Nilhan Aras
Denize Girecektik...
 Nilhan Aras " Denize Girecektik... " nilhanaras@yahoo.com

    Cuma öğleden sonra, herşeye rağmen, alışverişe indik. Herşeye rağmen çünkü, önümüzde bir yığın aksilik vardı. Örneğin biz Saros'a dalmaya gitmek istiyoruz, ama Esra'nın kayınvalidesini almak için İzmit'e gitmemiz gerekiyor. Örneğin hiçbirimizde çok para yoktu. İndik; biraz peynir, domates, ekmek, biraz meyve suyu, bir iki paket de bisküvi, çikolata aldık. Sonra en uygun fiyatlı ama problemsiz 2 çadır ve 1 uyku tulumu seçtik. Döndüğümüzde bizi yeni bir sürpriz bekliyordu. Özgür "Ben o çadırı istemem, değiştirin" dedi. 25 dakikalık yeni bir debelenmeden sonra, istediği gibi birşey alabildik. Bu arada Nagehan, bizim onsuz gitmek zorunda kalışımıza dayanamayıp hafif yollu bir sinir krizi geçirmiş, 10 yıldır görmediği dayısının yanına gitmek üzere Zonguldak'a bilet almıştı.

    Ve tam olarak nerede konaklayacağımızı henüz bilmiyorduk. Kemikli'de mi, yoksa Cem'in önerdiği yerde mi? Cem'le konuştuk; İstanbul'dan misafirleri olacakmış ama yine de pazar günü bize katılacakmış. Yani, onun gizli yerine gidiyorduk. İçimde, nedeni belirsiz tatlı bir kuşku, eve döndüm; çantamı hazırlamaya başladım. Bu kez bavul yerine bir sırt çantasıyla yetinmeye karar vermiştim, Esra ve İsmail öyle istiyorlardı.

    Önce götüreceklerimin sayısını minimalize etmeliydim. İşe makyaj çantamı küçültmekten başladım. Kırmızı ruj almayacaktım, örneğin. Sedef ve toprak renkli olanlar yeterliydi. Hem ıssız deniz kıyısında iki değişik renkten fazlası gereksizdi, hem de zaten güneş vardı, onun kırmızısı ikimize de yeterdi. İki bikiniyle idare edebilirdim ama bana -4 dereceye kadar sıcacık tutan uyku tulumu yerine daha ince bir şey aldırdıkları için saten gecelik değil kalın bir pijama götürmeliydim. İşte tam bu gibi ayarları yapıp çantamı kapatmıştım ki -ve inanılmaz ama bir sırt çantasına sığmıştım- Esra aradı.

    Sakin kalabilmek için derin nefesler alarak konuşuyordu. "Bazı gelişmeler oldu", dedi. "Kesinlikle İzmit'e gidip İsmail'in annesini almalıyız." Söylediği bir yana, çıkardığı sesler çok da sağlıklı değildi. Ama Allah için haklıydı. Dalmaya niyetliyken, yazgı bizi dağa çıkarıyordu. Şimdi Göynük'e gidecektik. Hemen ağabeyini aramış, Göynük'teki o konaktan yer ayırttırmıştı ama çok sinirliydi. 2 ay önceden yaptığı programının bozulduğuna mı yansın, deniz hevesinin kursağında kaldığına mı yoksa yaşlı bir kadınla off road yapmak zorunda kalacağına mı? "N'apalım," dedim, "üzülme. Başka zaman gideriz. Gerçi ben de çantamı hazırlamıştım ama…" "Sen" dedi, nörotik bir sesle, "bi' yaz bi' kış çantası hazırla, kapının yanına koy. Son anda durum ne gösterirse, çıkarken onu kaparsın."

    Sonra aklıma geldi, Cem'e haber vermişler miydi? Tabi ki, hayır. "Çocuğu arayın da söyleyin bari. Biz dalmaya gidemiyoruz ama o off road'a gelsin" dedim. Panikle kapattı telefonu. Aradan 15 dakika geçmedi ki yeniden aradı. "Telekom'a söyleyelim de, bize dahili hat versinler." dedim. Beni dinlemiyordu bile. "Artık dayanamıyorum." diye bağırdı. "Cem bizim için o iş programını bozmuş. Misafirlerine haftaya gelmelerini söylemiş. Bir yığın özür diledim. 'Sen bizimle gel' dedim ama suyu gelmiş, deniz istiyor. Bu kez hakikaten çok ayıp olmuştu ama bu bile artık gülmeme engel olamazdı.

    Saat epey ilerlemişti. Bense hala uyumaya çekiniyordum. Kapıda biri "yazlık", biri "kışlık" 2 çantam, yanımda telefonlarım, koltukta öylece otururken hakikaten olan oldu. Telefonum çaldı. Esra. Sanki intihar etmiş de son anda vazgeçmiş, "kurtarın beni" sesiyle konuşuyor. "Evden arasana." dedim. "Yataktan çıkacak halim yok. Tırmalayacak yer arıyorum." dedi. Şükrü Bey aramış ve en olmayacak şeyi söylemiş: "Biz Ayşe'yle Kemikli'ye gidiyoruz. Hadi siz de gelin. Hatta Ayşe, 'Yola şimdi çıkalım.' diyor." Ayşe Hanım, bizim bildiğimiz Ayşe Hanım. Şükrü Bey'in, tatilde hijyen ve konfor isteyen eşi sevgili Ayşe Hanım. Alternatif tatil önerilerimizi aylardır ısrarla reddeden Ayşe Hanım'ın canı o akşam, tuvalet ihtiyacını çalıların arasında gidereceği bir tatil istemiş, o ıssız yerde deniz kampı yapalım, diyor. Daha inanılmaz olanı yapmayı da Şükrü Bey üstlenip, bunu en doğal şeymiş gibi Esra'ya söylüyor. Şükrü Bey Allah'a inanmaz ama, bizce Allah'ın sevgili kuluymuş. Ya Esra'nın yüzüne söyleseydi bunu?

    Sabah sekizde Esra'daydım. Tıpkı, gecenin bir yarısında artık ayıp olmasın diye aramayıp yazdığı mesajında söylediği gibi. İsmail sekizbuçukta çıkarız, demiş. Kızcağız bana kapıyı açıp İsmail'i uyandırmaya gitti. "Saatine bakıp, 'Esra, daha sekizi çeyrek geçiyor. Bu saatte kaldırılır mı?' dedi. Çıldıracağım. Öyleyse seni niye bu saatte buraya getirtti?" Yaşadıklarına inanmıyordu. O da biliyordu bunların geçeceğini ama bunu yaşarken söylemek pek kolay değildi.

    Tatilde ne mi oldu? Artık ben bile yazmaya dayanamam.

    Nilhan ARAS - 2001
    GASTRO DERGİSİ YAYIN KOORDİNATÖRÜ


www.maxihaber.net - "Online Sektörel Gazete"