Abdullah Bozgeyik
Krizlere Yaklaşımlar
 Abdullah Bozgeyik " Krizlere Yaklaşımlar " abozgeyik@yahoo.com 

    Kriz konusunda çeşitli ortamlarda kişilerle konuşurken bu konuda eğitim veren, yazı yazan bir danışman olarak dikkatimi bazı noktalar çekiyor. Krize karşı iki tür yaklaşım var; a) Krizi yok sayanlar, b) Krizi kabul eden, krizden söz edenler. Bu grubun daha çok krizleri yönetmeye çalıştığını veya en azından konuya duyarlı olarak bilgi edinmeye ve kullanmaya çalıştıklarını görüyoruz.

    a) Krizi Yok Sayanlar

    Krizden söz etmeyen, hatta çekinen, etkisinin farkında olmayan (kısa vadede işlerinin iyi gitmesi yanılgısı ile genelde işlerin kötüye gittiğini farkında olmayanlar ve) elini taşın altına koymamış, bu nedenle krizin etkisini direkt olarak henüz hissetmemiş patronlar, siyasiler, akademisyenler ve yöneticiler. Bu gruptaki kişilerin görüşleri kriz halkası kendilerine yetişince hemen değişir. Patron tüm dost ahbap çavuş ilişkilerine rağmen şirkette işler kötüye gidince, mevcut hükümet çeşitli sınırlamalar ve maliyet yükleri getirince. Bu en basit hali ile kayıt dışını kayda alma denemesinde görülür. Öte yandan mevcut vergilerin daha da artamayacağını, affın işe yaramadığı ve zamların ters sonuçlarını defalarca gördük. Sağır sultan dahi duyduğu, sıradan vatandaş dahi ısrarla söylediği için artık konunun (siyasilerce) anlaşıldığını ümit ediyorum. Siyasi seçimi, koltuğu kaybedince akademisyen teorik bilginin piyasada yeterince prim yapmadığını anladığı ve piyasa şartlarının kitaplardaki gibi olmadığını görünce ama özellikle yazdığı rapor işe yaramayınca, orta kademe yöneticiler mevcut işsizlik nedeniyle daha az maaşa razı olmak zorunda olunduğunu kavrayınca, üst düzey ise tatlı para kazandığı, yüksek transfer ücretleri aldığı dönemin sona erdiğini görünce, özellikle de işini kaybedince krizin farkına varıyor.

    Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada "Türkiye'de çözüm bekleyen en önemli sorun" araştırması sonuçları şöyle: İşsizlik (%37), Enflasyon (%21), Rüşvet (%10), Ekonomik kriz (%10), Eğitim (%9), Sağlık (%4), Ahlaki yozlaşma (%4), Demokrasi (%2), AB ilişkileri (%2), Kıbrıs (%1), Diğer (%1). 2000 yılında en önemli sorun sıralamasında yüzde 34 ile önde gelen enflasyon ve hayat pahalılığı 2004'de yüzde 21 ile ikinciliğe geriledi. Yüzde 26'dan yüzde 37'e çıkan işsizlik ise ilk sırayı aldı. (1 Nisan 2004, Hürriyet Gazetesi). Bu rakamların içinde işsizlik çok önemli, çünkü hala çözülmemiş sorunların başında geliyor. Unutmadan güzel bir saptamayı da hatırlatmak isterim:

  · Aralık 2000, Hürriyet: İşsizlik geriledi, yüzde 5.6'ya düştü.
  · Ekim 2001, NTV: İşsizlik geriledi, yüzde 8.5'e düştü.
  · Aralık 2002, Takvim: İşsizlik geriledi, yüzde 9'a düştü.
  · Eylül 2004, Milliyet: İşsizlik geriledi, yüzde 9.3'e düştü.
  · Mayıs 2005, Vatan: İşsizlik geriledi, yüzde 9.5'e düştü.
  · Temmuz 2005, Radikal: İşsizlik geriledi, yüzde 10'a düştü.
  · Aralık 2005, Zaman: İşsizlik geriledi, yüzde 10.3'e düştü.
  · Aralık 2006, Sabah: İşsizlik geriledi, yüzde 10.4'e düştü.
  · Mart 2007, Referans: İşsizlik geriledi, yüzde 10.5'e düştü.
  · Nisan 2007, Yeni Şafak: İşsizlik geriledi, yüzde 11'e düştü.
  · Mayıs 2007, CNNTÜRK: İşsizlik geriledi, yüzde 11.4'e düştü
  · Haziran 2007, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK): İşsizlik 14.9
  · Haziran 2007, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) işsizlik, yüzde 11.4
  · Eylül 2007, Hürriyet: Genç İşsizlik oranı alarm veriyor, Haziran ayı yüzde 8.8 (Kaynak: İnternet)

    İsterseniz listeyi devam ettirerek 2008 Şubat verilerine kadar getirebilirsiniz. İşsizlik ne yazık ki ülkemizin kanayan bir yarasıdır. Konu önemli olduğu için sorun herhangi bir parti ya da hükümetle sınırlı değil tüm tarafların ciddi ve samimi katkısı ile çözülmedir.

    b) Krizi Kabul Eden, Krizden Söz Edenler

    Toplumumuzda krizden ve etkilerinden canı yanan, işsiz kalan, üretimin olmadığı, paradan para kazanmanın mümkün olmadığını gören, piyasada neler olduğunun farkında olan, birikimlerini harcamak durumunda kalan, gelecek konusunda derin endişeleri olan yani olayların farkında olan genç, orta yaşlı, hatta emekliler ve ev hanımları olmak üzere büyük bir kesim var. Böyle olmasına rağmen seslerinin az çıkmasının önemli bir sebebi var. Çünkü toplumumuzda "Krizden söz edenler" genelde, iktidar, parti, yönetim, patron, müdür hatta yöneticisine muhalif olanlar, hatta bazı durumlarda salt/doğal muhalif, yenilmeye doymayan pehlivan, felaket tellalı, hizipçi, yalnız adam, kaybeden, çıbanbaşı vb. olarak da tanımlanırlar da ondandır sessizlikleri bazılarının, yoksa kriz olmadığından değil. Bu grup kendi içinde çeşitli bölümlere ayrılır. Bunlar ise: "Geçkinler, mutsuzlar, idealistler, hayalciler, çıkarcılar, yerli veya yabancı düşmanlar, okumuş işsizler, bilgeler, entelektüeller, kara cahiller, kadınlar ve çocuklar" olarak sıralanabilir.

    Krize karşı sergilenen olumsuz tutum ve davranışlar gelişmekte olan ülkeleri yıllarca krizlerin içine attı. Bu nedenle bu yaklaşım ve davranış içinde olan siyasiler ve yöneticiler krizleri ne yazık ki çözemedi. Oysa geçmişten ders alma zorunluluğu yanında krizleri çözmenin zamanı geldi de geçiyor. Dileğim krizlerin yönetilmesi.

    Not: Bu yazım "Krizlerden Yükselerek Çıkın" (BAMM Ocak 2008) isimli kitabımdaki "Krizlere yaklaşımlar; yok saymak veya kabul etmek" başlıklı yazımın özeti niteliğindedir. Daha fazlası için :
http://groups.yahoo.com/group/CrisisManagementClass/

  Abdullah Bozgeyik Kimdir? (Tıklayın!)






© www.maxihaber.net