Bu haftaki sanatçı konuğum ressam Kamer Batıoğlu. Röportajımız için Suadiye'deki atölyesine konuk oldum. Subay bir baba ile ev hanımı bir annenin 3 çocuğundan biri. Bir kız kardeşi ve bir ağabeyi var. Babasının subay olmasından dolayı kardeşlerin hepsi farklı yerlerde doğmuşlar. İzmir doğumlu olan Batıoğlu'nun çocukluğu Keşan, Kars ve İstanbul'da geçmiş. İstanbul'a geldikten sonra da önce Bakırköy daha sonra da Beşiktaş yaşadıkları yer olmuş. Kamer Batığlu röportajımız esnasında tüm ısrarlı sorularıma rağmen doğum yılını bir türlü söylemedi. Kendisinden tek alabildiğim ipucu üniversiteye başladığı tarih olan 1976 yılı oldu.
Batıoğlu, ilkokulu Bakırköy'de bitirmiş, Beşiktaş Ortaokulu'nda ve Beşiktaş Kız Lisesi'nde okumuş. Liseyi yine tayin nedeniyle gittikleri Erzincan Lisesi'nde bitirmiş. Lise sona kadar başarılı bir öğrenciymiş ama son sınıfta kimyadan ikmale kalmış. Genelde pek ders çalışmadığını, dersi derste öğrendiğini sohbetimiz esnasında öğrendim. Nasıl bir çocuktunuz sorusuna, "Evin içinde çok sakin ama dışarıda erkek gibi bir çocuktum" diye yanıt verdi. Resim yeteneğini ilkokuldaki öğretmeni keşfetmiş. Lisedeyken çok sosyal bir öğrenci olduğunu, okulun voleybol ve atletizm takımında bulunduğunu, folklor oynadığını ve okul korosunda yer aldığını anlattı. O yıllarda karikatür çiziyor ve çizdiği karikatürler yerel gazetelerde yer alıyormuş. Üniversitede resim eğitimi almak için o zamanki adıyla Akademi'de okumak istemiş ama ailesi izin vermediği için Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği'ni kazanmış. Terörün en yoğun zamanı İstanbul'a tek başına okumaya gitmiş. Üniversite bitince hemen evlenmiş.
Batıoğlu, evlendikten sonra çalışmayarak evde resim yapmaya başlamış. İlk denemeleri klasik resimler üzerine olmuş ve daha sonra sürrealizm tarzında çalışmalarına devam etmiş. Resimlerini hep kendi içinden geldiği gibi yaptığını, eserlerinde daha çok küresel ısınma, antik değerler, ezilen ülke kadınlarının sorunlarını işlediğini anlattı. İnsanlarla iletişime ancak bu şekilde geçebildiğine inanıyor. Örneğin tarihi eserlerle ilgili "antik" serisini "onları koruyor muyuz yoksa koruduğumuzu zannedip daha da mı tahrip ediyoruz" düşüncesiyle oluşturmuş. Sergilerini adeta sosyal sorumluluk projesi olarak kullanıyor. Kendine örnek aldığı ve beğendiği ressamın Dali olduğunu öğrenince hiç şaşırmadım. Batıoğlu'na göre Türkiye'deki birçok ressam maalesef taklitçi, ama yine de Türkiye'de dünya ressamlarıyla boy ölçüşebilecek ressamlar da olduğuna inanıyor.
Boş zamanlarında gezmeyi, eğlenmeyi, dış mekanlarda arkadaşlarıyla sohbet etmeyi seven Batıoğlu eskiden tenis oynadığını da belirtti. Bolca müzik dinleyip pek televizyon seyretmeyen sanatçı kayak yapmayı çok seviyor ve yelken sporuna büyük merakı var. Bu sene Marmaris'deki yelken yarışlara katılmış. Batıoğlu için tatilin mutlaka deniz olması gerekmiyor. Tatilde kaybolmayı, sokak sokak dolaşmayı daha çok seviyor. Son zamanlarda fotoğraf çekmeye başladığından da söz etti. "Yakında Kamer Batıoğlu'nu fotoğraf sergisi açmış olarak görebilecek miyiz?" diye sorduğumda "olabilir, var merakım" dedi. Bakalım bekleyip göreceğiz...
Türkiye'de sadece resim yaparak yaşamanın zor olduğunu söyleyen Batıoğlu atölyesinde iç mimarlık öğrencilerine ders veriyor. Atölyenin bütün bölümlerini bana gezdirerek yaptığı işler hakkında çok ayrıntılı bilgiler verdi. Atölyesinde olmaktan büyük keyif aldığını ve orayı zaman zaman bir kaçış kalesi olarak gördüğünü gözlemledim. Batıoğlu'na göre her birey kendi ruh sağlıkları ve kişisel gelişimleri için mutlaka sanatın bir dalıyla uğraşmalı.
Kadıköy Sanatçılar Derneği, Türkiye Ressamlar Derneği ve Güzel Sanatlar Birliği Üyesi olan Batıoğlu çalışmalarını halen kendi atölyesinde devam ediyor. Son sergisindeki tüm eserleri satılan bu yetenekli ressamı ben yakından takip ediyorum ve sanatında olgunluk dönemine ulaştığını düşünüyorum. Daha yapacak çok projesi ve açacak çok sergisi var. Koleksiyonunuzda eğer bir Kamer Batıoğlu yoksa emin olun bir resminiz eksik demektir. Kamer Batıoğlu'na bana ayırdığı zaman, keyifli ve samimi sohbeti için çok teşekkür ediyor, bundan sonraki tüm sanat çalışmalarında başarılar diliyorum.
Aykut ALTINDAĞ
Genel Yayın Yönetmeni
A.A. : Bize kendinizi çocukluğunuzdan başlayarak tanıtabilir misiniz?
K.B. : İzmir'de doğdum. Babam orduda subaydı, karacıydı. Şu an emekli albay. Annem ev hanımı. Babamın memuriyeti dolayısıyla Türkiye'yi gezdik. Annem ile babam teyze çocukları, yani anneannem ve babaannem kardeş ve Cihangirliler. Anneannem Trabzon'a gelin gidiyor ve annem doğuyor. Babaannem ise Çanakkale'ye gidiyor, babam doğuyor. Annem babam evlenince Türkiye'yi karış karış geziyorlar. 3 kardeşiz, 1 kız kardeşim ve 1 ağabeyim var. Ailemin sürekli gezmesinden dolayı bütün kardeşlerin doğum yeri farklı. Ağabeyim Ankara'da, kız kardeşim İstanbul'da doğdular. 2 yaşına kadar İzmir'de kaldık. Sonra 5 yaşına kadar Keşan'daydık. Oradan 4 sene geçireceğimiz Kars'a gittik. İlkokul 3. sınıfa kadar orada okudum. Tezekten duvarları olan tek katlı bir ilkokuldu. Gece kar yağdığı zaman kurt inerdi. Tuvaletler evin dışındaydı. Çocukluğumda beni çok sakin bulurlardı. Evde sakin bir kız çocuğu ama sokakta tam erkek çocuğu gibiydim. Her türlü oyunu oynardım. Çok akıllı bulurlardı, o yüzden sürekli sınıf atlatmaya uğraşmışlardır. Bir süre sonra babamın İstanbul'a tayini çıktı. Bakırköy'de oturduk. İlkokulu Bakırköy'de bitirdim. Sonra Beşiktaş'a taşındık. Beşiktaş Ortaokulu'nda ve Beşiktaş Kız Lisesi'nde okudum. Başarılı bir öğrenciydim, her zaman takdir ve teşekkür alırdım. Resim yeteneğimi ilkokul 3'de öğretmenim keşfetti. Bütün resim yarışmalarına benim resimlerim giderdi. Ayrıca karikatür çalışmalarım vardı, yerel gazetelerde çıkıyordu. Okul voleybol ve atletizm takımındaydım. Folklör oynuyordum ve okul korosundaydım. Çok fazla ders çalışmazdım, ama dersleri dinlerdim. Beni ders çalışırken gören yoktu zaten, çalışmazdım, dersi derste hallederdim. Lise 2 bittiği zaman babamın gene tayini çıktı, Erzincan'a gittik. Erzincan'da 1 sene okudum ve Erzincan Lisesi'nden mezun oldum. O sene ilk defa kimyadan ikmale kaldım. Üniversiteyi o zamanki adıyla Akademi'de okumak istedim, ama ailem resim eğitimi almamı istemedi. Eczacılık, mühendislik, doktorluk gibi mesleklere yönlendirmek istediler. Akademiye giremeyince ben de üniversite mezunu olmak istediğim için üniversite sınavlarına girdim. 1976'da Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü'nü kazandım. Üniversiteyi kazanınca İstanbul'a döndüm, ailem Erzincan'da kaldı. Üniversiteye başladığım zaman terör olayları vardı, 4 senelik mühendisliği 2.5 yılda bitirdim. Terör olayları, ailemin yanımda olmayışı ve devam mecburiyetinin bulunmayışından dolayı ilk 1.5 sene okula hiç gidemedim. Ben terörü olduğu gibi yaşadım, hem de en olaylı okullardan birinde. Okula gitmeye başladığımda direkt 2. sınıfın 2. sömestrindeydim. Bütün alttan kalan derslerimi, laboratuarlarımı, her şeyimi 2.5 yılda halledip 1980'de Kimya Mühendisi olarak mezun oldum. Ama mühendislik hiç yapmadım. Üniversite bitince 20 yaşında üniversitenin Makine Mühendisliği Bölümü'nden biriyle hemen evlendim. Çalışmadım, evde resim yapmaya başladım.
Benim babamın askerlikle hiç alakası yoktu. Askeri kamplara giderdik ama babam orduevlerinden hep uzak durmuştur, bizi de uzak tutmuştur. Annem de babam da sosyal insanlardır. O kadar ki dans yarışmalarında ödülleri vardır.
A.A. : Sanata ilginizi ne zaman fark ettiniz?
K.B. : Lise yıllarımda. Lisede kalem ve boyalar elimden hiç düşmezdi. Sürekli resim yapıyordum. Ailem bunları biliyordu, derslerimi aksatmadığım sürece onlara göre hiçbir problem yoktu. Zaten aksamadığı için seslerini çıkarmıyorlardı. Babam ile aram daha iyiydi. Annem çok otoriter bir kadındır, tam bir Karadeniz kadını. Babam ise yumuşacık bir Ege adamı.
A.A. : Tarzınızı nasıl tanımlarsınız?
K.B. : Başlangıç olarak klasik resimler çalıştım. Ama daha sonraki yönelişim tamamen sürrealist. Ben sürrealist bir ressam olayım diye resimlerimi yapmadım. Zaten o zamanlar akademik bir eğitimim, sanat tarihi bilgim yoktu. Ben tablolarımı içimden geldiği yaptım. Tablolarımı gören insanlar bunun sürrealizm olduğunu söylediler. Hatta sürrealizmin içinde fantastik realizm olduğunu ilave ettiler. Ben onların yalancısıyım. Çok da araştırma gereği duymadım, çünkü içimden geleni yapmak istedim. Sonradan incelediğimde seçtiğim konuların da sürrealizme çok uygun olduğunu gördüm.
A.A. : Resimlerinizde neden ülke kadınlarının yaşadığı sorunlara bu kadar hassassınız?
K.B.: Doğuyu çok gezdim. Üniversitede okurken hemen hemen her haftasonu gidip geldim. Babam gezdirmeye çok meraklıydı. Biz yollarda giderken nerede bir sarı tabela var, biz söylemesek de, mutlaka girer, gezdirirdi. Görmediğimiz yer kalmadı. Babamın sayesinde ailecek Doğu'yu çok gezdik. Siirt, Urfa, Bitlis, Antep, Kilis, sınır kapıları. Bu geziler sırasında ben köy kahvesindeki insanlarla sohbet ederdim. Eve gelen temizlikçi kadın olsun, okuyan kız arkadaşlarım ve aileleri olsun hep onları gözlemledim. Onların o korkuları, geleneklere bağlılıkları, kendilerini aşamayışları, haklarından haberlerinin olmayışı bu resimlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
A.A. : Kamer Batıoğlu ne tür resimler yapar? Etkilendiğiniz bir akım veya ressam var mı?
K.B. : En başta Dali var. Gustav Klint'i çok severim. İlla benim tarzımda olması gerekmiyor. Keşke Dali kadar olabilsem.
A.A. : Bugüne kadar katıldığınız karma ve kişisel sergileriniz hakkında bilgi verir misiniz?
K.B. : En son sergimi Avusturya'da açtım. Çeşitli ödüllerim ve kolleksiyonlarda yer alan tablolarım var. Edirne Çağdaş Resim ve Heykel Müzesi'nde tablom yer alıyor. "Küresel Isınma ve İklim Değişikliği" adlı tablom Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan ödül aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından 2007 yılında "Başarı Ödülü" aldım. 2008 Temmuz ayında Avusturya'da sanat tarihi-estetik konulu seminerlere katıldım, atölye çalışması yaptım. Tablolarım Avusturya genelinde düzenlenen "Eyalet Sergisi"nde sergilendi.
KİŞİSEL SERGİLER
2009 Artpoint Gallery, İstanbul
2008 Galerie Karismus, Avusturya
2008 Ariyel Sanat Galerisi,istanbul
2006 AKM, İstanbul
2005 Crowne Plaza Otel, İstanbul
2005 Galeri Artist Horhor, İstanbul
2005 Turkuvaz Sanat Galerisi, Ankara
2004 Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul
2003 Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul
2003 Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul
2002 Caddebostan Kültür Merkezi, İstanbul
2002 Pakpen Sanat Galerisi, İstanbul
KARMA SERGİLERDEN SEÇMELER
2010 Madison Otel "İz Bırakanlar", İstanbul
2010 Türkiye Ressamlar Derneği Sanat Galerisi, İstanbul
2010 Akyol Sanat Galerisi "Aşk", İstanbul
2010 Cemal Reşit Rey "GSB", İstanbul
2010 Akyol Sanat Galerisi "İstanbul Düşleri", İstanbul2009 Bakraç Sanat Galerisi Yarışma Sergisi, İstanbul
2009 Madison Otel "Cumhuriyet", İstanbul
2009 Çorlu Kültür Sanat Derneği,Yarışma Sergisi Çorlu
2009 Akyol Sanat Evi, Otoportreler,İstanbul
2008 Karismus Art Galerie, Viyana
2008 Taksim Sanat Galerisi,Pipa Bacca, İstanbul
2008 Galeri Karismus, Avusturya
2008 Güzel Sanatlar Birliği, 99. Yıl Sergisi
2007 Nilay Meral Sanat Galerisi,İstanbul
2007 Bindallı Sanat Galerisi,İstanbul
2007 Deyim Sanat Galerisi, İstanbul
2007 TC Çevre ve Orman Bakanlığı, Yarışma Sergisi
2007 Amerikan Kültür, Dans ve Estetik, İstanbul
2007 Otoportreler, Çekirdek Sanat, İstanbul
2006 Resim Heykel Müzesi, İstanbul
2006 Devlet Güzel Sanatlar Galerisi
2006 Ankara 12. Sanat ve El Sanatları Fuarı
2006 İstanbul 16. Sanat Fuarı
2006 AKM, İstanbul
2006 Mali Müşavirler Sanat Galerisi, İstanbul
2006 Deniz Müzesi Sanat Galerisi, İstanbul
2005 İstanbul 15. Sanat Fuarı
2005 Deniz Müzesi Sanat Galerisi, İstanbul
2005 Mali Müşavirler Odası Sanat Galerisi, İstanbul
2005 Kadıköy Belediyesi Sanat Galerisi, İstanbul
2005 Moda Deniz Klübü, İstanbul
2005 Galeri Binyıl, Çanakkale
2005 Taksim Sanat Galerisi, İstanbul
2005 Çekirdek Sanat Galerisi, İstanbul
2004 AKM, Antalya
2004 Siegen, Almanya
2003 Trakya Üniversitesi, Edirne
2003 Witten, Almanya
2003 Duisburg, Almanya
2003 Galsenkirchen, Almanya
2003 Paris, Fransa
2003 Rengigül Sanat Galerisi, Bozcaada
2003 Yunus Emre Kültür Merkezi, İstanbul
2003 Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Balıkesir
2003 Soysal Araştırma Vakfı, İstanbul
2003 Kazım Karabekir Kültür Merkezi, İstanbul
2003 ASD Sergi Salonu, Kartal, İstanbul
2003 Harbiye Askeri Müze, İstanbul
2003 ASD Sergi Salonu, Kartal, İstanbul
2003 Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul
2003 Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Bursa
2003 Görsel Sanatlar Galerisi, İstanbul
2003 Caddebostan Kültür Merkezi, İstanbul
2002 Konak Belediyesi Sanat Galerisi, İzmir
2002 Eğitim-Sen, Kartal, İstanbul
A.A. : Eserlerinizde ağırlıkla hangi konuları işliyorsunuz?
K.B. : Küresel ısınma, antik değerler, ülkemiz kadınlarının yaşadığı sorunlar. Son seride bile tombul kadınlar gözüküyor. Zamanın Anadolu parçaları, kibeleler, tapınılan kadınlar şimdi itilip kakılan kadınlar oldu. Bir tepkidir bu. Onları süsleyerek, renklerle bezeyerek aslında itici olmadıklarını, insan olduklarını anlatmaya çalışıyorum. Hep bir sosyal konu oluyor. Sergilerimi bir anlamda sosyal sorumluluk projesi olarak kullanıyorum. İnsanlarla iletişime ancak bu şekilde geçebiliyorum, onlara derdimi bu yolla anlatıyorum. Ben çıkıp konuştuğum zaman beni kim dinleyecek, ama tablolarımı görüp verdiğim mesajı alabiliyorlar.
A.A. : Türkiye'deki resim sanatını dünya ile karşılaştırdığınızda neler söylersiniz?
K.B. : Ben o konuda hayal kırıklığı yaşıyorum. 2003 - 2004 yıllarında Paris'de grup sergisi açtığım zaman 15 gün kadar orada kaldım. O zaman Louvre'un sadece resim bölümünü 4 gün üst üste gezdim. Normalde Paris'i görmedim, hep müzeleri dolaştım ve orada hayal kırıklığı yaşadım. Tablolara baktığım zaman bizim ressamlarımızın yaptığı resimlerin 100 - 150 yıl önce yapıldığını ve müzeye girdiğini gördüm. Biz de ressamlar "bu benim tarzım, bu benim tekniğim" diye sunuyorlar. Bence bu o zamanlar internetin olmayıp bunun ortaya çıkmamasından kaynaklanıyor. Hep taklit. Türkiye'de dünya ressamlarıyla yarışabilecek örnekler var tabii ki. Mesela Ahmet Güneştekin.
A.A. : Sizce 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Projesi sanata ne katacak?
K.B. : Bana kargaşa gibi geliyor. Kargaşa, kaos var. Herkes 2010 adı altında bir şeyler yapmaya çalışıyor ama ortaya konan çok düzgün bir proje ya ben duymadım ya da hakikaten çok çelişkili şeyler konuşuluyor. Fazla şişirildi.
A.A. : Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? İlgi alanlarınız, hobileriniz nelerdir?
N.Ö. : Tenis oynardım, ama epeydir yapamıyorum. Gezmeyi, eğlenmeyi, dış mekanlarda arkadaş sohbetlerini, atölye toplantılarını seviyorum. Müzik dinlerim. Televizyon hiç seyretmiyorum, aklıma bile gelmiyor. Kayağı çok seviyorum, kaymadığım yer kalmadı. Palandöken'den Ilgaz'a her yere gittim. Yelkene merakım var, iyi miçoyumdur, güzel kullanırım. Bu yaz bir arkadaşımın teknesiyle Marmaris'de yarışlara katıldım. Tatil dendiği zaman bana illaki deniz gerekmiyor. Tatil tek başıma çok daha hoşuma gidiyor. Sokak sokak dolaşmayı, kaybolmayı çok seviyorum. Mesela Antakya Hatay'a gittiğim zaman kayboldum. Son dönemlerde fotoğraf da çekmeye çalışıyorum. Gittiğim yerlerde çok güzel şeyler yakalıyorum. Hayatımı sadece resim yaparak kazanmıyorum, ayrıca atölyemde ders veriyorum. Türkiye'de sadece ressam olarak yaşamak zor. İç mimarlık öğrencilerim var. Onlara plan, proje, perspektif çalıştırıyorum. Mühendisliği orada kullanıyorum. Veya hobi gruplarıyla Akademi'ye hazırlık yapıyoruz. Ayrıca kızım ve oğlumla ilgileniyorum.
A.A. : Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
K.B. : İnsanlar kesinlikle kendi ruh sağlıkları ve kişisel gelişimleri için sanatın üstüne gitmeliler. Her birey sanatın herhangi bir dalıyla mutlaka uğraşmalı.