|
"Biri doğuya uçtu, biri batıya uçtu, biri guguk kuşunun yuvasının üzerinden uçtu."
Ken Kesey, Guguk Kuşu
Bir film seyretmiştim 23 Nisan'ların birinde. Henüz okula gitmediğim zamanlardaydı. Annemin akşam yemeği için biber doldurduğu masanın altına oturmuş, karşımdaki siyah-beyaz ekrana bakıyordum. Kalbim bazen korkudan bazen heyecandan deli gibi, bazen de huzurla sakince çarpıyordu. Annem başımın üstünde dolma dolduruyor, ben soluk soluğa siyah-beyaz bir film seyrediyordum. O güne dek seyrettiğim hiçbir filmden, zaten çok olduğu da söylenemezdi, ya- böylesine keyif almamış, hiçbir filmin kahramanından böylesine etkilenmemiştim. Çok yetenekliydi, her şeyin üstesinden geliyordu; yanında o olunca insan hiçbir şeyden korkmazdı; üstelik çok da iyi kalpliydi. Kimin ihtiyacı varsa ya da kim neden hoşlanacaksa ona göre davranıyordu. Aradan 30 yıldan fazla geçmiş olmasına, o günden bu yana iyi-kötü sayısız film seyretmiş olmama rağmen benim için bu filmin tadı da içimdeki yeri de hep başka oldu. Sorsalar, "En sevdiğin film?" deseler, hiç çekinmez önce onu söylerim. Yönetmeni, oyuncuları kimdi? Hangi yıl çevrilmişti? Hangi ülkenin yapımıydı? Sektörde hakikaten önemli bir yeri var mıydı? Hiçbirini hâlâ bilmiyorum. Dahası, içinde neler olduğunu doğru dürüst anımsamıyorum bile. Ama benim için hâlâ en güzel film o. Sonuna rağmen…
Yanılmıyorsam, gece başlıyordu her şey. İki katlı bir ev. Evin üç çocuğu var. Abla ve iki erkek kardeş. Herkes uyumuş. Cama bir taş atılır. Yalnızca evin kızı uyanır bu sese, Wendy. Pencereden bakar, kimse yok. Sonra birden bire yüksek komodinin çekmecesi açılır. İçinden bir ince çorap dışarı süzülür. Bu, aslında uçabilen, Wendy'nin yaşında bir çocuktur. Önemli bir teklifi vardır: Onunla dünyayı, daha doğrusu bilinmeyen hatta olmayan yerleri dolaşır mıydı? Nasılsa bir gün büyüyecek ve böyle bir şey yapamayacaktı. Zaten bu dünyadaki herkes büyüktü ve güzellikleri çocuklardan başka görebilen, neredeyse yoktu. Korkmasına gerek yoktu; gezi boyunca hep birlikte olacaklar, Wendy'yi hiç yalnız bırakmayacaktı. Biraz korksa da elini uzattı çekmecedeki çoraptan çıkan, kanatsız uçabilen o tuhaf çocuğa.
Film boyunca birlikte dünyanın üstünde, çatıların üzerinde gerçektende el ele uçtular; çiçek kılığındaki perilerle konuştular; kötülerle savaştılar, zor durumda olan çocukları kurtardılar; dinlendikleri sırada çocuk Wendy'ye ve perilere flüt çaldı, periler dans etti. Dünya bu çocukla güzeldi. Korku ve heyecan dolu, sevgiyi, bağlılığı, dayanışmayı, güçsüzleri korumayı, güzelliği öğreten sayısız maceradan sonra çocuk kızı, yine bir gece, evine geri getirdi. Kız evine geldiği için mutluydu ama ondan ayrılacağı için çok üzgündü. Ne yapacağını bilmez bir halde sürekli ağlıyordu. Sonunda yeniden onunla gitmek istediğini söyledi. Çocuk da üzgündü ama tek başına gitmek zorundaydı; çünkü, dünyada onu bekleyen, farkında olmadan ona ihtiyacı olan daha pek çok çocuk vardı. Geldiği gibi, önce çekmeceye girdi, sonra da pencereden süzülerek dışarı çıktı.
Sonra birden aradan yıllar geçti, kahramanım yine bir gece vakti başka bir eve girdi, aynı şekilde. Girdiği evin -bu kez- annesi gürültüye uyanınca geçmişten anımsadığı bir sahneyle karşılaştı ve sessizce ağlamaya başladı. Uçan çocuk, şimdi de onun çocuğunu (anımsamıyorum kız mı, erkek mi?) kendisiyle gelmesi için ikna etmeye çalışmaktaydı ama ufaklık korkuyla ağlayıp, hayır, diyordu. Anne davetsiz, fantastik konuğu görür görmez tanımıştı; çünkü, çocuk hâlâ o günlerdeki gibiydi. Hiç büyümemiştir. İlkin çocuğunu, onunla gitmesi için ikna etmeye çalıştı. Ama başaramadı. Bu kez gerçek duygularını ortaya koydu ve ağlayarak, umutsuzca, kendisini götürmesini istedi. Ama çok iyi biliyordu ki, o olmayan yere yalnızca çocuklar gidebilirdi.
İşte film böyleydi. O zamanlar felsefesini, mesajını anlamış olamam. Ama filmi seyretmemden çok yıllar sonra okuduğum bir kitabın mesajını gayet iyi anlamıştım: Koşullar ne olursa olsun açık sözlü ol, inandığından vazgeçme, özgürlüğünü hiçbir şeye değişme, ölüme bile. O filmin ve bu kitabın baş kahramanları Peter Pan ile Randle P. McMurphy birbirinden hayli farklı karakterlerdi. Ama zaman içinde birkaç kez tanık oldum ki, bu iki ayrı karakter aynı insanda var olabiliyor. Ve şimdi tanık oluyorum ki; onlar gibi, gitmeyi seçebiliyor.
"Biri doğuya uçtu, biri batıya uçtu; biri guguk kuşunun yuvasının üzerinden uçtu."
Nilhan ARAS
GASTRO DERGİSİ YAYIN KOORDİNATÖRÜ
|