Gönül Yıldırım
Pamukkale-Hiyerapolis-
Afrodisyas
 Gönül Yıldırım " Pamukkale - Hiyerapolis - Afrodisyas " gonulyildirim@turob.com

    Denizli'deki Hiyerapolis ile Aydın'daki Afrodisyas'ı görmediyseniz, kaybettiğiniz çok şey var

    Uygarlıkların beşiği güzel Anadolu'nun, Denizli'deki Hiyerapolis ile Aydın'daki Afrodisyas Antik Kentlerini görmediyseniz, kaybettiğiniz çok şey var diyerek, bu yazıya başlamak istiyorum. İnsanoğlunun yerleşik yaşamı seçtiği ilk günden itibaren yaşadığı Anadolu, her karışında, bir uygarlığı, bir tarihi, bir öykünün izlerini barındırıyor. Hititler, Urartular, Frigya'lılar, Romalılar, Bizanslılar, Osmanlı İmparatorluğu'nun da aralarında bulunduğu birçok medeniyete ev sahipliği yapan bereketli Anadolu toprakları, bugün dünyanın sayılı tarihi ve kültürel hazinelerine ev sahipliği yapıyor.

    Anadolu'da yaşayan uygarlıklar binlerce yıl kültürel, siyasal ve toplumsal yapılarını, bu topraklardan çıkardığı taşlara, mermerlere işleyerek kentler, anıtlar ve yollar yapmışlar. Bu 'yerleşme' öyküsünün ana kahramanını taşlar oluşturmuştur. Anadolu insanının neolitik çağlarda ırmakların sürüklediği çakıllarla yaptığı barınaklar, Bronz, Hitit ve Frig dönemlerinde yerini kireç taşıyla inşa edilen yapılara bırakmıştır. Anadolu'da geçmişi gelecekle buluşturmada eşsiz dayanıklılığıyla sahip olan mermerin yeri ise ayrıdır. Mermerin öyküsü M.Ö. 8-7. yüzyıllara kadar uzanmaktadır. Beyaz mermer taşı, Bronz ve Hitit çağları yapı ve heykel sanatının geleneksel koyu renkli taşlarını yüzyıllar içinde adım adım gölgede bırakmıştır. En yoğun kullanım alanına Hellenistik çağ ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde ulaşmıştır. Böylece tüm Batı Anadolu'da mermerden kentler kurulmuştur. Bunlar arasında Efes, Bergama, Milet, Perge, Side, Afrodisyas gibi antik kentleri sayabiliriz.

    Tanrılara adanan tapınakların ardından gelen saray, tiyatro, agora, stoa, odeon, devlet misafirhanesi, şehir meclisi, gymnasium, hamam, stadyum gibi yapılar, Anadolu'da antik çağ uygarlıklarının mühürleri olmuştur. Bu yapıların pek çoğu tepeleri gösterişli başlıklarla taçlanmış sütunlar, tanrı-tanrıça ve imparator heykelleri ile bol dökümlü giysiler içinde zarif kadınlar, çevik atletler, heykeller, yüksek kabartmalı frizlerle süslenmiştir. Sert olmakla birlikte kolay işlenen, perdahlandıkça parlayan, göz alıcı beyaz rengiyle derin hatları ortaya çıkaran, ışık ve gölge değerlerini güçlendiren, üç boyutluluğu yansıtan, büyük blok halde işlenmeye yatkınlığıyla bakımı kolay olan mermerin sanat eserlerinde ve mimaride yoğun biçimde kullanılması, tarihin geçmişten günümüze kadar gelmesini sağlamıştır.

Ülkemizde, gezilmesi gereken o kadar çok "Antik Kent ve Antik Tiyatro" var ki, insanın hemen aklına İzmir Selçuk'taki Efes, Çanakkale'deki Truva, Aydın'daki Tralleis, Fethiye'deki Telmessos, Isparta'daki Antihokya, Denizli'deki Hiyerapolis, Aydın'daki Afrodisyas gelmektedir. Tabii binlerce yıl geçmişten gelen bu eşsiz hazineleri, gelecek nesillere ancak sahip çıktığımız takdirde taşıyabileceğimizi de unutmamız gerekmektedir. Ne yazıkki, tarihimize yeterince sahip çıkamadığımız için bazı tarihi eserlerimiz yurtdışındaki müzelerde sergilenmektedir.

    Bir kültür turuna çıktığınızda, 24 saati dolu dolu yaşarsınız

    Tatil anlayışı herkese göre değişir. Kimi bir sahil kasabasında denize girmeyi, kimi yeşillere bürünmüş bir köyde dinlenmeyi, kimi dağlara tırmanmayı, kimi denizlere açılmayı, kimi kültür turlarına katılmayı tercih etmektedir. Aslında unutulmaz olanı, her tatilde, deniz-kum-güneş, dinlenme, sağlık, kültür gibi turizm çeşitlerinden birini seçmekte yatıyor olsa gerek. Bir kültür turuna çıktığınızda, o tatili asla unutmazsınız. İnanılmaz güzel geçmiştir. Müzeler, Antik Kentler, Mağaralar, yeni şehirler, yeni dostluklar, gittiğiniz bölgenin yemek kültürü, eğlence, alışveriş, neredeyse 24 saati dolu dolu yaşarsınız. O turun asla bitmesini istemezsiniz. Müzelerde gördüğünüz M.Ö. binlerce yıl önceki eserleri tek tek incelerken, katıldığınız turda zamanın nasıl akıp geçtiğini anlayamazsınız.

    Geçtiğimiz dönemlerde Club İremtur'un düzenlediği "Pamukkale-Travertenler-Hierapolis-Afrodisyan-Buldan-Kaklık" kültür turuna katıldım. Antik kentleri gezmek ve Pamukkale'yi görmek büyüleyici ve gizemliydi. Aslında kültür turu denilince akla Kapadokya ve Adıyaman-Nemrut, Mardin-Midyat, Batman-Hasankeyf, Gaziantep-Zeugma gibi Doğu Bölgesi geliyor ama ben daha önce o bölgeleri gezmiştim. Bu nedenle dinlenirken, termal sulardan faydalanmak ve Antik kentleri gezmek için Pamukkale'yi tercih ettim. Burada bir kültür turunun iyi geçmesinde rehberinizin büyük rolü olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Rehberler turun komutanları gibidir. Tur liderlerimiz Gökhan Bağcı ile Hakan Çokgezen, bilgi birikimlerini ve 9 yıllık turizm deneyimlerini bizlerle paylaştılar.

    Turun ilk günü Denizli'ye 20 kilometre uzaklıktaki Kaklık Mağarası'nı ziyaret ettik. Pamukkale benzeri traverten oluşumu olan, damlataşı, sarkıt ve dikitlerle eşine rastlanmaz güzellikte olan mağara, Unesco tarafından dünya miras listesine alınmış. Turun ilk uğrak yerinde bol bol fotoğraf çektirdik. Daha sonra tur boyunca konaklayacağımız Pamuksu Oteli'ne vararak, oteldeki serbest zamanda, termal sularından yararlanarak, dinlenme imkanı bulduk. Müzik eşliğindeki akşam yemeği de İstanbul'un gece hayatını aratmadı bizlere. Turun 2'inci günü Hieropolis Antik Kenti'ne gitmek için yola çıktık.

    Kentin tarihi M.Ö. 2. yy'a kadar uzanmaktadır. Bergama Kralı Emagois tarafından kurulan kent adını, Teleposun karısının ismi Hierapolis'ten almıştır. Kuzey kapısından girildikten sonra kentte ilk önce, Nekropol denilen mezarlık alanı ve bu mezarlık dönemindeki ev tipi ile tümülüs tipi lahit mezarları yer almaktadır. Kent girişinde, o dönemlerde kente giren yabancıların hastalık getirmemesi için yapılan hamamları gezdik. Daha sonra kentin girişi olan Domintaş kapısına ulaştık. 3 kubbeli olarak yapılan bu kapıda, kubbelerin hiçbiri yerinde değildi. Kapının devamında 'tören geçişleri' için yapılan tören yolu yapılmıştı. Tören yolunun her iki kenarında işlenmiş mermer sütunlar bulunuyordu. Sütunların yanında agora denilen pazar yeri bulunuyordu. Bir Yahudi kenti olan Hierapolis'e, Hristiyanlığı yaymak için gelen Saint Philippe adına yapılan kiliseyi inceledik. Hemen ilerisinde Roma dönemine ait olan tiyatroya gittik. İnsan, antik kentler ve antik tiyatroları gördüğünde, o dönemlerde bu taşları nasıl taşımışlar, nasıl işlemişler, nasıl yapmışlar sorularını defalarca sormaktan kendini alamıyor. Yaklaşık 10 bin kişilik bu tiyatroda gezerken, o dönemlerde yaşayan insanları, eğlence biçimlerini, aslanları- gladyatörleri, törenleri hayal ediyorsun. Hieropolis Antik Kenti'nden ayrılırken, buruk bir hüzün kapladı içimizi, antik kente o kadar hızlı ilerliyorsunuz ki, içinizden biraz daha kalsam mı geçebiliyor.

    Hieropolis'ten ayrıldıktan sonra, yakınındaki Hieropolis Müzesi'ne gezebilirsiniz. Müzede Hieropolis'ten çıkarılan kupalara, çanak çömlek, lahit mezarlar, sağlık gereçleri, tarak, kolye, para gibi eserler sergilenmektedir. Biraz ileride İl Özel İdaresi'ne ait sütunlu havuza girmenizi de tavsiye edebilirim. Bölgenin biraz aşağısında ise Pamukkale'yi dünyaya duyuran Travertenler ulaşıyorsunuz. Tarih boyunca sıcak su kaynakları nedeniyle Anadolu'nun belli başlı yerleşim yerleri arasında bulunan Pamukkale, bilim adamlarına göre 14 bin yıl önce kireç tortusuna dayalı oluşumlarla meydana gelmiştir. Oysa günümüzde hızla bozulup sararan Pamukkale'yi korumaya yönelik projeleri uygulamaya geçirebiliyor muyuz? Sıcak termal suyuyla birlikte travertenlerde yürürken, güneş ışığının suya yansımasıyla travertenlerdeki renk cümbüşünü izleyebilirsiniz. Kısa bir öğle yemeğinin ardından çeşitli mineral ve vitaminleri içinde barındıran, kızıl suda yürürken, şifalı sudan çıkmak istemeyeceksiniz.

    Dünyanın sayılı Antik Kentlerinden "Afrodisyas"

Turun 3'ncü günü otelden erken ayrılıyoruz. Tekstil ve kumaş sanayinin önde gelen merkezlerinden biri olan Denizli'nin Buldan İlçesi'ne gidiyoruz. Burada kısa bir alışverişin ardından, Aydın Karacasu ilçesinin 12 kilometre güneydoğusunda bir Karia kenti olarak kurulan Afrodisyas Antik Kenti'ne hareket ediyoruz. Bu kent antik çağın önde gelen mimarlık, sanat, heykeltraşlık ve tapınma merkezlerinden biridir. Altın çağını Roma döneminde yakalayan Afrodisyas Antik Kenti'nde olağanüstü güzellikte mermer heykeller ve yapıları görülmektedir. Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda kentte mimarlık ve heykeltraşlığın yanısıra tıp ve astronomi alanlarında da çalışmalar yapıldığı belirlenmiştir. Afrodisias Kazıları olarak bilinen ve M.Ö.6000-3500 dönemine ait, bölgedeki ilk yerleşim yeri kalıntılarının halen yarıya yakın bölümünün gün ışığına çıkarıldığı söylenmektedir.

    Afrodisyas Antik Kenti'nin ortaya çıkmasına ömrünü adamış, 1961 yılından 1990 yılına kadar Afrodisyas'ta kazıları gerçekleştiren ve 1990 yılında hayatını kaybeden. Prof. Dr. Kenan Erim'in mezarını da görebilirsiniz. Antik çağda, eğlencelerin ve kutlamaların yapıldığı antik tiyatro ise tek kelimeyle büyüleyici. Aslanların ve gladyatörlerin savaştığı mekanları görmek, insanın aklına filmlerde izlediği savaşları getiriyor. Antik kentin ardından Afrodisyas Müzesi'ni gezebilirsiniz. 1979'da ziyarete açılan Müzede Afrodisyas kazılarından elde edilen arkeolojik buluntular sergilenmektedir. M.Ö. 4000'den itibaren yapıldığı anlaşılan eserler sekiz ayrı salonda yer almakta olup, bu salonlar; Afrodit salonu, Panthesilaia salonu, küçük eserler salonu, bitmemiş eserler salonu, odeon salonu, Melpomene salonu (iç avlu ve bahçe açık salonu) dur. Ayrıca bu salonların dışında bahçede birçok eser bulunmaktadır. Dönemin kralları, eşleri, rahipleri ve yöneticilerinin yapılan heykellerine bakarken, mermer nasılda 'gerçek yüz ifadesi' gibi işlenmiş diyor insan kendi kendine. Afrodisyas'ın hemen ardından, yolunuzun üzerinde Tavas'taki bir halı mağazasına gidebilirsiniz. Makine halılarının "şerefsiz halı", el yapımı halıların ise "şerefli halı" olduğunu da bu tur esnasında öğrenebilirsiniz. El yapımı (şerefli halı) halı fiyatlarının 10 bin ile 150 bin dolar arasında değiştiğini öğrendiğinizde ise, aklınızdan 'ben şerefsiz halılarımla da mutluyum' diye geçirebilirsiniz. Halı tesisinin hemen ardından Denizli merkezine gitmenizi tavsiye ederim.

    Pamukkale'ye gelipte Denizli kentinin simgesi olan 'horoz heykelleri' görmemek düşünülemez. Kısa bir şehir turunun ardından otelinize döndüğünüzde yine İstanbul gece hayatını aratmayacak program hazırlanmıştır. Müzik, dans, taverna, halay, dansöz, zenne gece boyunca ne ararsanız karşınıza çıkabilir. Birde o küçük Pamuksu kasabasında dileyenler gece yarısı Pasha diskoda kurtlarını dökebilirler, ilgilenenlere duyurulur.


www.maxihaber.net - "Online Sektörel Gazete"