Funda Taşdemir
Hayallerle
İstanbul'u Yaşamak
 Funda TAŞDEMİR " Hayallerle İstanbul'u Yaşamak " ftasdemir12@hotmail.com

    Bugün (24 Temmuz) yıllık izinden İstanbul'a döndüğüm ve yoğun olacağına inandığım ilk iş günüm. Emaillerime bakınıyorum ve Maxihaber Genel Yayın Yönetmeni Sn. Aykut Altındağ'ın emaili. 25 Temmuz akşamına kadar yazılarımızı teslim etmemizi talep ediyor ve ben şu ana kadar kalem oynatmamışım, oysaki bu yazımda birçok konudan bahsetmek istiyorum. Kafamda aktarmak istediğim çok şey var ama hepsini bir araya getirip, toparlamakta zorluk çektiğim bir süreçteyim. Neyse diğer konular bir sonraki aylara kaldı artık. Bu arada, Sn. Altındağ'dan bahsetmişken bu vesileyle kendisinin biz yazarlarına vermiş olduğu destek ve özveriye teşekkür etmeden de geçemeyeceği. "Sn. Altındağ, bugün doğum günüm ve hayatımda ilk defa doğum günümde oturup, makale yazıyorum. Ama beni sakın yanlış anlamayın bunu zorunluluktan değil büyük bir istek ve keyifle yazıyorum. Bu denli başarılı bir yayın ve yazar kadrosunda bulunmaktan gurur duyuyorum, teşekkürler."

    Bazı okuyucularımız haklı olarak "bize ne senin doğum gününden, sonuca gel hadi başla bakalım" diyebilir. Evet, başlayalım o zaman.

    İşte böyle bir süreç yaşam, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bir bakmışsın karşına çıkıveriyor. Ben "Oooooo daha vaktim var neler yazacağım neler " derken, yazı vakti gelmiş çatmış bile. Bir hafta öncesinde İstanbul dışında bir tatil beldesinde dinlenirken, bir hafta sonrasında yine işimin başındayım. Buna meydan mı okuyorum, hayır zamanın nasılda hızlı geçtiğini aktarmak istiyorum… Hani Kenan Doğulu'nun da söylediği gibi "Tutamıyorum Zamanı". Hele ki İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsanız, ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız…

    İstanbul; efsanelerle dolu, tarihe adını kalın harflerle kazımış, birçok yazarın yazılarında, birçok şairin mısralarında, birçok sanatçının namelerine konu olan, muhteşem mekanlarıyla aşıklara kucak açan, güzellikleri ve görkemi ile herkese bir umut ışığı veren güzel şehir. Bu güzel şehri nasıl oluyor da, olumsuzlaştırmayı başarabiliyoruz, bu da ayrı bir tartışma konusu. Trafik, kalabalık, kirlilik, kentsel soğuklaşma, rutin yaşam, maddi ve manevi beklentilerle dolu göçler sonrası yaşanan hayal kırıklıkları bir anda bu güzel şehri kabusumuz haline getirebiliyor.

    Bakın bir yazarımız İstanbul'u farklı bir dilde ve bakış açısıyla ne de güzel ifade ediyor. Bir arkadaşımın göndermiş olduğu bu güzel yazıyı sizinle de paylaşmak istiyorum (www.kotuvepis.com' dan alıntıdır...): "Zordur İstanbul'u özlemek. Kâğıt kesiği gibi sızlar. Bazen "ulan küçücük bir yara işte nedir ki" deseniz de, varlığını hep hissettirir. İlacı yoktur, zehri kanınıza işlemiştir.

    Caddesi, sokağı, köşesi, berisi değildir özlediğiniz. Top yekûn kendisidir. Gecenin bir yarısı kafanız bozulunca bir dostun kapısını çalabileceğiniz yerdir. Başka yerde yok mudur öyle dostlar? Ne hikmetse yokturlar. Ya da sizde bir uyuşmuşluk, bir tutukluk vardır, misafirliğe gidilen evde buzdolabını açamamak gibi kasılır kalırsınız. "

    Böyle hasretken, böyle yanmışken gidersiniz İstanbul'a. İçiniz içinize sığmaz. "Yâre geldim, koynuna geldim İstanbul'um" dersiniz en arabesk coşkunuzla, ama bu kez başka bir şey vardır sizi yaralayacak: "İstanbul'u içindeyken özlemek" karmaşası.

    Değişen şey, şehrin çehresinden ziyade size küskünlüğüdür. Onca hasretini çektiğiniz dostlar, siz yokken de hayatlarından bir şey eksilmemiş biçimde yaşamışlardır. Zira siz hepsinden, her şeyden, sizi siz yapan tüm birikimden uzakta yaşarken, onlar sadece sizden ayrı kalmışlardır, derdinizi anlayamazlar. Yüreğinize bıçak gibi giren şakalaşmalar başlar: "Sizin orda nasıl diyorlar".

    "Tabii sen bilmezsin şimdi bunu, senin yaşadığın ülkede yok bu kavramlar".

    Kaybolduğunuzu hissedersiniz. Artık hiçbir yere ait değilsinizdir. Ne zaman birine "yahu İstanbul'da kalsam mı?" diye sorsanız, "aklını peynir ekmekle mi yedin, ne var burada, cennet gibi yerde yaşıyorsun, saçmalama" cevabını işitirsiniz. Gerçekten iyiliğiniz için mi böyle söyleniyordur, yoksa artık yokluğunuza mı alışılmıştır, karar veremezsiniz. Canınız daha da yanar.

    Zordur İstanbul'u özlemek. Çünkü özlemeye bir başladınız mı, ardı arkası gelmez bu meretin".

    Geçenlerde çok güzel bir söz okudum". Umutlar yeni hayalleri bekleyecek. Ta ki yarınlar gelip de, gerçekler hayalleri saklayana dek". Çok anlamlı bir sözdü bana göre, hayaller ve gerçekler arasında çok ince bir çizginin bulunduğuna dair. Aklımızda güzel bir tablo yaratıyoruz, fakat o tabloya bir fırça atmadan, gerçekle yüzleşmeden, hatta yaşamadan, sadece uzaktan bakmayı tercih ediyoruz. Ardında kalan ise yaşanan hayal kırıklıkları.

    Çözümü mü? Yapılabilirliği ve yaşanması muhtemel hayaller kurmak ve bu hayallerin gerçekleşmesine dair mücadele etmek. İşte İstanbul'u güzellikleriyle yaşamakta böyle bir mücadele gerektiriyor.

    Sevgilerimle,

    Funda Taşdemir


www.maxihaber.net - "Online Sektörel Gazete"




© 2004 - 2006 www.maxihaber.net