|
Nice baharlar geçti böyle dediğimizin üzerinden. Hep iyimser olduk, bizi öldürmeyen sorunlar güçlendirir dedik. Tek sorun önümüzdeki engelleri yani sorunları çözerek ilerleyememek. Önemli bir detayı kısaca hatırlayacak olursak;
"2004 yılının sonlarında ekonomide yalancı bir bahar yaşandığı basında ve çeşitli platformlarda yeniden seslendirilmekte idi. Ekonomiyi takip etmiyorsanız dikkatinizi çekmemiş olabilir (!), "Türkiye'nin borçları artıyor. Cari açık giderek büyüyor" deniliyor. Bu saptamaların işaret ettiği sorunları direk yatırımla, özellikle yabancı yatırımcıyı ülkemize çekerek büyük oranda çözmeye başlayabilirdik. Nasıl mı?
15 Mart 2004 tarihindeki "Yatırım danışma konseyi" toplantısı iyi bir fırsattı. Ne yazık ki yatırıma dönüşen olumlu önemli bir gelişme bilindiği kadarı ile yok. Sahi, neden yatırım yapmıyor? Küçük bir durum tespiti yapacak olursak işsizlik ve durgunluk neredeyse tüm sektörleri tehdit ediyor. "2001 kriziyle birlikte işsizlik Türkiye'nin en önemli ekonomik ve toplumsal sorunu haline gelmişti. Sorunu kabullenmek çözümün de ilk adımıdır" (TÜSİAD 2004 İşsizlik raporu www.tusiad.org.tr) Bu konudaki ilk toplantının üzerinden 4 yıl geçti. Yıl 2007 11 Haziran günü Swiss otelde yapılan bu yılın "Yatırımcı danışma konseyi" toplantısı bırakın genel katılıma açık olmayı basına bile kapalı yapıldı. Gidişatı anlamak yanında daha fazla yorum için geçmiş toplantılara ve açıklamalara bakmakta yarar var. Kısaca değişim başka bahara.
Sorunlar son birkaç yıla (salt mevcut hükümete veya bir öncekine) ait değil ama "fatura hep mevcut iktidarlara çıkar biliyorsunuz ki bu konu eskiden "Enkaz devraldık" diye tanımlanırdı. Sorunlar kökten çözülmezlerse çok daha farklı sorunları yeniden ortaya çıkarmaya gebeler ki, buna kısaca "kriz" deniliyor. Pansuman tedbirle, makyajla olmuyor, tecrübeyle sabit. Köklü sorunların bazıları hala erteleniyor. Örneğin özelleştirme olması gerektiği gibi yapılamıyor. Özelleştirme adına kamu yerine özel "Tekel" oluşturuluyor. Yıllardır kamudaki sorunlardan, değişimden bahsediliyor. Ortak akıl ile sorunları çözmeliyiz diyoruz ama nedense yapamıyoruz. Neden acaba? Yoksa değişmek istemiyor muyuz? Mevcut durum kimlerin işine geliyor? Suçlu aramak çözüm değil, ama çözümleri üretmek için de artık zaman kaybetmemeliyiz.
Siyasal krizleri bile ekonomik fırsata dönüştürmek mümkün mü?
Siyasal krizlerin ekonomik fırsata dönüştürülmesi birçok nedenden dolayı söylenildiği kadar kolay değildir. Özellikle krizler sistemden kaynaklanıyorsa ve sistematik olarak meydana geliyorsa. Burada seçim sistemi ve yaşanan dönemsel krizleri irdelememiz gerekiyor diyorum. Öncelikle siyasal krizlere neden olan veya yönetemeyen yönetimlerin söz konusu krizlerin fırsat yönünden yararlanmalarının aksine krizi yönetmeye çalışırken zincirleme krizlere neden olduklarını görüyoruz. Basitçe mevcut siyasal (ortam) durum geçmişten gelen hatalardan dolayı içinden çıkılamayacak hale gelerek krize dönüşmüşse sorunun parçası olan söz konusu kişi ve kuruluşların çözüme katkıdan öte çözümü geciktirici ve engelleyici tutum ve davranış içinde olduğunu görürüz. Eğer söz konusu yönetim mevcut durumdan besleniyorsa, yararlanıyorsa, bu durumda gerçekten krizleri yönetmek yerine ekonomi dahil fırsat boyutundan yararlanmayı sadece kendisi ve çevresi için isteyecektir. Ki muhalefetin de olaya yaklaşımı böylece salt suçlama boyutunda olur. İfadeler ise gaflet, delalet hatta hıyanet olarak dile getirilir. Oysa yönetimde olmayanların (yani muhalefet, ara yöneticiler dahil) sorunu tespit etmek kadar çözümü de önermesi gerekir. İyi niyetli yaklaşımla ise yönetimin ilk yaptığı krizi ortaya çıkınca yönetmeye çalışmak bu olmayınca da birilerinin gelip söz konusu krizi çözmesi üzerine kurgulu ithal düşünce yaklaşımıdır. Bu durumda çeşitli kurum ve kuruluşlardan reçeteler sipariş edilir ya da öneriler direkt uygulamaya konulur. Bu ise tanıdık geleceği üzere "acı reçete" ve "kemer sıkma" olarak da bilinir. Önerilen çözüm ise ne yazık ki sadece krizlerden direkt etkilenenlerin fedakarlık yapmasını gerektirir. Kısaca yapan yaptığı ile kalır.
Profesyonel yaklaşım (kriz danışmanları ve SWAT ekipleri) ayrık tutulmak üzere krizden direkt veya dolaylı etkilenmeyenlerin, farkında olmayanların çözüm çabaları ise sadece pansuman yani geçici gözümler üzerine kurgulu olur. Ne yazık ki bu krizlerin çözülmesine değil sadece şekil değiştirmesine, genellikle büyümesi ve yönetilemez hale gelmesine neden olur. Oysa yöneticiler krizin gerçek nedenlerini anlayarak çözme yönünde tutarlı bir yol izlerlerse, profesyonellerden (salt kendi görüşleri yönünde fikir beyan edeceklerden değil, çözüme kurum/düşünce kapsamında tamamen bağımsız, objektif yaklaşanlardan) yardım alırlarsa, çözümü gelecek senaryosu üzerine kurgularlarsa, geçmişten ders alırlarsa, çevresel ve (genelde) kişi bazlı ilişkisel faktörlerin üzerine gidebilirlerse krizleri ekonomik fırsata dönüştürmek mümkün olabilir. Birinci halka da iktidar (yani yönetim) sonra muhalefet içinde ve çevresinde kemikleşmiş çıkar ilişkilerine ve iş yapış yöntemlerine dikkatlice bakmak gerek. İşin uzmanı yol gösterici olacaktır. Söz konusu kişinin adının Mike olması, falanca yabancı kuruluştan geliyor olması, sihirli çubukla sorunları çözdüğü iddiasında olan danışman ya da Guru olarak nitelendirilmesi gerekmiyor. Bu ise küçük bir hatırlatma.
İşin uzmanı krizleri değerlendirirken onlarca yöntem ve teknikten yararlanır. Önerileri kişisel öte çözümlere odaklanmak ve vizyoner yaklaşım içerir. Önerileri bir dizi stratejik karar ile ilişkilidir ki bu kararların yönetimlerce uygulanması gerekir. Böylece kriz yönetimi uygulamaya alınmış olur. Küçük bir uyarı: kriz patladıktan sonra kriz yönetimi yapılması gerektiği iddiası, amaca hizmet etmese de kriz merkezi kurma çabası ne yazık ki krizi inkar etme ve üstünü örtme çabası gibi sadece krizi büyütür. Sonuç olarak ekonomik kayıpları kazançlara dönüştürmek sadece bazı değişikliklerle değil (genelde) radikal kararlarla mümkündür.
Bölgemizde yaşanan siyasal krizler nedeniyle istikrarlı bir duruş sergileyen, krizlerin parçası olmayan, ne yapacağı belirli olan bir ülke olarak algılanıyor Türkiye. Bu nedenle batı gözünde farklı bir önem taşıyor. Hem kendisine (örneğin AB veya ABD) yakın, sorun çıkarmayan hem doğudan ama yüzü batıya dönük bir konumda tanımlanıyor.
Rusya ile yaşanan doğal gaz krizinin ardından Türkiye'nin önemli bir enerji yolu olduğunun fark edilmesi ise geç kalmış ama hala içinde fırsat yaratan bir saptamadır. Çünkü yaşanan "Gaz savaşı" Türkiye'nin coğrafik önemini ortaya çıkarmakla kalmayıp aynı zamanda enerji yolu olduğunun belirginleşmesine neden oldu. Eğer Türkiye haritasına çevre ülkeler (özellikle Gaz üreticileri ve kullanıcılar) açısından arz talep yönüyle bakarsanız şekil daha anlaşılır olacaktır. Özellikle Enerji ve Su konusunda yaşanan krizler henüz başlangıçtır. Katı, sıvı veya gaz olarak enerji taşınması söz konusu olduğu sürece de benzer krizler yaşanacaktır. Bu bir çeşit satranç oyunu onlarca hamle sonrasını dahi hesaplarsak gerçek fırsatlardan söz edilebilir. Aksi durumda geçici kazançlar peşinde piyon olmak var oynanan oyunda. Bu arada 2009'da uygulamaya geçmesi planlanan "Nabucco" projesi ile Orta Asya ve Orta Doğu gazı Avrupa'ya taşınacak. Özellikle 2010 sonrası taşınacak miktarın oldukça artacağından söz ediliyor. Gazı deniz yoluyla taşımak çok daha pahalı olduğuna göre ekonomik fırsat ortada, değerlendirmek bize kalmış. Yapılan çeşitli anlaşmalarla Türkiye enerji yolu olma yolunda. Bu fırsatlar kadar siyasal tehditleri de içinde barındırıyor dikkat edilmesi lazım.
Her kriz sonrasında bir fırsat görmek
- Her krizde sadece sonrasında değil öncesi ve süresinde de fırsat vardır. "Her kriz içinde bir fırsatı barındırır" düşüncesi (sizin kriziniz başkasının fırsatı) bir gerçektir. Kriz; Çince'de fırsat ve tehlike kelimelerinden oluşmakta. Kriz şartları normalden farklıdır veya öyle algılanır. Krizde güven duygusu asla kaybedilmemeli, olumlu düşünce ile mücadele edilmeli. Krizin etkilemediği insanların bakış açısıyla reçeteler yazmak veya ithal reçeteleri uygulamak, krizden etkilenenlerin talep ve önerilerini dikkate almamak, yanlış uygulamalarda direnmek yanlış. Kriz ortamında riskler farklılık gösterir. Risk Yönetimi Kriz Yönetiminin (KY) önemli bir parçası. Riskleri iyi tanırsak, önlem alırsak ve çözüm üretebilirsek yani yönetebilirsek krizler fırsat olabilir. KY'de krize hazırlıklı olmak, sorunları saha çalışması yaparak çok boyutlu ele almak ve çözüm üretmek, çözümleri uygulamak, takip, gerektiğinde revize etmek ve kriz nedenlerini ortadan kaldırılmak önemli. Geçici çözümler üretmek sorunların üstünü örtmek olup sorunları daha da büyütür. Her krize uygun ayrı reçete yazmak, mevcut durumu, günün şartlarına göre doğru yorumlamak ve çözümleri uyarlamak gerek, aksi halde kriz zincirleme krizlere dönüşebilir.
Siyasal krizlerden etkilenmemek ve yönetmek için yapılması gerekenler:
1. Kısa vadede siyasal krize neden olacak sorunların ortadan kaldırılması, uygulanan politikalarda ise popülist tavırlardan özellikle seçim öncesi kaçınmak gerekir.
2. Orta vadede yapısal reformlara ağırlık verilmeli. Mali yapı sadece disipline edilmemeli aynı zamanda güçlendirilmeli, ekonomi işler hale getirilmeli. Kayıt dışı önlenmeli ve dışa bağımlılık ortadan kaldırılmalı.
3. Uzun vadede ise içinde bulunduğumuz siyasi coğrafya uzun vadeli planlarla gözden geçirilmeli. Ülke içi ise siyasi belirsizlikler, kavgalar ve krizlere neden olan durumlar tamamen ortadan kaldırılmalı ki böylece siyasal krizler ülkemizi tehdit etmesin. Sonuçta ise krizlerin fırsat boyutundan yararlanabilelim.
Krizleri fırsata dönüştürmek için izlenecek stratejiler ve iş dünyası
- Öncelikle çağın gerektiği üzere değişime uyum, bilişimden yararlanma, vizyoner olma, doğru stratejiler belirleme, tutarlı politikalar üretme ve uygulama hem ülkeler hem de iş adamlarınca yapılması gerekenler olarak sıralanabilir. Ülkeler sorunları çeşitli yöntemlerle (örneğin böl ve yönet tekniği ile) yönetirler. Olaya basit bir yaklaşımla karpuzu ancak dilimleyerek yiyebilirsiniz erik gibi ağzınıza atamazsınız diyebiliriz. Ülkeler ve iş dünyasının yani işadamlarının krizleri fırsata dönüştürürken bu kapsamda (ama ağırlıklı olarak teknoloji temelli) strateji üretme yaklaşım içinde olduğunu görüyoruz.
Dikkatle incelediğimizde dünyada rekabet gücüne sahip ülkelerin "bilgi ve teknoloji yoğun sektörlerde" yoğunlaştıklarını görüyoruz. Belirledikleri sektörlere ise bu konuda ciddi yatırımlar yapıyorlar. Bu örnek firmalar açısından bakılınca daha anlaşılır olacaktır. Son yıllarda yaşanan krizler nedeniyle ülkemiz ve işadamları ciddi olarak etkilendi. Bunun sonucu olarak vatandaşlar olarak bizlerin ve çalışanların etkilenmesi kaçınılmaz. Ağırlıklı olarak siyasal krizlerden kaynaklanan ekonomik kriz yaşadık. Fatura hepimize çıktı. Geçici diye başlatılan programlar sürdürülüyor. İç ve dış borç artıyor. Faizler, üretim girdileri, enerji, istihdam, vergi yükü, yatırımcıların ve girişimcilerin yaşadığı sıkıntılar, sektörel daralmalar, dış ticaret açığı, sıcak para tehdidi, tarım, üretim, turizm gibi sektörlerde yaşanan krizler işadamlarını farklı çözümler üretmeye yöneltti. Aynı mantık ve bakış açısı ile siyasi otorite de değişiklikler yapmalı. Eğer ülke olarak dışarıya çeşitli krizlerin sürekli yaşandığını salt örtbas etme yolu izlersek daha ciddi krizler yaşarız. Bunun yerine krizleri yönetmemiz lazım. Kriz yönetimi ise bir süreçtir ve asla kriz anında veya sonrasında başlamaz. Dış bakış açısı ülke ve iş dünyamız için çeşitli krizleri sürekli işaret ediyorsa, örneğin Üniversiteler, Silahlı Kuvvetler, Doğu ve Güneydoğu, Azınlıklar, Terör, Sektörel sorunlar, maliyetlerin yüksek olması, yolsuzluk, yüksek işsizlik gibi krizlerimizin acilen çözülmesi gerekir. Bunu yaparak hem siyasal krizleri ortadan kaldırırız hem iş dünyasını etkileyen krizleri yönetmiş oluruz.
Fırsatları görebilecek bir iş adamı ve bir devlet adamı nasıl niteliklere sahip olmalıdır?
Fırsatları görebilecek iş adamı ve devlet adamı öncelikle bu bakış açısına sahip olmalı. Örneğin yine kriz penceresinden baktığımızda eğer sadece tehlikelere odaklanıyorlarsa fırsatları görmeleri imkansız oluyor. Birinci Körfez Krizi'nde bölgeye yönelik (özellikle Irak için ambargo) ticaret daralırken bazı ülkeler ve iş adamları bu aşamada fırsatları gördüler ve kullandılar. Biz ise ancak İkinci Körfez Kriz aşamasında ticaret fırsatını kullanmaya başladık.
Fırsatları değerlendirmek için bakmak ve görmek ayrımından haberdar olmak gerek. Bu ise konulara çevresel etkenler, değişim ve deneyim dikkate alınarak sağlanabilir. İş adamı ve devlet adamı yetişmiş iş gücünü doğru yönlendiremeyip kullanmazsa, entelektüel sermayeden yararlanamazsa, bilişim desteği almazsa ve projeleri bir sonrakinde neler yapılmalı detayında göremezse sorunlar yaşaması kaçınılmaz. Ne yazık ki kamuda yönetici nitelikleri denilince siyasi tercih sonrası dikkate alınan temel yaklaşımın mevzuat bilgisi ve öğrenim durumu olduğunu görüyoruz.
Öneriler ise; yönetişim, esnek uygulamalar, sistem kurma, sadece günü değil geleceği yönetimsel açıdan kurgulama, öğrenen toplum ve organizasyon için öğrenen bireyler hazırlama ve son olarak sorunun değil çözümün parçası olma istediği ve düşüncesinin yaygınlaştırılması olacaktır. Bunun için soru sorma, doğru çözümler için sorunlar kadar önerilerin sorgulanması, gerçek liderlik, şirketlerde ise tercihen yönetici-liderlik kavramlarından söz edilmeli. Tabii ki çevresel değişimlere odaklı, gelişen ve eğilimlere göre fırsatları gören ve kullanabilen bireyleri yüreklendirmeli yöneticiler. Ekiplerin ve bireylerin esnek düşünme, sorunlara sahip çıkma ve inisiyatif alabilmeleri de sağlanmalı yine yöneticilerce.
Krizleri fırsata dönüştürmemiz dileğiyle,
Abdullah Bozgeyik
Bağımsız Danışman
Öğretim Görevlisi
Not: Bu yazı Infomag dergisi röportajım ve "Değişim başka bahara kalmasın" yazımın özeti niteliğinde olup 35C sıcaklıkta düzenlenmiştir.
Abdullah Bozgeyik Kimdir? (Tıklayın!)
|