|
Kış geldi yine..Kar, yağmur,çamur ve soğuklar..Yazlıkları kaldır, gelsin dolaba kışlıklar.İstanbul' un trafiği arttı, nede olsa yağmur yağıyor, bir yağmur İstanbul' da trafik kilit. Zor gelir insana kışın sıcacık evden dışarıya çıkmak..Ama zorundasın iş var, okul var, ihtiyaçlar var, varda var yani..Eeee insanoğlu nankör kış geldi soğuk, yaz geldi sıcak..yok ki ortası. Ama şu da bir gerçek doğanın dengesi altüst oldu, mevsimler arası bahar ayları, pastırma sıcakları efsane oldu artık… Anlayacağınız aslında memnuniyetsizlik insanın kendinde, anlık yaşadıklarıyla, o anki psikolojisiyle şekilleniyor…
Eminim ki Türkiye' nin her bir tarafı eşsiz güzellikleriyle insanı büyülemeye yeter, görülmeye değer bir çok yöresi var. Ama hani derler ya "Duyduğunu değil, gördüğünü anlat" diye, bende görüp de doğasına hayran kaldığım Marmaris yani eski çağlardaki adıyla Karya Gezisi Anılarımızdan bahsedeyim biraz sizlere…
Kendimizi yorgun hissettiğimiz şeker bayramı öncesi, stressiz bir ortamda dinlenmek için İstanbul' dan atmak istedik. Yani iş yok, düşünce yok, trafik yok, yoğunluk yok, yorgunluk yok.. Ne yapalım? Ne yapalım? ve karar verildi. Dedik Ege'ye kaçalım bari. Tabi bir yandan da şunu düşünüyoruz. Topu topuna birkaç günlük bayram tatili, değer mi acaba? Cevabı tur sonunda verdik, kesinlikle değer...
Turla Marmaris'e doğru yol alacağımız akşam, içimde hem istek hem de isteksizlik söz konusu olduğu için valiz bile hazırlarken 3-5 parça bir şeyler alarak yola çıkmışım… Her neyse, hazırladık bir şeyler ve yola koyulduk. Tur Otobüsünün kalkacağı yere gitmek için taksiye bindik. Aman allahım!! yine trafik kilit, hem Cuma akşamı, hem bayram öncesi trafiği, üstüne birde yol bakım var dedi taksici. 10 dakikalık yolu 45-50 dakikada giderek, en sonunda Otobüsün bulunduğu alana erişmeyi başardık. O kadar yorulmuşum ki gün boyunca, gözümü kapadım otobüs seyahati boyunca uyumuşum, gözümü açtığımda turumuzun ilk durağı olan Selçuk Arkeoloji Müzesi ve Artemis Tapınağı'ndayız. Müze gezilerimizin ardından adı gibi şirin bir köye gittik. Şirince Köyü. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde bir yerleşim alanı olduğu tahmin edilen Şirince Köyü'nde, bazı yapı kalıntıları ortaya çıkarılmış. Kule kalıntısı, su kemerleri ile 11. yüzyıldan beri varolduğu sanılan manastır/kilise yapıları, günümüze kadar kalan arkeolojik ve tarihi kaynaklar olarak biliniyor. Bu köyün şarapları meşhur. Özellikle çeşitli meyvelerden oluşan şaraplar, yöreye gelen turistlerin ilgi odağı olmayı başarmış.
Ve sonunda Marmaris' e yaklaşıyoruz ve Marmaris merkeze yaklaşık yarım saatlik uzaklıktaki Gökova Tesisleri' ndeyiz. Ben, Gökova'nın güzelliğini duyduğum birkaç şarkı sözünde anımsıyorum. Fakat o güzelliği tesislerde bizzat tepeden görünce, o güzel manzara karşısında dehşete düştüm. Muazzam bir doğa harikası, ormanın çeşitli tonlarındaki yeşilliği ve koyların maviliği bir arada bütünleşiyor adeta.
Marmaris'e varıyoruz. Ertesi gün, sabah erken uyanmaktan zorlanan ben -bol oksijenli bölgede olmamızdan sebep-sabahın erken saatlerinde gayet dinç bir şekilde kalkmayı başardım. Marmaris'in eşsiz güzelliğindeki koylarını (Cennet Adası, Turunç, Fosforlu Mağara, Akvaryum Koyu, Yeşildeniz ve İçmeler) geziyoruz tekneyle. Koylar enfes güzellikte. Denizin dibindeki taşları sayıp, kumların içinde dolanan canlıları net görme şansını yakalıyorsun. Akvaryum Koyu'nda duruyoruz... Koyda sürüler halinde, rengarenk balıklar kıvrılarak geziniyor. İlginç balık türlerini görmek bile mümkün bu koyda... Bir sonraki gün Gökova Tekne Turumuz. Maden Koyu, İncekum, Lacivert Koy, Sualtı Mağarası, Soğuksu Koylarını geziyoruz. Özellikle Sualtı Mağarası kaptanımızın söylediğine göre yazın yurt dışından gelen turistlerin en çok ilgisini çektiği bir koy. Düşünün koyun ortasında, suyun altında kocaman bir mağara.
Ertesi gün Bayırköy, Orhaniye ve Kızkumu ardından Datça' ya varıyoruz. Eski Datça, şiirin babası Can Yücel' in mekanı.Son içtiği şarap ve kadehi zamanında oturduğu kahvenin önünde dikkatimizi çekiyor.Can Baba'nın mütevazi yaşamını yansıtan ve yıllarını verdiği evinin önünden, mahallesinden geçiyoruz..Can Yücel'i saygı ve sevgiyle andıktan sonra yolumuz Yeni Datça'ya…Yeni Datça'nın balı ve bademi meşhur. Dünyanın 2. güzel bademinin ABD' den sonra Yeni Datça'da olduğunuz duymuş muydunuz? Ben yeni öğrendim. Bunun yanında, Ünlü coğrafyacı Strabon'un "Tanrı çok sevdiği kulunu ömürlü olsun diye Datça yarım adasına gönderir" dediği Datça'da harika dalış alanları bulunmakta. Kara incir açıklarında bulunan irili ufaklı adacıklar etrafında, 10-40 metre arasında köpekbalığı, yunus, Akdeniz foku, kovuk içlerinde 3-4 müren (etcil ve yırtıcı balık türü) bir arada görülebiliyormuş.
Marmaris'ten İstanbul'a yola çıkacağımız sabah, yarım saatlik yaptığımız Azmakbaşı'nda gerçekleştirdiğimiz Panoramik Irmak Gezintisi, Marmaris'e gidenlerin görmesi gereken bir doğa harikası. Ve gecesinde İstanbul'a dinç ve dinlenmiş şekilde geliyoruz.
Tavsiyem buraları gezip görmeniz ve bu güzellikleri bizzat içinde yaşamanız, yoğun ve stresli metropol yaşantısından uzaklaşmak isteyenlerin gidebileceği eşsiz bir yer.
Tur şirketimize ve rehberlerimize bizlere bu bölgenin tarihi ve doğa güzelliklerini sunduğu için, tur arkadaşlarımızdan Sn. İhsan Yeşiloğlu'na da, çektiği fotoğraflarla bu güzellikleri daimi saklamamıza olanak verdiği için teşekkür ediyor, sizi Can Yücel' in "Akdeniz Yaraşıyor Sana" adlı şiiriyle baş başa bırakıyorum.
Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk havladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdeniz'e...
(Can YÜCEL )
Sevgilerimle,
Funda Taşdemir
|