Yrd. Doç. Dr. Cemal Zehir
21. yy'da Su Meseleleri
 Yrd. Doç. Dr. Cemal Zehir " 21. yy'da Su Meseleleri " zehir@gyte.edu.tr

SORU : BM verileri dünyayı önemli bir su sıkıntısı beklediğini gösteriyor. muhtemel bir su sıkıntısı için sizin elinizdeki veriler nedir? Böyle bir sıkıntı ne zaman baş gösterir.

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Su kaynakları ile ilgili olarak bilimsel veriler incelendiğinde karşımıza son derece ilginç durumlar ortaya çıkmaktadır.

Kanada, ABD, Fransa, Rusya Federasyonu gibi ülkelerin su gücünden yararlanma imkanları, diğer gelişmekte olan ülkelere göre çok yüksektir. Örneğin, Çin 1900 Twh'lık elde edilebilir su gücü potansiyelinin sadece 90 Twh'sını, Brezilya 1200 Twh'nın elde edilebilir su gücünün 72 Twh'sını, Zaire 530 Twh'nın elde edilebilir su gücünün 4 Twh'sını kullanabilmektedir.

Yeryüzü kabuğunda bulunduğu bilinen su miktarı 1.38x1018 tondur. İnsanoğlunun kullandığı tatlı su miktarı yılda 4.000 milyar tonu bulmaktadır. Yeryüzündeki suların %98'i gerek içme gerekse sulama suyu olarak doğrudan doğruya yararlanılamayan tuzlu sulardır. Dünyamızın dörtte üçü sularla kaplı olmasına rağmen, mevcut su kaynaklarının sadece %2.6'sı içme, kullanma ve sulama maksadıyla kullanılabilir durumdadır.

SORU : Türkiye'deki su kaynakları hakkında bilgi verir misiniz? Bu kaynaklar sizce yeterli midir?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Türkiye'de teknik ve ekonomik anlamda tüketilebilecek yer altı ve yer üstü suyu miktarı 110 milyar metre küp, kişi başına 1692 metre küp su düştüğü belirlenmiştir.İhtiyaçların bölgesel ve yerel oluşu ayrıca meteorolojik şartlar ile nüfus hareketleri ve suyun nakli neticesinde Türkiye dahil birçok ülkede şehir suları ihtiyacı karşılayamamakta ve kifayetli miktarda su arz edilmemektedir.

El değmemiş kaynakların kullanıma açılmasının yanı sıra kullanılanların israftan kurtarılması da başlı başına ayrı bir potansiyel oluşturmaktadır. Ancak su kaynakları coğrafi ve demografik nedenlerle kısıtlı olan ülkeler israftan kaçınmaları yeterli bir tedbir değildir. Bu şartlar devam ettiği takdirde 2025 yılında 37 ülkede çok ciddi kuraklık yaşanacağı tahmin edilmektedir. Bu nedenle su ticari bir meta olarak kabul edilmeli, ortak ekonomik projeler (yani su boru hattı, tankerlerle su taşınması, naylon su torbaları ve buz dağlarının taşınması) ve yöntemlerle kurak bölgelere su ulaştırılması gerekmektedir.

Bu sınırlı tatlı su kaynakları da, ev, ve endüstriyel atıklar, yanlış tarım uygulamaları ve benzeri sebeplerle hoyratça kirletilmektedir. Ozon tabakasındaki tahribat ve hatta delinme sebebiyle, sera etkisiyle dünyamızın yakın bir gelecekte biraz daha ısınması, yağışsız kurak bir periyoda girilmesi, su tüketiminin de buna bağlı olarak artması söz konusudur. Bu sebeple bütün ülkeler, tatlı su kaynaklarını özel bir itinayla koruyacak tedbirleri almaktadırlar.

SORU : Su kaynaklarının yetersizliği ile ilgili olarak Dünya genelinde karşılaşılan önemli problemler nelerdir?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Uluslar arası Su ve Çevre konferanslarında su kıtlığı ile ilgili dile getirilen konuşma ve tebliğlerde aşağıdaki durumlar dile getirilmiştir.

30 Milyonluk Meksika'da nüfusun %40'ına sağlıklı içme suyu verilememektedir.

Hindistan'da aşırı çekme ve ormanların tahribi nedeni ile kuyulara kanalizasyon suyu ve endüstriyel artıklar karışmıştır.

Dünya kaynaklar Enstitüsü 1996'daki 5.3 Milyarlık dünya nüfusunun sadece 3.4 milyarının ortalama; 50 lt/kişi/gün su alabildiği geriye kalan 2 milyar kişinin temiz suyu olmamsı nedeni ile epidemik hastalıklar, açlık ve ölümle karşı karşıya bulunduğu bildirilmektedir.

Unesco'nun hesaplarına göre her gün susuzluğa bağlı olarak 40.000 çocuk ishal, kolera gibi hastalıklardan ölmektedir.

Ürdün'de bazı kasabalarda insanlara haftada sadece iki gün içme ve kullanma suyu verilmektedir.

Çin'de yapılan bir çalışmada su kaynaklarının sadece 700 milyon kişiye yetişebileceği tespit edilmiştir.

Susuzluktan bazı medeniyetlerin yok olduğu eski zamanlarda bilinen hakikatlerdir, son yüzyıl içinde de benzer hadiseler cereyan etmiştir.

1899'da Pnoenik şehri iki yıl susuzluk sonucu yok olmuştur.
1954-1958 kuraklığından bir milyonun üstünde kişi Rio de Jenerio ve San Paulo gibi güney şehirleri civarına göç etmişlerdir.

Tokyo'da 1964 yılında 41 günlük ciddi su krizi yaşanmıştır.

1976-1977'de İngiltere ve ABD'nin batısı kuraklıktan etkilenmiştir.

İsrail'de Gazze akuferi seviyesi düşürüldüğü için alttan gelen deniz suları ve kanalizasyon suları ile kirlenme noktasına gelmiştir.

Polonya'da nehirlerin 1/3'ünün hiçbir amaçla kullanılamayacak kadar kirli olduğu ifade edilmiştir.

Mexico City'de musluklardan devamlı su akmadığı, aktığı zaman ise sarı renkli ve kurtlu olduğu görülmüştür.

ABD'de EPA ( Emerion Protetion Agency) tüm akarsu ve göllerin yaklaşık yarısının ve bazı yer altı sularının kirlilik sebebi ile kullanılamaz durumda olduğu tespit edilmiştir.

SORU: 21.Yüzyılda su SORUnu ile ilgili olarak karşılaşılan problemler nelerdir.

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Günümüzde karşılaşılan su sorunları beş başlık altında incelenebilir.

Dünya nüfus artışı: Dünyamızda bu yüzyılın başı ve sonu arasında Dünya nüfus miktarı 10 kat artmıştır. Bu artış hala devam etmektedir. Mevcut su kaynakları bu oranda devam edecek nüfus artışını karşılamaktan uzaktır.

Su kaynaklarının etkin kullanımı için ihtiyaç duyulan finansman sorunları: Mevcut su kaynaklarından endüstriyel ve tarımsal amaçlı optimum bir biçimde yararlanmak için yapılması gereken tesislerin ihtiyaç duyduğu finansal kaynakların Üçüncü Dünya Ülkelerinde karşılanamaması önemli bir sorun olmaya devam edecektir.

Çevre kirlenmesi : Çevre kirlenmesinin en önemli boyutunu oluşturan Üçüncü Dünya Ülkelerinin sanayileşme çabaları oluşturmaktadır. Bu ülkeler gelişmiş ülkelerin gelişirken geçtikleri yolları takip etme durumunda olduğundan yani çevreyi koruyucu tedbirleri alacak finansal kaynağa ve teknolojik bir güce sahip olmadıklarından çevre kirliliği su kirliliğini beraberinde getirmeye devam edecektir. Bu sebeple gelişmiş ülkeler daha güzel yaşanılabilir bir dünya için gelişmekte olan ülkelere yardım etmedikçe ve kirlilik artarak devam edecektir.

Suyun tarımsal amaçlı kullanımı: Özellikle Ortadoğu'da yürütülen kendi kendine yetebilen tarımsal üretim gücüne ulaşma politikasından dolayı bazı ülkelerin aşırı su kullanma talepleri su meselelerinin artmasına katkıda bulunmaya devam edecektir. Örneğin, İsrail, Suudi Arabistan, Suriye, Irak bu politikalarında ısrar etmeleri su meselelerinin çözümüne engel olmaya devam edecektir.

Suyun kalitesinin korunması: Sanayileşen ve hızla kalkınan Dünyamızda evsel, tarımsal ve endüstriyel artıkların, gölleri ve akarsu havzalarını kirletmemesi için tedbirlerin alınmasını zorunlu hale gelmiştir. Bu tedbirler alınmadıkça suyun kalitesinin korunması gelecek zamanlarda da bir problem olarak devam edecektir.

Dünyanın artan nüfusuna mukabil kaynakların bilgisizlikten kirletilmesi ve egoistçe israfı, kaliteli ve arıtımlı suyun ihtiyaçları karşılamaktan giderek uzaklaşmasına neden olmaktadır. Bu sebepten bazı ülkeler atık suları arıtıp tekrar kullanma yöntemine tevessül etmektedir.

SORU: Su kaynaklarını koruyucu ne önlemler alınabilir? Açıklar mısınız?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Netice olarak; su kaynaklarının sonsuz olmadığı düşünülerek suların kirlenmemesi, kayıpların asgariye indirilmesi, arıtma sistemlerinin geliştirilmesi, israfın önlenmesi, sınıf farklılıkları arasındaki kullanım çarpıklığının makul düzeye indirilmesi, kullanım sistemlerinin hakikaten temizliği sağlayıcı ve lüzumsuz su israfını önleyici yeni yapılara kavuşturulması, insanlara israf ve kirletmenin kötülüklerinin anlatılması, başkalarına ait hakları hak sahiplerini yok ederek kullanma vahim hatasından insanların sakındırılması gereklidir.

SORU : Ülkelerin su yoksulu sayılabilmesi için önemli olan kriterler nelerdir. Su kıtlığından ençok etkilenen ve etkilenmesi beklenen ülkeler hangileridir.

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Dünya'nın herhangi bölgesinde yaşanan veya yaşanacak olan su kıtlığının yaşamı ne derecede tehdit ettiğini anlayabilmek için değişik su yoksulluk ölçütleri geliştirilmiştir.

Kıtlık İndeksi dört değişkeni yansıtan dört ayrı indeksten oluşmaktadır. Bu indeksler sırasıyla;

Birinci indekse göre bir ülkede su talebi sonuncuda tüketilen su miktarı toplam yenilenebilir su kaynağının 1/3'ünden fazla ise o ülkede su kıtlığı vardır ya da su kıtlığı tehlikesi artmaktadır. Bu nedenle özellikle az yağış alan 12 Ortadoğu Ülkesi su kıtlığı içinde yaşamaktadır. Bu ülkeler Mısır, İran, Irak, Ürdün, Kuveyt, Libya, Suudi Arabistan, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen ve Bahreyn'dir. Bu ülkelerden özellikle Irak, Dicle ve Fırat sularıyla dışarıdan beslendiğinden su kıtlığını hissetmemektedir.

İkinci indekse göre kullanılan suyun nüfusa oranını ölçü almaktadır. Bu ölçüye göre bugün su sıkıntısını hissetmeye başlayan Ortadoğu Ülkeleri 2025 yılında nüfusunun iki kata çıkacağı düşünülürse büyük bir su kıtlığı tehlikesi ile karşı karşıyadır, demektir.

Üçüncü indekse göre kişi başına kullanılabilen 1000 m3'ten az su olan ülkeler su kıtlığı çekmekte olduğu kabul edilmektedir. Ortadoğu ülkeleri açısından bugün için Mısır, İran, Irak, Sudan, Türkiye dışındaki ülkeler su kıtlığı çekmektedir. Yapılan nüfus hesaplarına göre Mısır çok yakında su kıtlığı çeken ülkelerin arasına girecektir.

Dördüncü indekse göre; kullanılabilir sular içinde sınır aşan suların oranıdır. Ortadoğu ülkelerinde özellikle Irak, Suriye, Ürdün, İsrail, Sudan ve Mısır'ın kullandığı suyun 1/3'ünden fazlası sınırları dışından gelmektedir. Yani bu ülkelerin suları üzerinde sınır aşan suların memba ülkelerinin etkilerinin büyük olduğunu göstermektedir.

Bu indekslerin hemen hemen hepsi Ortadoğu bölgesinde bulunan her ülkenin su kıtlığı sorunu ile karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir.

SORU : Bilim çevrelerinde ve medyada son zamanlarda yoğun olarak su problemlerinden bahsedilmektedir. Su problemin kaynağı nedir? Özellikle Ortadoğu açısından değerlendirir misiniz?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Bugün gündemi oluşturan su probleminin temel iki kaynağı vardır. Birincisi küresel ısınma nedeniyle oluşan buharlaşma, ikincisi ise sınıraşan suların paylaşımıdır. Küresel ısınma nedeniyle dünyada ortaya çıkan iklim değişiklikleri göze çarpmaktadır. Bu ise dünya için önemli bir problemdir. Yanı buz dağlarının erimesi, özellikle Antartika kıtasının erimesi dünya için tam bir felaket oluşturacaktır. Dünya Kaynakları Enstitüsünden Muhammed El-Ashry dünyada kullanılan suyun %65-70 kadarının buharlaşma, sızıntı ve verimsiz kullanımla kaybedildiğini kaydetmektedir.

Sınıraşan sular düşünüldüğünde yine önemli bir problemle karşı karşıyayız. Yeryüzünde 214 tane su kaynağı vardır. Dünya'nın %40'nın su ihtiyacını karşılayan belli başlı nehirlerin 155 tanesi iki ülke tarafından paylaşılmakta, 59'u ise 3 veya daha çok ülke tarafından kullanılmaktadır. Bu sınıraşan nehirlerle ilgili olarak Ortadoğu ciddi problemler yaşanmaktadır. Ortadoğu bölgesinin, su kaynakları bakımından zengin olmaması ve su kaynaklarının bazı ülkelerin elinde toplanması Ortadoğu'da bir su meselesini gündeme getirmiştir.

Ortadoğu'ya hayat veren beş su kaynağı vardır. Bunlar Mısır ve diğer komşu Kuzey Afrika devletleri olan Etopya, Sudan, Kenya, Uganda, Tanzanya, Burundi, Ruanda ve Zaire tarafından kullanılan Nil Nehrinin suları; İsrail, Ürdün ve Filistinliler tarafından kullanılan Şeria Nehrinin suları; Lübnan, Suriye ve Türkiye tarafından kullanılan Asi Nehrinin suları; Türkiye, Irak ve Suriye tarafından kullanılan Fırat ve Dicle Nehirlerinin suları.

Türkiye su kaynakları bakımından dünyanın en problemli bölgelerinin birisinde yer almakta. Zira Asi, Fırat ve Dicle Nehirlerinin kullanımı Türkiye ile Irak ve Suriye arasında anlaşmazlığa yol açmaktadır. Su paylaşımının adeta politik güç paylaşımı olarak görüldüğü Ortadoğu bölgesinde tarafların bir orta yol bulmaması durumunda önümüzdeki çeyrek asır içinde bölge şimdiye kadar görülmemiş bir çıkmaza ve kaosa sürükleneceği tahmin edilmektedir.

SORU : Medeniyetler savaşının yerini su savaşları alabilir mi? Olası bir su savaşı ne zaman baş gösterir? Türkiye'nin bu savaştaki durumu ne olur?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : İnsanlığa hizmet olarak Osmanlı Devleti zamanında bir medeniyet kaynağı olarak kullanılan sular, insanlığa sebil, hamam, sulama kanalı ve içme suyu olarak Osmanlı coğrafyasının her yerinde vatandaşlarının hizmetine sunulmuştu. Bugün Osmanlı Devletinin yıkılması sonucu ortaya çıkan doğal sınırlar yerine suni olarak çizilen sınırlarla birbirlerinden ayrılarak oluşturulan devletler arasında Nil, Şeria, Ası, Dicle, Fırat, Aras, Meriç, Tuna ve birçok irili ufaklı nehirler yüzünden büyük anlaşmazlık vardır.

Yüzyıllardır insanoğluna ferahlık bahşeden su, son günlerde bir savaş sebebi olarak ısıtılmaktadır. Su savaşları kazanını ısıtan ateş, Ortadoğu'yu ısıtacağa benzemesine rağmen; kazanın saç ayakları: Türkiye, Irak ve Suriye'dir. İnsanın hayatı ile eşdeğer duruma gelen su, çoğalan nüfus ile de önemini artırarak korumaktadır. Bununla beraber Dünyada hızla artan nüfus, gelişen tarımsal ve endüstriyel amaçlı su kullanımı, Türkiye'nin de dahil olduğu Ortadoğu coğrafyasında suyun önemini arttırmıştır.

Su konusunda büyük problemlerin yaşanacağı yıllar gerekli tetbirler alınmadığı takdirde hızlı nufus artışı ve küresel ısınma dolayısı ile 2020'lı yıllar olacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye ve Ortadoğu çevresindeki su kaynakları ihtiyaçları karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Bölgede ciddi bir su sıkıntısı vardır. Bu durum gelecekte bölgede patlak vermesi muhtemel savaşların önemli potansiyel nedenlerinden biri olabilir.

Ortadoğu, artan nüfus ve azalan kaynaklar nedeniyle su kıtlığından zarar görecek tüm bölgelerin en duyarlılarından birisidir. Sıcak savaş ortamının eksik olmadığı Ortadoğu bölgesinde su savaşları tezlerini eleştirsek bile, geleceğin bütün çatışmalarında etkili olacak faktörlerin önemlilerinden birisi de su meselesi olacaktır. Su savaşları gibi, bölge dışı güçler tarafından elbirliği ile geliştirilen senaryoları, takip etmekle beraber, gerçeğin ta kendisi imiş gibi değerlendirmekten kaçınmalıyız. Çünkü bu tür senaryolar, olacağı vermekten çok, zihinleri şartlandırmaya yönelik komplo teorilerdir. Savaş provokasyonlarını engelleyecek tezler, Türkiye'nin elinden çıkmalıdır.

SORU : Ortadoğu böyle bir su krizinden nasıl etkilenir? Mesela Türkiye-Suriye ilişkileri gerilir mi?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Türkiye ve Ortadoğu çevresindeki su kaynakları ihtiyaçları karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Bölgede ciddi bir su sıkıntısı vardır. Bu durum gelecekte bölgede patlak vermesi muhtemel savaşların önemli potansiyel nedenlerinden biri olabilir.

Ortadoğu bölgesinde su kaynakları hayati bir öneme sahiptir. Ortadoğu'da su yetersizliğinin artma nedenlerinin başında yılda ortalama 2.8'lik bir hızla artan ve 2002 yılında 430 milyon civarında tahmin edilen nüfus gelmektedir. Bu durum orta ve uzun vade de krizin çıkacağını göstermektedir. Bölge ülkeleri arasında varolan milli çıkarlar, geleneksel çekişmeler, kentleşme ve sanayileşmeyle krizin daha önce olmasına neden olabilir. Bu genel değerlendirme Ortadoğu'da bir istikrarsızlığın olduğunu göstermektedir.

Su bakımından fakir olan ülkeler, kendilerine oranla su zengini saydıkları ülkelerin su kaynaklarına göz dikmektedirler. Sınır aşan nehirlerle ilgili ülkeler arasında da su kullanımı konusunda büyük ihtilaflar doğmaktadır. Bu sebeple sık sık "su savaşları" senaryoları üretilmektedir.

Bugüne kadar, ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin Ortadoğu'ya olan ilgileri petrol ağırlıklıydı. İkinci Dünya Savaşı döneminde, İngiltere'de Başbakan olan Mr.Churchill'in "Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir." Sözü Batılıların petrole bakış açılarını çok açık bir şekilde göstermektedir.

Bugün ise su, Ortadoğu'da petrol kadar Batılıların gündemindedir. ABD yönetimine hizmet veren bir "Stratejik Araştırmalar Merkezi"nin yayınında şu görüşler ifade edilmektedir. "Ortadoğu'daki jeopolitik ilgilerimiz, bugüne kadar petrol ağırlıklıydı. Şimdi su da, bölgede en önemli bir politik silah haline gelmektedir. Batılıların Körfez petrollerine olan bağımlılığı sürekli bir şekilde artmakla beraber, emniyetle iddia edebiliriz ki, bu asrın sonuna kadar, bu bölgenin politik durumunu su şekillendirecektir. "Ortadoğu'daki su kaynaklarının geliştirilmesi, Amerika için en kritik dış politika konusudur."

Ortadoğu ülkelerinde, büyük oranda su sıkıntısı çekilmektedir. Türkiye, Suriye, Irak ve Lübnan su bakımında diğer ülkelere kıyasla daha iyi durumdadırlar. Buna mukabil, Ürdün, İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri ise çok büyük bir su sıkıntısı çekmektedirler. Fırat ve Dicle Nehirleriyle, nispeten daha küçük bazı çaylar ve dereler bu bölgeden doğmaktadır. Su sıkıntısı çeken Ortadoğu ülkelerinin gözü bu yüzden Türkiye'nin su kaynaklarının üzerindedir.

Türkiye'nin ciddi su meselesi olduğu ülkeler Suriye ve Irak'tır. Türkiye'nin Irak ile Dicle ve Fırat Nehri konusunda; Suriye ile Dicle, Fırat ve Asi Nehirleri konusunda anlaşmazlıkları vardır.

Türkiye'nin Fırat ve Dicle Nehirleri üzerinde yapmış olduğu bütün tesislere Irak ve Suriye her dönem itiraz etmiştir. Bu ülkelerin itirazlarının kaynağını kullandıkları su miktarının azalacağı endişesi oluşturmaktadır.

Su konusunda ortaya çıkan herhangi bir çatışma ortadoğuda tüm ülkelerin ilişkilerini zedeler.Hangi ülkenin hangi ülke ile işbirliği yapacağını şimdiden tespit etmek zordur.Garip ittifakların çıkması mühtemeldir.

SORU : Türkiye'yi bu konuda ne bekliyor? Türkiye'nin hazırlıkları neler?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : Türkiye Ortadoğuya yönelik olarak en ciddi tezleri ileri şürmüş olan ülkedir. Türkiye son yıllarda bir su politikası oluşturmaya çalışmaktadır. Türkiye, daha önceleri su kaynakları konusunda belirlenmiş stratejik bir su politikası olsaydı su kaynaklarından daha verimli yararlanma imkanına sahip olmuş olurdu. Türkiye'nin su politikası oluşturmaya çalışması, Türkiye'nin uluslararası alanda kendi tezlerini savunmada büyük faydası olacağı düşünülmelidir.

Günümüzde su meseleleri, bölgesel çatışmalar açısından daha sık dile getirmekteyken bölgesel bir su stratejisi geliştirme zarureti, belki de gerçekten ulusları bölgesel bir barışa doğru itebilir. Bölgedeki çoğu hükümetler, artık tahliyesi, tuzlanma, su kaynağı kirlenmesi ve etkin olmayan işe yaramaz su dağıtım sistemlerinde dahil su meselelerine daha büyük ilgi gösterme gereği duymaktadırlar. Yerleşim yerlerine dönük su temini, diğer kullanımlar üzerinde önceliğe sahip bulunmaktadır. Bölge ülkeleri su meselelerini halletmek için bölgesel bir su stratejisine doğru bir politika gütmek zorundadırlar.

Ortadoğu'da su meselelerine çözüm ararken şu iki noktanın üzerinde çözüm üretmekten başka yol yoktur. Bir yandan su arzını artırmaya çalışırken diğer yandan su talebini sınırlamaya yönelik tedbirler almak gerekir. Su arzını artırma yolları incelendiğinde karşımıza şu altı seçenek çıkmaktadır. Bulutların tohumlanması yoluyla yağmuru artırmak, yer altı su kaynaklarından daha fazla yararlanmak, kullanılmış artık suları temizleyerek yeniden kullanıma sunmak, tuzlu deniz sularını arıtma tesislerinde işleyerek tatlaştırmaya çalışmak, kutuplardan buz dağları getirerek bölge su sistemlerine katmak,başka ülkelerden su ithal etmektir. Bunlardan en ekonomik olanı başka ülkelerden su ithal etmektir.

Su yetersizliği ile karşı karşıya kalan Ortadoğu ülkeleri için Türkiye'nin su meselesine çözümü için önerdiği Barış suyu ve Manavgat çayı projesi, hem ekonomik hem de stratejik açıdan çok önemli projelerdir. Nüfusu hızla artan Ortadoğu ülkeleri, kaliteli, ucuz ve bol suya ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'nin önerdiği dışarıdan bölge ülkelerine su akıtma tekliflerinde, Türkiye'nin memba ülkesi olduğundan dolayı, yapılacak su ile ilgili anlaşmalarda kendi ekonomik ve siyasi menfaatini daha ağırlıklı hissettirmesi gerekmektedir. Türkiye'nin su akıtma projelerine alternatif olarak ileri sürülen proje ve teklifler de vardır. Bunlar Pakistan ve İran tarafından ileri sürülmüştür. Bu teklifler halen kısmen sekteye uğramış olsa bile ilgili ülkelerce değerlendirilmektedirler. Ayrıca İsrail, Nil sularının Gazze şeridine akıtılmasını istemektedir. Bu çalışmaların bir kısmının gelecek yıllarda uygulanması kaçınılmaz gibi görülmektedir.

Manavgat Çayı projesine daha çok İsrail ilgi duymakta ve projeyi hayata geçirmeye çalışmaktadır. Manavgat Çayı projesinin büyük oranda tamamlanmış olması ve ilk olarak KKTC'ne 1999'un sıcak yaz aylarında su taşınması ümit verici bir gelişmedir. Dışarıdan su taşıma projelerinin ilki olan bu projeye ek olarak barış suyu projelerinindi ileride uygulanabilecek olması beklentisi Türkiye'nin istikbaldeki stratejik amaçlarına hizmet edecektir.

SORU : Irakla ilgili olarak gelecekte sınıraşan sular konusunda neler yaşanabilinir?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR: Kuzey Irakta yürütülen politikaların altında petrol kadar su paylaşımı meselesinin de yattığı inancındayız. Hatta Ortadoğu'da yapılan II. Körfez Savaşı'nın petrol uğruna yapılan son savaş olduğunu iddia edilebilir. Bundan sonra Ortadoğu'nun şekillenmesinde su paylaşımının büyük rolü olacak. Mesela Savaş sonrasında yeni Irak Hükümetinin Dicle ve Fırat nehirleri ilgili istekleri farklı olabilir. Bu Hükümetin ABD güdümünde kurulması durumunda Fırat nehri sularının Ürdün üzerinden borularla İsrail'e aktarılması gündeme gelebilir. Böyle bir gelişme Türkiye tarafından geliştirilen Ortadoğu'ya su akıtma ve bundan maddi kazanç sağlama yönündeki beklentilerini ortadan kaldırabilir.

SORU: Türkiye'nin Ortadoğu'daki su sorununa bakış açısı nasıl olmalıdır?

YRD.DOÇ.DR.CEMAL ZEHİR : "Ortadoğu Su İhtilafları" bizim de dış politikamızın en önemli konularından birisi olmak durumundadır. Türkiye'nin Ortadoğu su meselelerine ilgili bazı yaklaşım ölçütleri şunlar olmalıdır.

Türkiye su zengini bir ülke değildir. Türkiye'nin toplam yıllık ortalama su potansiyeli 186 Milyar metre küptür. Bütün nehirlerimizden, çaylarımızdan ve derelerimizden bir yılda ortalama olarak 186 Milyar m3 su akarken, sadece bir Tuna Nehri'nin yıllık ortalama su potansiyeli 206 Milyar m3'tür.

Güney sınırlarımızdan geçen "sınır aşan sular" olarak Fırat, Dicle ve Asi Nehirleri mevcuttur. Bu nehirlerle ilgili konular sadece ilgili ülkeler, Türkiye, Suriye ve Irak arasında konuşulmalıdır. ABD ve Batılı ülkelerin bu konulara olan aşırı ilgilerinin insani duygularla değil, menfaatleriyle ilgili olduğu unutulmamalıdır.

Türkiye, nüfusu hızla artan bir ülkedir. Nüfus, tarım ve sanayideki gelişmeler arttıkça, su ihtiyacımız da artacaktır. Bu sebeple su ihtiyacımızın hesabı, bugüne göre değil, 50-60 yıl sonrasına göre yapılmalıdır.

Ortadoğu ülkelerinin büyük çoğunluğu su sıkıntısı çekmektedir. Bu ülkelerin su yetersizliği problemlerini aşmak için de kendi aralarında su işlerini deruhte edecek , su konusunda stratejik öneme sahip olan Türkiye'nin, başını çekeceği bir organizasyona ihtiyaçları vardır.


www.maxihaber.net - "Online Sektörel Gazete"