Mese İletişim Genel Müdürü Nedim Özkan ve Maxi Haber Genel Yayın Yönetmeni Aykut Altındağ NEDİM ÖZKAN
Mese İletişim Genel Müdürü

"Bizi seçin, çünkü biz çok çalışkanız ve sahici ilişkilerimiz var"

Bu haftaki konuğum Mese İletişim Danışmanlığı Genel Müdürü Nedim Özkan. Sevgili Nedim ile dostluğumuz son birkaç yıla dayanıyor olsa da onun yanında kendimi her zaman 40 yıllık bir dostumla sohbet ediyormuş gibi rahat hissediyorum. Kendisiyle röportajımızı Mese İletişim'in Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki 1900'lerin başında inşa edilmiş olan tarihi Suriye Pasajı'daki ofislerinde gerçekleştirdik. Laf lafı açtı ve bir saat diye planladığım röportaj birlikte yediğimiz yemeği de katarsak, yaklaşık 4 saat sürdü. Sohbet de keyifli olunca, zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadık.


1966 Ordu Fatsa doğumlu olan Özkan, işçi bir ailenin çocuğu. Çok erken yaşta evlenmiş bir anne-babanın üç çocuğundan en büyük olanı. Anne ve babası ile Nedim’in arasında sadece 16 yaş fark var. İlkokul birinci sınıfı Fatsa'da okuduktan sonra İstanbul'a göçen ailesi ile birlikte bütün çocukluğu İstinye ile Emirgan arasında geçmiş. İlkokulu Recaizade Ekrem'de, orta ve liseyi Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde okumuş. Okulda hep iyi ve çalışkan bir öğrenci olmuş. Çok ders çalışmadığını fakat iyi bir dinleyici olduğunu söyledi. Ortaokul ve lisede sosyal konularda çok aktif bir öğrenciymiş. Dışa dönük ve çok haylaz bir çocuk olduğunu, çocukluğunun hep kavgalarla geçtiğini tebessümle anlattı.

İlk gazetecilik deneyimine 1987'de üniversite ikide okurken Dünya Gazetesi'nde muhabir olarak başlamış. Barometre; Sabah Gazetesi'nin ekonomi servisine ve ardından 1993'te Hürriyet Dergi Grubu'na geçmiş ve Autoshow Dergisi'ne Haber Müdürü olmuş. 1,5 yıl orada çalıştıktan sonra 1995'de Lüleburgaz'da 8 ay kısa dönem askerlik yapmış. Askerlik dönüşü Hürriyet Dergi Grubu'nda "İstanbul Life" adında bir kent dergisi çıkartmış. 3 yıl burada çalıştıktan sonra 1999'dan 2001'e kadar NTV Dergi Grubu'nda yer almış. 2003 yılında Medyaevi'nden gelen medya ilişkileri direktörlüğü teklifini kabul ederek halkla ilişkiler ve iletişim sektörüne geçiş yapmış. O zamandan beri "Halkla İlişkiler" işini çok seviyor ve basına dönmeyi asla düşünmüyor. 2005'in sonunda Medyaevi'nden ayrılarak Mese İletişim'e geçmiş. O zamandan beri orada çok mutlu olarak çalışma hayatını sürdürüyor.

Özkan, "hayatta ne iş yaptığınızın önemi yok, önemli olan yaptığınız işi iyi yapmaktır" diyor.. Mese'de ise tüm operasyonların yönetimi ona ait. Özkan için tüm çalışanlarının işine saygı duyması, verebileceklerinin en iyisini vermeye çalışmaları ve gayret etmeleri çok önemli. O işini ciddiye almayanlara çok kızıyor. Özkan'a ofis ortamında nasıl çalıştığını sorduğumda "çok gürültücü" çalıştığını söyledi. Hatta röportaj için onu beklerken gürültücü çalışmasına bizzat şahit oldum. Özkan için çalışanlarının birikim ve yetkinliğinin olması, öğrenmeye açık olup çalışma iştahlarının fazlalığı büyük önem taşıyor

Özkan, süreklilik ve güvene dayanan samimi dostluklar kuruyor. Hiçbir gazeteciyi kandırmamaya, yanıltmamaya büyük özen gösteriyor. Bunu nasıl başarıyorsun diye sorduğumda "Gazeteci arkadaşları hatırımla boğmamaya çalışırım" diye özetledi. Özkan'a göre samimi, sıcak ve içten olunduğunda, insanlara yalan söylenmediğinde güven ilişkileri dostluğa dönüşebilir.

Müşterilerin diğer ajanslar yerine neden Mese'yi seçmesi gerektiğini sorduğumda kendisinden çok emin bir biçimde, "Bizi seçin, çünkü biz çok çalışkanız ve sahici ilişkilerimiz var" diyerek yaptıkları işte ne kadar iddialı olduklarını belirtti. Müşterileri olan Turkcell ile çalışmaktan o kadar memnun ki, Turkcell'in ekibiyle birbirlerini çok iyi anladıklarını ve tamamladıklarını benimle paylaştı. Aralarındaki güven ilişkisinin başarıyı beraberinde getirdiğini sözlerine ekledi. Nedim Özkan, Mese'yi kendi evi gibi benimsemiş ve mümkün olursa hep burada çalışmak istiyor. Bulunduğu yerde bağlılığı en üst seviyede, fakat konuşmalarından bu bağlılığın asla kör bir bağlılık olmadığı anlaşılıyordu. Özkan'ın en büyük hedefi 2010 yılının sonunda lokomotif sektörlerin lider firmalarıyla çalışıyor olmak. Çünkü o ve onun yönetimindeki ekip müşterilerin standart üstü hizmet almasını sağlamaya çalışıyor.

Sevgili Nedim Özkan'a içten sohbeti ve ayırdığı zaman için çok teşekkür ederken yolunun açık olmasını temenni ediyorum. Biliyorum ki onun daha yapacak çok işi var. Nice büyük başarılara Sevgili Nedim...

Aykut ALTINDAĞ
Genel Yayın Yönetmeni



A.A. : Sizi kısaca çocukluğunuzdan başlayarak tanıyabilir miyiz?
N.Ö. : 1966 yılında Ordu’nun Fatsa ilçesinde doğdum. Üç kardeşin en büyüğüyüm. İlkokul biri Fatsa'da okudum. İki odalı, üç sınıflı bir köy ilkokuluydu. Çok zeki bir çocuktum herhalde, birinci sınıftan üçe geçirdiler beni. İlk motorlu taşıta bindiğimde 4 yaşındaydım. Annemle babam 1974 yazında İstanbul'a göçmeye karar verdiler ve ilkokul ikinci sınıftan itibaren İstanbul maceram başladı. İstanbul'a geldiğimizde Boğaziçi Köprüsü yeni bitmişti ve üzerinden yaya geçilebiliyordu. Babamla köprüde yaptığımız gezi, İstanbul’daki ilk keyifli anılarımdan biridir.

Çocukluğum İstinye ile Emirgan'da geçti. O zamanlar Boğaz çok bakirdi. Bugün İMKB'nin olduğu yerler tamamen bomboştu. Biz o çayırlarda top oynar, gezerdik. İlkokulu İstinye'de Recaizade Ekrem'de okudum. İyi bir mahalle okuluydu; hala da iyi bir okuldur. Ortaokul ve liseyi de Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde (Boğaziçi Lisesi diye de geçer) bitirdim. İyi bir öğrenciydim. İlkokul ikideydim, hocam beni zehir gibi bulduğundan, "liselerarası bilgi yarışmasına matematikte sen gideceksin" dedi. İstanbul'a geleli ve okula başlayalı henüz iki ay olmuştu. Şimdiki Kabataş Erkek Lisesi'ne bizi yarışmaya götürdüler. Yarışmada çok heyecanlandım ve tek kelime konuşamadım. Öğretmenim çok sinirlendi. Hayattaki ilk fiyaskom odur. Ama her şeye rağmen iyi ve çalışkan bir öğrenciydim. Çok ders çalışmazdım ama iyi bir dinleyiciydim.

Benim kariyerimi belirleyen ilkokul öğretmenim Zühal Hanımdır. O bana hep "Sen çok dışa dönük, sosyal bir çocuksun. Ya psikolog ya da gazeteci ol. Senden çok iyi gazeteci olur" derdi. Benim hayatımı belirleyen cümle budur. O zamanlar bunun ne demek olduğunu anlamamıştım. Ortaokul ve lisede hep bir şeyler düzenleyen, oraya buraya gidelim diyen biriydim. Lisede ilk tiyatro kolunu kurdum, kütüphane kurup kitap topladım. Hep dışa dönük ve haylaz bir çocuktum. Hayatımda hiç hasta olmadım, 20 yılda 2 kez nezle olmuşumdur ama sağ kolumu 4 kez, sol kolumu 3 kez, sağ ve sol ayağımı 2 kez kırdım.

İnatçı ve mücadeleciyimdir. Küçükken çok kavga ederdim ve dayak yerdim; annem benden bıkmıştı artık. Bu durum buluğ çağına kadar devam etti. Ortaköy Amatör Takımı'nda 20 yaşına kadar futbol oynadım ama kötü bir futbolcuydum, yetenekli değildim. Ortaköy Beşiktaş'ın pilot altyapısı oluşturuluyordu. Rahmetli Ali Çoban; Metin Tekin, Şifo Mehmet bizimle idmana çıkardı.


A.A. : Çocukluğunuzda rol modeliniz kimdi?
N.Ö. : Hiçbir zaman bir rol modelim olmadı ama babamın söylediği bir cümle benim için hep çok önemli oldu: "Ne olursan ol ama iyi bir insan olmaya çalış". Zaman zaman örnek aldığım kişiler de oldu. Mesela ilkokuldaki öğretmenimi işini çok iyi yapmaya çalıştığı için örnek almışımdır. Bir işi iyi yapmanın, yeteneğin, potansiyelin ne kadar değerli olduğunu ondan öğrendim.

A.A. : Biraz üniversite yıllarınızdan bahseder misiniz?
N.Ö. : 1983 yılında üniversite sınavına girdiğim zaman sistem bugünkünden biraz daha farklıydı. Okulları biz tercihimize göre sıralardık bir iki bölüm ile İstanbul ve Marmara Üniversitesi gazetecilik bölümlerini tercih ederken, okul kodlarından birini yanlış yazdığım için İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği'ni kazandım. Beynimden vurulmuşa döndüm. Bir yıl orada okudum ama ertesi yıl tekrar sınava girdim. Bu durum puanları düşürüyordu. Buna rağmen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni okul ikincisi olarak kazandım. Okul tarihinin en yüksek 10 puanından birini almıştım. Bu çok çalışmaktan değil, yıllar içerisinde oluşturduğum pratik zekam ve bir kere duyduğum şeyi hızlı algılama becerimle ilgiliydi tamamen. Üniversite yıllarımda bir yandan da aktif olarak öğrenci kulüplerinde politikayla ilgilendim. 1984'de İzmir'de, 12 Eylül'den sonraki ilk legal öğrenci mitingini düzenleyen 10 kişi arasındaydım.

A.A. : İlk gazetecilik deneyimi nerede ve nasıl oldu?
N.Ö. : Bugün piyasada olan pek çok insanla beraber 1987'de üniversite ikinci sınıftayken Dünya Gazetesi'nde muhabir olarak çalışmaya başladım. Dünya Gazetesi'nin okul misyonu vardı ve bu benim öğrenme sürecimin başlangıcıydı. İşimi daha farklı ve daha dikkatli nasıl yapmam gerektiğini orada öğrendim. O sıralar Sabah Gazetesi haftalık "Barometre" adlı bir gazete çıkaracaktı ve Dünya’daki 7’nci ayımda Barometreye transfer oldum. O yıllardaki arkadaşlarım "Nedim o kadar çok haber getirirdi ki, bize tembellik yapma hakkı tanımazdı, çünkü hep örnek gösterilirdi" derler. 6 ay sonra Selahattin Duman sayesinde Sabah Gazetesi'nin ekonomi servisine geçtim. Çalışkan bir muhabirdim, her işe koşardım ama bugüne göre iş çok zahmetliydi. O günlerde şimdiki gibi bilgisayar yok. Kırık dökük olan daktilolarla haber yazardık. Bilgisayardaki gibi hatayı silemediğimiz için ilk gittiğim haberi bana tam 9 kez tekrar yazdırdılar. Üstelik ertesi gün haber yayına girmedi bile ve çok moralim bozuldu.

1993'de Hürriyet'e transfer oldum. O dönemde dergicilikte patlama yaşanıyordu. Barometre'den arkadaşım olan Hakan Özenen otomobil dergisi çıkaracaklarını söyleyip kendileriyle çalışmamı teklif etti. Önemli de bir para verdiler, ben de Hürriyet Dergi Grubu'na, Autoshow Dergisi'ne Haber Müdürü olarak geçtim. 1995'de Lüleburgaz'da 8 ay kısa dönem askerlik yaptım. Dönüşümde Genel Müdür Şemsi Bey "Dergi Grubu çok büyüyor. Sen de akıllı bir adamsın. İstanbul Life adında bir kent dergisi yapacağız. Gel bu derginin Yayın Yönetmeni sen ol" dedi. 27 yaşındaydım. Hürriyet Dergi Grubu'nun en genç genel yayın yönetmenlerinden biri oldum. Zor bir dönemdi. Ne kadar akıllı ve parlak olursan ol tecrübe eksikliğin nedeniyle çok da mükemmel bir iş yapamıyorsun. Ama bugün bile İstanbul Life Hürriyet Yayın Grubu'nun hala yaşayan dergilerinden biridir. Kırsal kökenli biri olarak Türkiye'nin ilk kent dergisini yapmış olduğum için kendimle gurur duymuşumdur.

1999'un başında NTV dergi grubu kurarken, benim yaptığım dergiyi beğenen Nuri Çolakoğlu "Gel beraber dergiler yapalım" dedi. 2001 sonuna kadar orada bir dergi grubu kurduk. National Geographic Türkiye'ye geldi, pek çok yabancı dergi çıkardık. Dergi Grubu'nda 10 - 11 dergi sayısına ve yaklaşık 150 çalışana ulaştık. Mesleki açıdan belli bir doygunluğa gelmiştim. Artık mesleğe karşı belli bir tavrım, fikrim ve birikimim vardı. Çok yoğun çalışmamıza rağmen çok rahat ettiğim bir dönemdi. Fakat 2001 kriziyle birlikte Doğuş Grubu dergicilikten çekilme kararı aldı. Ben aslında NTV'de kalabilirdim ama artık 35 yaşındaydım ve hayatımı değiştirmek istiyordum. Evleneyim, bir çocuğum olsun, kendi işimi kurayım istiyordum. Bir arkadaşımla ortak dergi yayıncılığı şirketi kurduk. Önemli şirketlere dergiler yaptık. 1,5 yıl kadar sürdürdüm bu işi fakat bu arada işadamlığının farklı bir şey olduğunu gördüm. Kendi işini yapmak başka misyonlar yüklediği gibi başka donanımlar da gerektiriyordu. Vazgeçtim ve 2003 yılında sahipleri arkadaşım olan Medya İlişkileri Direktörü olarak PR ile tanıştım. Orada benim için önemli ve iyi bir üç yıl geçirdim.


A.A. : Gazetecilikten sonra PR yepyeni bir sektör, zor gelmedi mi?
N.Ö. : Yepyeni bir sektör olmasına rağmen PR hiç zor gelmedi. Ben gazeteci kökenli arkadaşlarla sohbet ederken hep şunu söylüyorum: "Ben bu işi çok sevdim, çok severek kaldım. Gazetecilikten buraya geçmek çok ciddi bir disiplin değişikliği gerektiriyor. Gazetecisin, masanın öteki tarafında oturuyorsun, biraz da küstahsın. Biri seni çağırır, sen gidersin ya da gitmezsin. Derdin olmaz, birine gitmek durumunda değilsin, birileri sana gelmek zorunda. Masanın bu tarafı ise daha farklı.

Benim hayat felsefem şudur: "Hayatta ne iş yaptığının önemi yoktur, önemli olan yaptığın işi iyi yapma gayretidir". Yaptığın işin inceliklerini öğrenmek, detaylarını bilmek ve ehil olabilmek için çalışırsan, her işi iyi yaparsın. Ben PR'ı çok seviyorum ve çok memnunum. Basına dönmeyi de hiç düşünmüyorum. Artık hep bu işi yapmak istiyorum, çünkü yaptığımız işin çok değerli tarafları var. İletişimi ile insanların davranışlarını değiştirmek, onların imaj ve algılarını belirlemek gibi yarı tanrısal bir iş yapıyoruz. Arka planı çok dolu ve çok zengin bir iş. İnsanlara bir şeyleri göstermek; onun iyi olduğuna, farklı bir şey olduğuna ikna etmek durumundasın. Aslında PR’a şöyle bir avantajla da başladım. Bugün gazeteleri, dergileri, televizyonları yöneten insanların, özellikle üst ve orta kademe yöneticilerin çoğu benim gençlikte beraber çalıştığım, çeşitli toplantıları beraber izlediğim, işe beraber gittiğim, yan yana aynı masada beraber çalıştığım, yıllarca birbirimizin evine gidip geldiğimiz arkadaşlarım zaten. Hatıra dayalı işler bile yapsak, arkadaşlarımı hatırla boğmamaya hep çok dikkat ederim. Gazeteci çok değerli bir iş yapıyor. Gazeteci her gün kendi adıyla markalı bir ürün üretiyor. Ürününün rakibinden iyi; okuyucunun satın alacağı nitelikte olması lazım. Bu gerekliliği bilen bir kişi olarak, onlara verdiğimiz işlerde içi dolu, beslenmiş, onu da destekleyecek bilgilerle donatmak gibi bir anlayışla hareket ediyoruz. Yaptığımız işlerin % 99'u kendine göre değer taşıyan işler; çünkü biz bir işi planlarken gazeteciye nasıl değer katacağımızı da düşünüyoruz.


A.A. : Biraz da Mese'den bahseder misiniz?
N.Ö. : Mese, 1991'de kurulmuş çok köklü bir şirket. Sektörün öncü şirketlerinden biri. Pek çok başarılı ve kaliteli iş yaparak, ama sektörün gelişiminden de olumlu ve olumsuz etkilenerek bugüne kadar gelebilmiş. Geçmişi Mese’ye güç katıyor. 2006 yılının ortasında Medyaevi'nden ayrılıp Mese'ye geldiğimde şunun farkındaydım: Medya ilişkilerinde kuvvetli olmak rekabette belli bir avantaj getirecekti. Çünkü şirketler yaptığınız işi günün sonunda çıkan nitelikli ve kaliteli haber ile ölçmeye başlamıştı. Halkla ilişkilerde senin beslendiğin, mesleğinde seni iyi yapan birkaç önemli kaynak var; medya ilişkilerinde iyi bir insan ağının olması, iyi bir iletişim donanımın olması ve iyi bir mutfak donanımın olması şart. Bu üçünü bir araya getirebildiğinde işini iyi yapabiliyorsun.

A.A. : Cep numarası sizde kayıtlı olmayan herhangi bir Yayın Yönetmeni var mı?
N.Ö. : Bende aşağı yukarı 3000'den fazla kişinin özel cebi vardır. Bunlar herhangi bir yerden edinilmiş numaralar değildir. Bunlar günün herhangi bir saatinde "nasılsın" demek için dahi arayabileceğim numaralardır. Ben yeni kuşak gazetecileri çok tanımam, ama onu da ekipteki arkadaşlarla dengeliyoruz. Ayrıca gazetecilikten değil de halkla ilişkilerle tanıdığım gazeteciler de var. Onlarla da çok iyi dostluklar kurdum. Çünkü işimizi iyi yapıyoruz, onların yaptığı işe de saygı duyuyoruz.

A.A. : Mese İletişim'in Genel Müdürü'sünüz. Ne tür görev ve sorumluluklarınız var?
N.Ö. : Bu şirkette benim temel fonksiyonum, bütün müşterilerin yaptığımız işe dair operasyonunu yürütmek. Şirketin ortakları arasında da iyi bir iş bölümü var. Merih Güngör Mese'nin Me'sidir. İdari ve finansal işlerimize bakar, şirketin gelir gider yapısını, yönetimini o gerçekleştirir. Biz bunu önemsiyoruz, çünkü bizimki gibi şirketlerde ciro ve kar bellidir. Orayı iyi yönetmek çok önemli. Diğer ortak Serhan Ergezer, Mese'nin Se'sidir ve şirketin daha çok dış ilişkilerini, ajans başkanı gibi yürütür. İkisi Üsküdar Amerikan'dan iyi arkadaşlar. Yıllarca bu şirketi büyütmüşler ve buraya kadar getirmişler. Serhan ve ben belli müşterileri paylaşırız. Mesela Coca Cola ile ağırlıkla Serhan ilgilenir, günlük operasyonlardan daha çok şirketin vizyonuyla ilgili konularda karar verir. Benim birinci görevim; şirketin yeni müşteri kazanımını sağlamak. Biz aslında kendimizi dışarıya çok iyi pazarlayabilen ve çok hızlı büyüme stratejisi izleyen bir firma değiliz. Çok hızlı büyümek de istemiyoruz. Kendi sektörlerinde iyi olan şirketleri portföyümüze katmak ve 2010 yılı sonunda da arzuladığımız bankacılık, enerji, otomobil, telekomünikasyon gibi belli başlı sektörlerle çalışmak istiyoruz. Onun için de yeni müşteri kazanımımızı bu yöne doğru götürmeye çalışıyoruz. İkinci temel görevim ise tüm müşterilerin standartların üstünde bir hizmet almasını ve memnun kalmasını sağlamak. Piyasada çok ciddi bir rekabet söz konusu; özellikle de fiyat konusunda. Yeri geliyor müşteri 500 TL için farklı bir tercih yapabiliyor. Fiyat rekabetinin bu kadar yoğun olduğu bir ortamda sağlıklı iş yapabilmek çok zor. Özellikle fiyatta rekabet etmek yerine yaptığımız işin standartlarını yukarıya çekmek ve orada fark yaratmak istiyoruz.

A.A. : Nasıl bir ortamda çalışıyorsunuz?
N.Ö. : Özellikle takım arkadaşlarımla biraz gürültücü bir çalışma tarzım var. Gürültücüden kastım şu: Tüm fikrimi ve düşüncelerimi çok açık ve net bir şekilde, en alttan en üste kadar tüm çalışma arkadaşlarıma söyleyebilirim. Stajyerimizle nasıl konuşuyorsam, şirketin ortaklarıyla da aynı açıklıkla konuşabilirim. Herkes benim tarzımı bilir. Kızacağım veya takdir edeceğim şeyleri bilirler. İşini ciddiye almayanlara hiç tahammülüm yoktur. Benim için işine saygı duymak çok önemli. Her şirkette olduğu gibi bu şirkette de herkes aynı kapasite ve bilgi düzeyinde değil. Herkesin farklı donanımı, farklı bilgi birikimi ve farklı katma değeri var. Dolayısıyla en dikkat ettiğim şey; herkesin verebildiğinin en iyisini vermeye çalışması ve gayret etmesi; bunun için uğraşması. Birisinin 100 potansiyeli var ama onu 50 kullanıyor. Bu durum benim toleransımın içine girmiyor. 100 kullanması lazım, çünkü onda bu potansiyel var, neden yarısını heba etsin? Birisinde de 25 kapasite var ve 25'ini de veriyor. Bu benim için daha değerli bir elemandır.

Yeni eleman alırken gazete ilanı vermiyoruz, dostlarımızın bize tavsiye ettiği kişilerle görüşüp onlarla çalışma yoluna gidiyoruz. Görüşmelerde üç şeye dikkat ediyoruz: Bir, adayın bizim yaptırmayı düşündüğümüz işe dair birikimi ve yetkinliği. İki, çalışma iştahı ve arzusu. Üç, ne kadar öğrenmeye açık bir insan olduğu. Öğrenmeye açık, çalışma iştahı yüksek birisi karşımıza çıktığı zaman bazen onun birikimini üçüncü plana atabiliyoruz. Bunun iyi örneklerini gördük ve şunu tespit ettik: İnsanlarda öğrenme yeteneği varsa öğreniyor, çalışma arzusu varsa çalışıyor. Biz, öğrenebildiğini bir sonraki eylemde kullansın ve biriktirerek öğrensin istiyoruz. İşine karşı çalışkan ve iştahlı olsun istiyoruz. Tecrübe eksikse bunu tamamlamayı göze alıyoruz.



A.A. : Nedim Özkan yıllardır kaç basın toplantısı düzenledi?
N.Ö. : 2006 - 2009 yılları arasında ortalama basın toplantı sayımız yılda 70 civarında. Tüm iletişim hayatım boyunca 450-500 civarında basın toplantısı içinde yer almışımdır.

A.A. : Bir basın toplantısında ne olmasını istemezsiniz?
N.Ö. : Basın toplantısındaki sözcümüzün kontrolden çıkmasını istemem. Sözcümüz kontrolden çıktığında planladığınız ve söylenmesi gereken şeylerin dışında şeyler söylemeye başladığında toparlamanız çok güçtür. En çok korktuğum da budur. Katılım az olmuş, çok olmuş hiç önemli değil. Bunları telafi edersiniz.

A.A. : 2010 Mese için neden özel bir yıl?
N.Ö. : 2005 - 2006 yılından itibaren Mese'de birkaç noktaya odaklanmayı kendimize hedef koyduk. Türkiye'nin en iyi medya ilişkileri yürüten ajansı biz olacağız dedik ve bunun için insan yatırımımızda yenilemeler yaptık. Şu anda Mese'de 23 kişi çalışıyor. Aramıza gazetecilik misyonu olan arkadaşlar kattık. Bir gazetecinin ihtiyacı olan bilgiyi en iyi bilen yine o masada oturmuş biridir. Haberin ne olduğunu, gazetecinin zihin yapısını iyi bilir; dolayısıyla onun gibi düşünebilir, tüm fırsatları iyi algılayabilir. Bazen müşterinin çok sıradan, işine dair yaptığı bir eylemin önemli bir haber olduğunu ancak gazeteci kökenli birisi fark edebilir. Müşteri bunu fark etmez. Biz yatırım yaptık, buradaki insan yapımızı, çalışma biçimimizi, kültür yapımızı buna doğru devşirmeye çalıştık. Mese, Türkiye'de çok önemli eventler yapmış bir şirkettir. Tarihinde 1000'den fazla çok parlak event vardır. Bunun yanına medya ilişkilerini katalım, çok daha kuvvetli olalım dedik. İş yapımızı buna uygun hale getirdik. Son 1-2 yıldır da çok olgunlaştığımızı düşünüyorum. Bu olgunluğun artık 2010 yılında arzuladığımız sektörlerdeki müşterilerle yan yana gelmek için önemli bir fırsat olduğunu biliyoruz.

A.A. : Müşteriler neden Mese İletişim'i seçmeliler? Diğerlerinden farklı olarak onlara ne vaat ediyorsunuz?
N.Ö. : Mese'de müşteriler dört şeyin daha farklı olduğunu görürler:

1) Daha fazla fark yaratan bir iletişim anlayışımız var ve geçmiş yıllarda bunu gösterdik.

2) Daha fazla müşteri odaklı bir bakış açısına sahibiz.

3) Çok çalışkanız.

4) Bizim gerçekten sahici ilişkilerimiz var. Pek çok ajans için yanına yaklaşılması güç olan gazeteciler zaten bizim dostumuz.

Bizim rakiplerimizden farkımız şu: Çok iyi planlama yapabiliyoruz ve mutfağımız çok kuvvetli. 2009 yılında 200'den fazla konuşma metni yazmışız, 68 basın toplantısı yapmışız, 30'dan fazla yurtiçi/yurtdışı gezi düzenlemişiz, 3000'e yakın yazılı soru cevaplamışız, 1000'e yakın kritik soru-cevap hazırlamışız, 1000' e yakın outline dökümanı hazırlamaşız. Bütün bunlar için iyi bir hazırlık devresi geçiririz. Hazırlık devresinin iki amacı vardır: Kendi yaptığımız iş ile ilgili hata payımızı minimize etmek ve müşterimizin iyi hazırlanmasını sağlamak. Her türlü basın toplantısına, basın görüşmesine, birebir görüşmeye müşterimizi güçlü hazırlarız. Böylelikle müşterimizin basına aktarması gereken tüm mesajlarını çok sağlıklı aktarmasını sağlıyoruz. Müşterimiz bizim bu hazırlığımızla kendini güvende hisseder. Bu düzeyde ve detayda çalışma yapan fazlaca ajans olduğunu sanmıyorum. Fark şurada: Bütün ajanslar teorik olarak aynı işi yapıyor. Farkımız, işi yaparken ortaya çıkıyor. Mesela biz asla “olmazcı” bir ajans değiliz. "Ya bundan da basın bülteni mi olur" demeyiz. Eğer ondan basın bülteni olmuyorsa, bunu gerekçeleriyle ortaya koyarak müşteriyi ikna yoluna gideriz. Bütün bunlara çok çalışırız. Bu detayda iş çıkarmadığınız zaman mutlaka bir yerde hata yaparsınız ve hatanız da hem size hem de en önemlisi müşterilerinize pahalıya mal olabilir. Biz müşterilerimizi çok güvenli bir alan içerisine alırız ve o alanın içerisinde hep koruruz.


A.A. : Bu kadar iyisiniz, çok para mı istiyorsunuz?
N.Ö. : Çok para isteyemiyoruz. Maalesef çok para isteme şansımız yok, çünkü bu hizmet farkını anlamak çok kolay değil. Bunu ancak çalıştığın insanlar görebilir. Bir de bunu her çalıştığın müşteri de fark etmeyebilir. Biraz iletişim kültürü olan büyük şirketler bunu fark edebilir.

A.A. : Mesela çok büyük bir marka olmayan ama güçlü bir sermaye yapısı olan bir firma geliyor. Bizi marka yapın diyor. Yapabilir misiniz?
N.Ö. : Yaparız. Çünkü biz büyük küçük müşteri ayırmayız. Herkese aynı standartta hizmet veririz. Bu bazen bizim açımızdan dezavantaj oluşturuyor, çünkü maliyetleri yüksek bir ajansız. Dolayısıyla daha düşük bir fiyata aldığımız bir müşteriye standart hizmet vermenin maliyetinin bedeline de katlanıyoruz.

A.A. : Turkcell ile çalışıyorsunuz, mesela Vodafone da size gelirse ne olacak?
N.Ö. : Turkcell ile döndüncü yılımız ve onlarla çalışmaktan çok memnunuz. Ben Turkcell ile çalışmanın çok öğretici bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Umarım uzun yıllar beraber çalışırız. Turkcell ekibi ile artık birbirimizi o kadar iyi anlıyoruz ki, uzun uzun konuşmuyoruz. Bir fikir veriyoruz, Turkcell çok iyi anlıyor ve bizi çok destekliyor. Yaptığımız pek çok şeyi, karşımızda başka bir şirket olsaydı yapamayabilirdik gibi geliyor bana. Mesela Biz bir 3G lansman dönemi yaşadık, 7 gazetenin yaklaşık 15 kişilik yazı işleri ekibini, genel yayın yönetmeni altındaki direktörleri, ekonomi müdürlerini ve yazarlarını, yani gazetelerin çekirdek ekiplerini aldık, 7 ile götürdük. Orada birer 3G çadırı kurduk ve "bugün gazeteyi çadırdan yapacaksınız" dedik. İlk gün sistemde bir hata olabilir, her türlü aksilik çıkabilir. Bu öneriyi Türkiye'de Turkcell'den başka destekleyecek ve yapmayı göze alacak başka bir şirket çıkmaz. Onun için Turkcell ile çalışmaktan memnunuz. Ayrıca orada iletişim ekibi yöneten Filiz Karagül Tüzün ile çalışmak çok önemli. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz ve aramızdaki o güven ilişkisi karşılıklı çok iyi işler yapmamızı beraberinde getiriyor.

A.A. : Nedim Özkan nasıl dostluklar kurar?
N.Ö. : Samimi. Hep samimi olmaya çalışıyorum. Bir ilkem var. Özellikle iş yaparken hiçbir gazeteciyi; dostum olsun ya da olmasın, kandırmamaya büyük özen gösteriyorum. Yanlışlıkla bile onu yanıltmamayı istiyorum. Ben çok samimi olduğumu düşünüyorum. Bu samimiyet de ilişkileri sürekli hale getiriyor. Samimi, sıcak ve içten olduğunuzda, insanlara yalan söylemediğinizde mutlaka güven ilişkisi dostluğa dönüşebiliyor. Gazetecilerin çoğu bilir ki Mese'den. Birine "bu iş sana özeldir" dediğimde o özeldir. Bunu bilirler ve o güvenle iş yaparız. Bu Mese'nin geleneğidir.

A.A. : Kariyerinizde planladığınız doruk noktası neresi?
N.Ö. : İş hayatımı halkla ilişkiler yaparak mümkünse Mese'de bitirmek istiyorum. 42 yaşındayım; burası benim evim gibi olsun, burada pek çok insan yetiştireyim istiyorum. Ama zor bir piyasa, zor bir sektör. Yarın yolumuzun nereye çıkacağını kestirmek güç. İki kez evlendim boşandım, bağlılıklarım çok gerçekçidir ama kör değildir. Hayatta terk edemeyeceğim, bırakıp gitmeyeceğim tek varlık 7 yaşındaki kızım Defne’dir. Onun dışında her şeyin gelip geçici olduğuna inanırım. Yeni bir iş yapabilirim, yeni müşterilerle çalışabilirim, yeni bir şirketim olabilir. Bütün bunlarla baş edebilirim. Beni dibe vurdurup mutsuz etmez, bulunduğum yerde bağlılığım en üst seviyededir ama asla kör değildir. Önemli olan iş yapabilme yeteneği ve potansiyelidir.

A.A. : Nedim Özkan özel hayatında neler yapar, hobileri nedir, ne yapmaktan hoşlanır?
N.Ö. : Dalmayı çok seviyorum fakat 1.5 - 2 yıldır hiç yapamıyorum. 100'den fazla dalışım var aslında. Kendime ayırdığım en önemli zaman dilimi, hafta sonlarını kızımla beraber geçirdiğim zamanlar. Benim için terapi gibi. Çok mutlu oluyorum kızımla. Kızım doğana kadar hafta sonu bir günü mutlaka bilardo oynayarak geçirirdim. Belçika'dan getirttiğim 20 ıstakam vardı. Ama kızım doğduktan sonra onu da yapamadım. Yıllardır elime ıstaka almadım diyebilirim.

A.A. : Size göre iyi bir gazeteci nasıl olmalıdır? İletişim sektöründe çalışmak isteyen yeni mezunlara ne öneriyorsunuz?
N.Ö. : Gazetecilik bir meslek değil iş. Mesela doktorluk bir meslektir, eğitimini özel olarak almak gerekir ama gazetecilik, halkla ilişkiler; bunların her biri birer iştir. Hangi meslek grubunun eğitimini alırsan al gazeteci, halkla ilişkiler ya da reklamcı olabilirsin, bunlar öğrenmek ile ilgili işlerdir. Benim kafamda iyi bir gazeteci modeli yok. İyi bir gazeteci modelinin her meslekte olduğu gibi işine saygılı ve işini iyi yapmaya çalışan biri olması gerektiğini düşünüyorum. Birisinde bu iki standart varsa iyi bir gazeteci olabilir. Yani işine sahip çıkması ve detaylarla ilgilenmesi önemli. Ben iletişim sektörünü çok seviyorum ve çok iyi bir iş olduğunu düşünüyorum. Mutlaka yeni insanların bu sektöre gelmesini bekliyorum. Öğrenmeye yeteneği olan herkese bizim kapımız açık. Sabah 8'de işime başlıyorum ve akşam 9 - 10'a kadar çalışıyorum. Çok çalışmanın çok önemli aşamalar kaydettirdiğine ve çok gerekli olduğuna inanıyorum. Çok heyecan duyuyorum. Her basın toplantısından sonra ertesi gün yaptığımız işin nasıl çıkacağını bu ofiste çalışan herkesten daha çok merak ediyorum. Her işimde ilk günkü gibi büyük bir heyecan duyuyorum. Bu iki unsurun bu işte çok önemli olduğunu düşünüyorum.

www.mese.com.tr








© www.maxihaber.net (Ocak 2010)