç tanımadığınız birisinden bir e-posta, SMS veya Facebook m...
  • Elon Musk

    01 Kasım 2017 Köşe Yazıları

    Elon Musk son dönemde gerek yaptığı yatırımlar, gerekse idealist bakış açısıyla ürettiği fikirler ile dünya tarihine damgasını vuruyor. Son 10 yılda kurduğu şirketlerin kendi endüstrilerinde liderliğe oynaması sadece şans faktörüne bağlanamaz. Yüksek vizyon, nitelikli işgücü, doğru yatırım ve finansal güç gibi birçok unsurun bir araya gelmesi ile ancak bu seviyede bir başarı sağlanabilir. Bu unsurların tamamı doğru bir simya ile harmanlandığında ortaya çıkan üretim tarzı, hiçbir rakip firmada olmayan özellikleri beraberinde getirir ve farklı bi...
  • Danışmanlar Her Şeyi Bilmezler

    01 Kasım 2017 Köşe Yazıları

    Bilişim Sektörü'nde uzmanlık alanınız ne olursa olsun Danışmanlık yapmak çok zordur. Bu Danışmanlık mesleğinin zorluğu veya işin ağırlığından değil genelde Danışmanlık yaptığınız kurum ve kişilerin çevresindeki dalkavuklardan kaynaklanan bir zorluktur. Çünkü bu kişiler kendilerinden çok daha fazla şey bilen birisine karşı hoşgörü ile değil daha çok boş yere para alan ama hiçbir işe yaramayan bir "Sülük" gözüyle bakarlar. Bu zavallı insanlar sığ beyinleriyle yaptığınız çalışmaları akılcı değerlendirmelerden çok uzaktan kötülemekten başka bir şey...