İstanbul'da Yeni Antik Kent Bulundu

Küçükçekmece'de, M.Ö.7'inci yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen 'Bathonea' antik kenti bulundu. Bugüne kadar yeri tam olarak belirlenemeyen antik kentin ilk etapta deniz feneri ve surları tespit edildi.

İstanbul'un ikinci tarihi yarımadası olarak nitelendirilen antik Bathonea kentinde Bakanlar Kurulu kararıyla kazı çalışmaları başlatıldı. Kocaeli Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün'ün başkanlığını yürüttüğü İstanbul Tarih Öncesi Çağlar Araştırmaları (İTA) projesi son yılların en önemli arkeolojik keşiflerinden birini doğurdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü denetiminde ve Küçükçekmece ve Avcılar Belediye'lerinin destekleriyle 2007 yılından beri Küçükçekmece Gölü'nün Avcılar ve Küçükçekmece ilçeleri kıyılarında yapılan yüzey araştırmalarında Antik Bathonea kentinin izlerine ulaşıldı. Elde edilen veriler ışığında "İstanbul'un Yeni Tarihi Yarımadası" olarak nitelendirilen ve göle doğru uzanan alanda İstanbul'un M.Ö.7'inci yüzyılda "Byzas" tarafından kurulduğu zamana tarihlendiği düşünülen ikinci bir kent daha yatıyor.

Elde edilen veriler ışığında Bakanlar Kurulu'nun kararıyla bölgede 16 Ağustos 2009'dan itibaren kazı çalışmalarına başlandı. Konuyla ilgili olarak aynı gün bölgede geniş katılımlı bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Kocaeli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün, İstanbul Üniversitesi'nden Dr. Emre Güldoğan, Bristol Üniversitesi'nden Prof. Dr. Volker Heyd, KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesinden sualtı arkeoloğu Hakan Öniz, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci, Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, kazı ekibini oluşturan bilim adamları, arkeologlar ve basın mensupları katıldı. Belediye Başkanları kazı çalışmalarının başladığı göl çevresini basın mensupları ile birlikte dolaştılar.


Bathonea Antik Kentine Gölden Teknelerle Ulaşıldı

Basın Toplantısından

Şu Anda Göl İçinde Kalan Fener'in İncelenmesi

Şengül Aydıngün kazıyla ilgili olarak "M.Ö 2 ile MS. 2. yüzyıla ait çeşitli kaynaklarda Küçükçekmece Gölü çevresinde Byzantion'un (İstanbul'un ilk adı) 12 mil yakınlarında "Bathonea" adlı bir yerleşmeden söz edilmektedir. Bathonea ismi Sazlıdere'nin antik çağdaki adı olan ve "Derin Dere" anlamına gelen "Bathynias" tan geliyor. bir başka anlamda ise "Yüzen Ordu" "Donanma" anlamına da geliyor. Kentin bugüne kadar yeri tespit edilememişti. 2007 yılında başlattığımız ve 2008 yılında da süren yüzey araştırmaları sırasında göl kıyısında çok düzgün kesimli blok taşlardan oluşan oldukça kalın duvar kalıntılarına rastlandı. Duvar sırasının metrelerce uzadığının görülmesiyle detaylandırılan çalışmada bu kalıntıların sıradan duvarlar olmadığı tespit edildi. Yapılan ölçümlerde duvarların 400 metresi netleşti. Göl içinde kalmış sıraların sonar ile takibinden elde ettiğimiz veriler duvarların 2 km. uzunluğunda olduğunu gösteriyor. Duvar sırasının önemli bir ticaret ağına sahip limana ait kalıntılar olduğu açık. Kalıntıların bir ucu göl içinde rıhtım şeklinde uzanıyor" dedi.

Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay ise "Önümüzde çok büyük bir yerleşik kent kazısı var. Bu kazı çalışması İstanbul'un bilinen tarihinde yeni bir sayfa açacağı gibi, yalnız kent tarihine değil Avrupa'nın geçmişine de ışık tutacak. Üniversitelerimizden ekipler burada yüzyıllardır yatan bir tarihi aydınlatarak belki de İstanbul kentinin ilk oluşum yıllarını ortaya çıkartacak. Belediye olarak bu çalışmaya yaklaşık 2 yıldır azami destek vermekteyiz ve bundan sonrada vermeye devam edeceğiz" dedi. Mustafa Değirmenci ise "Küçükçekmece ve Avcılar Belediyesi olarak bugün burada tarihimize yepyeni bir çehre kazandırmak için buluştuk. Yapılan arkeolojik kazılar neticesinde şu ana kadar büyük bir yol kat edildi. Böyle bir bölgeye hizmet verdikleri için hocalarımıza teşekkür ederiz. Bu bölgeyi çok talep gelmesine rağmen imara vermedik. Burada yapılacak olan kazılarla yeni bir Efes Kenti yaratacak olabiliriz. Bu bölgenin bir Açıkhava Müzesi olmasını istiyoruz" dedi.

Gezi sırasında basın mensuplarına kazı yapılacak alanlar hakkında bilgiler verildi. Kazı için ilk kazma ise Aziz Yeniay ve Mustafa Değirmenci tarafından vuruldu. Kazı sırasında ortaya çıkan antik bulgular da kazı ekibi tarafından Yeniay ve Değirmenci'ye gösterildi.


Basın Toplantısından

Kazı Alanından Görünüm

Kazı Çalışmaları Resmi Olarak Başladı

İstanbul'da Yeni Tarihi Yarımada

Antik kaynaklarda İstanbul'un ilk kurulduğu kent olan Byzantion'un yakınlarında onunla çağdaş Bathonea adlı Hellenistik bir kentten söz edilmekteydi. Kaynakların işaret ettiğine göre Küçükçekmece Gölü yakınlarında olabileceği sanılan kentin tam yeri bugüne kadar tespit edilememişti. Üstünden Roma, Bizans ve Osmanlı gibi imparatorlukların geçtiği Byzantion'dan günümüze bir iz kalamamış. İstanbul'un bugünkü durumunda varsa bile bu ilk kentin kalıntılarına ulaşmak da çok zor. Bathonea kazıları Byzantion'la aynı döneme tarihlenen bir kenti açığa çıkaracağı için de önemli.

Avcılar ve Küçükçekmece Belediye'lerinin destekleri ve bilim heyetinin özverili çalışmaları 2008 yılında meyvelerini vermeye başladı. İlk yüzey araştırmalarında kayıp kent Bathonea'nın işaretlerine İstanbul'un en eski ve en büyük antik limanlarından biri olduğu düşünülen büyük liman ve kent kalıntıları ile fener yapısına rastlanıldı. Çalışmalar sırasında Küçükçekmece Gölü havzasında tarih öncesi dönemlere ait taş aletler ve seramik parçaları da bulundu.

Pek çok basın kuruluşu tarafından geçtiğimizin yılın Türkiye'deki en büyük arkeolojik keşifleri arasında ilk sırada gösterilen Bathonea'nın gün yüzüne çıkması için Bakan Ertuğrul Günay'ın onayı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakanlar Kurulu'na teklifte bulunuldu. Bakanlar Kurulu'nda geçtiğimiz hafta alınan 2009/15280 sayılı kararla da uzun yıllar sürecek ve kentin tarihine ışık tutacak kazı için ilk kazma vuruldu.

Kocaeli Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında İstanbul Üniversitesi'nden Dr. Emre Güldoğan ile Bristol Üniversitesi'nden Prof. Dr. Volker Heyd'in başkan yardımcılıklarını, KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesinden Hakan Öniz ve Hollanda Lahey Üniversitesinden Ümran Yüğrük Planken' in alan başkanlıklarını yürüttükleri çalışmalar uluslararası bir ekip tarafından gerçekleştiriliyor. Kazılara dokuz ülkeden arkeolog, jeolog, mimar, sanat tarihçisi, sualtı araştırmacıları gibi disiplinlerden 40 kadar uzman ve öğrenci de katılıyor.


Bathonea!nın Limanı

Antik Kent Kalıntıları

Göl Kıyısındaki Kalıntılar

Antik Kent, Tapınak ve Nekropol Alanı

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü denetiminde yürütülen ITA projesinin bir parçası olan Bathonea yüzey araştırmalarının bu yaz yine Küçükçekmece ve Avcılar Belediye'lerinin destekleriyle başlanılan üçüncü ayağında da çok önemli bulgulara ulaşıldı. Antik limanın geçen yıl bulunan duvar yapılarının devamı ve iki adet iskele daha tespit edildi. İskeleler ve duvarlarda kullanılan taşların düzgün biçimde kesilmiş olmaları Hellenistik dönemde yapıldıklarını gösteriyor. Esas heyecan verici buluntular ise karada. Izgara sistemli, teraslar halinde göle doğru uzanan bir kente ait izler, yukarıdaki bir tapınağa ait olduğu düşünülen sütunlarla buluşuyor. Kalıntıların bitiminde rastlanan Roma dönemine tarihlenen yol ise oldukça belirgin ve iyi durumda. Geçen yıl bulunan Antik Fener'e kadar uzanan bu yol antik limanın kuzeyindeki kenti boydan boya kat ediyor. Karadaki bir başka sürpriz ise Roma Yolu'nun kenarındaki Osmanlı dönemine ait bir hamam. Roma Yolu boyunca yer yer ortaya çıkan duvarlarda da daha önce burada olan bir Osmanlı çiftliğinin binalarında kullanılan antik Bathonea evlerine ait düzgün kesilmiş taş bloklara rastlanıyor. Kentin uzantısında oldukça büyük bir nekropol alanı var. Jeofizik çalışmalarla tespit edilen alan İstanbul Üniversitesi'nin Veterinerlik Fakültesi'nin arazisi içinde bulunuyor.

Araştırma Tarihçesi

Bathonea, Küçükçekmece Gölü'nün Avcılar sahili ile Küçükçekmece kıyıları boyunca Türkiye Atom Enerjisi Kurumu arazisinin kıyıları da dahil 10 bin metrekareden fazla bir alanı kaplıyor. İnsanların avcılık ve toplayıcılıkla yaşadığı Taş Devri'nden Helenistik-Roma-Bizans ve Osmanlı'ya kadar uzanan dönemlerine ait kalıntılarla dolu olan havza tam bir tarih hazinesi.

Araştırmanın sualtı ayağını Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden sualtı arkeologu Hakan Öniz başkanlığındaki bir ekip yürütüyor. Gölün aşırı kirliliği nedeniyle zor koşullarda süren sualtı "sonar" araştırmalarında halk arasında "Gölün içinde cami var" diye bilinen kalıntının aslında antik limanın mermer feneri olduğu belirlendi. Bölgede geçen yıl yapılan çalışmalarda Hellenistik Dönem amphora kırıkları, Geç Roma dönemi sütun ve sütun başlıkları ile Bizans döneminden kalma Hz. İsa kabartmalı taş eserler bulunmuştu. 2008 yılındaki araştırmalarda ise yine Helenistik dönem amfora parçaları, M.S. 5-6. yy'a ait olduğu sanılan damgalı pişmiş topraktan koku ya da gözyaşı şişesi, desenli kap parçaları, Tarih Öncesine ait çakmak taşı aletler, naviform çekirdekler ve henüz çarkın kullanılmadığı ilkel biçimli el yapımı seramik parçaları ele geçti. Göl üzerinde yapılan sonar taramalarında ise büyük boyutlu demir çapalar tespit edildi. Her buluntunun tek tek numaralanıp envanterinin tutulduğu araştırmaya arkeologların yanı sıra, mimarlar, şehir plancıları, jeologlar, jeofizikçiler, zoologlar, botanikçiler gibi çeşitli bilim dallarından otuza yakın bilim insanı katılıyor. Araştırmalar İstanbul'un kültürel tarihine eşsiz bir katkının sunulacağı yönünde.

Yüzbinlerce Yıllık Bir Yaşam

Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün'ün verdiği bilgilere göre ülkemizin en eski yerleşim yeri olan Yarımburgaz Mağarası'nın da içinde bulunduğu Küçükçekmece Gölü havzasında yaşam izlerinin geçmişi yüzbinlerce yıl öncesine gidiyor. Küçükçekmece Gölü çevresi tarih öncesinde adeta bir cennetti. Kuzeyden gelen Eskinoz ve Sazlıdere (Bathynias) gölü temiz sularla beslerken, gölün güney ucu Marmara Denizi'yle birleşmekteydi. Etraf çeşitli endemik türlerin barındığı yemyeşil bitki örtüsüne sahipti ve göl kenarındaki bataklık alanlar kurudukça verimli topraklar ortaya çıkmıştı.

Geçmişte bizon, geyik, karaca, leopar, ayı, benekli sırtlan gibi pek çok yaban hayvanı ve kuş cinsinin yaşadığı Küçükçekmece Gölü havzasında bol miktarda balık türleri de bulunmaktaydı. Bu nedenle tarih öncesinin avcı ve toplayıcı topluluklarının yaşamı için çok uygun olan bu coğrafya, Taş Çağı'nın insan toplulukları için ideal bir yaşam alanı oluşturuyordu.

Aydıngün'ün başlattığı yüzey araştırmaları sırasında yüzbinlerce yıllık avlanma, ezme, parçalama, kesme ve bilemeye yarayan taş aletlerin benzerleri bulundu. Bunların başında satırlar, ağırlıklar, biley taşları, kesici ve kazıyıcılar geliyor. Alanda volkanik ve çakmaktaşı kökenli taş hammaddeler de elde edildi. Çevrede volkanik bir alan olmadığı için bu taşların başka bölgelerden getirildiği düşünülüyor. Bu da binlerce yıllık tarih öncesi çağların ticaret rotalarını anlayabilmek için önemli bir ipucu.

Yapılan araştırmalarda henüz çarkın bulunmadığı dönemlerden itibaren üretilmiş seramik örneklerinden, Bizans ve Osmanlı'nın son dönemine kadar üretilmiş seramik parçalar da bulundu. Karadaki bir Osmanlı sarnıcı da göl çevresinin yüzbinlerce yıldan beri kesintisiz olarak günümüze kadar insanlığa hizmet verdiğini ortaya koyuyor.

Konstantin Dönemi Tuğlaları

Araştırma sırasında belirlenen ve Helenistik çağa kadar indiği sanılan antik limanın İstanbul'un yakın çevresindeki en eski antik limanlarından birisi olabileceğini destekleyen kanıtlar olarak İmparator Konstantin döneminden itibaren kullanılmış "constan" yazılı damgalı yapı tuğlaların bulunması. Antik

Kaynaklar İmparator Konstantin zamanında başkent Kostantinopolis'in en dış sınırının Küçükçekmece olarak belirlendiğini yazıyor. Bu kaynaklara göre İmparator Konstantin Byzantion kentini M.S. 330 yılında kendi adını vererek Roma'nın başkenti ilan ettiğinde yani "Konstantinopolis" çevresinde büyük bir imar faaliyetine kalkmış ve çevresiyle birlikte surlar, limanlar, hamamlar, caddeler, sokaklar ve resmi yapılarla donatmış ve mahalleler kurdurmuştu. Küçükçekmece göl ve kıyısı boyunca uzanan sur, liman ve diğer yapı kalıntılarının bu dönemin yapıları olup olamayacağı üzerinde tartışılıyor. Ya da İstanbul'un Byzantion olarak tanındığı Helenistik dönemdeki komşu kenti Bathonea'ya mı ait oldukları sorusu araştırılıyor.

Geç Roma döneminden sonra önemini kaybettiği sanılan limanın terk edilerek tarih sahnesinden kaybolmasının en önemli nedenlerinden birisinin ise deprem gibi ani ve yıkıcı bir fenomenden kaynaklanmış olabileceği düşünülüyor. Antik kaynaklarda 557-558 yıllarında yaşanan depremin Küçükçekmece bölgesinde çok şiddetli hissedildiği ve bölgedeki tüm yapı, kale, kiliselerin temellerine kadar yıkıldığından söz ediliyor. Bu nedenle böyle bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ancak kazı ve jeolojik çalışmalarla anlaşılabilinecek.

Arkeopark Olabilir

I. derece arkeolojik sit alanı olan Küçükçekmece Gölü havzası maalesef bugün hem sulak alan hem de çevresel olarak oldukça kirlenmiş durumda. Ayrıca kaçak yapılaşma havzanın arkeolojik sit sınırını çoktan aşmış. Bölge tarih boyunca jeolojik açıdan da I. derecede heyelan alanı olmuş. Bölge botanik açısından da çok önemli. Dünyada 122 bölgede bulunan Razya türü bitki burada yetişiyor. Ayrıca çok özel kelebekler var. Hala kartallar ve şahinler yaşıyor. Göçmen kuşların ise ana dinlenme rotalarından birisi.

Aydıngün, Yarımburgaz Mağarası ve Küçükçekmece Gölü'nün çeşitli disiplinlerle ortak olarak hazırlanacak uluslararası bilimsel projelerle kurtarılabileceğini ve ülkemizin arkeolojik parklarından biri haline getirilebileceğini düşünüyor. Böyle bir coğrafi alanın dünyanın hiçbir yerinde bulunmadığını ve bölgeyi bilimsel olarak ele alarak yeniden düzenlemenin yalnız İstanbul'un tarihi açısından değil, dünya insanlık tarihi açısından da önemli olduğunu vurgulayan Aydıngün, İstanbul ilinde sürdürdükleri arkeolojik çalışmaların bir ayağının da da Silivri Belediyesi desteği ile aynı ekip tarafından keşfedilen Danamandıra Antik Kült Merkezi'nde yoğunlaşacağını belirtti. Silivri'nin ve Çatalca'nın orman köylerinin yeterli araştırılmadığını vurgulayan Aydıngün, 2007 yılında orman içinde sarmaşık bitkiler tarafından kaplanarak unutulmuş bu merkezin coğrafi güzelliği ve kaya oyma yapılarıyla dikkat çektiğini belirtiyor. Aydıngün, İstanbul'un batısında Küçükçekmece'den başlayarak Selimpaşa, Silivri ve Danamandıra ve Çatalca'nın İnceğiz Mağaraları'na doğru ilerleyen bir rota üzerinde İstanbul'a yeni pek çok kültür ve turizm alanları kazandırılabileceğini düşünüyor.

Tarihi Yarımada

İstanbul'un çekirdeği tarihçi Herodotos, Roma İmparatorluk Dönemi'nde yaşamış olan Eusebius, Amasya'lı coğrafyacı Strabon'a göre Milattan Önce 7'inci yüzyılda önce şimdiki Kadıköy'de atılmış, o dönemde Khalkedon yani "Körler Ülkesi" olarak tanımlanan bu yerleşimin karşısına da 17 yıl sonra Megaralı Byzas tarafından Byzantion kurulmuştu. Byzantion, Avrupa ile Asya'yı ayıran İstanbul Boğazı'nın (Bosporos) Trakya yakasında, bugün, Topkapı Sarayı ve Ayasofya'nın kapladığı alan üstünde kurulmuştu. Yani, Sarayburnu ve hinterlandı Byzantion'un çekirdeğini oluşturuyordu. Kent zamanla gelişmiş, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde, kabaca bugün Eminönü ve Fatih ilçelerinin bulunduğu alana yayılmıştır. İstanbul'un söz konusu dönemlerine ait izlerin bulunduğu bu alan günümüzde Tarihi Yarımada olarak anılmaktadır.

Haber: Aslı Özek ALTINDAĞ - Haber Müdürü


17 Ağustos 2009