|
"Ya hayatı sen önüne katarsın, ya da hayat seni önüne katar, ki ikincisi daha kolaydır."
Danimarka Atasözü
Yaşananlar bazen insana büyük dersler verir, tabi ders çıkarmasını bilene …
Bazı anlar hayatınızda öyle olaylarla karşı karşıya gelirsiniz ki bir an neye uğradığınızı şaşırır kalakalırsınız yerinizde. "Aman !!" derim böyle durumlarda ama o anki ruh haliniz eğer onu yapmanız konusunda komut vermişse beyne gerisini düşünmeden hareket edebilirsiniz.. Ve başlarsınız sonrasında durumu düzeltmek, kurtarmak için "asla yapmam/yapamam!" dediğiniz şeyleri yapmaya..
"Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS'den ölmekteydi. Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:
'Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?'
Arthur Ashe buna şu cevabı verdi:
Tüm dünyada...50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar,5 milyon tenis oynamayı öğrenir, 500,000 profesyonel tenisi öğrenir, 50,000 yarışmalara girer, 5,000 büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon' a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Ve bugün sancı çekerken, Tanrı'ya 'Niye ben?' mi demeliyim?
Mutluluk insanı tatlı yapar,
Zorluklar güçlü yapar,
Hüzün ise insan yapar,
Yenilgi mütevazi yapar,
Başarı insanı ışıldatır,
Ama yalnız "Tanrı" yolumuza devam etmemizi sağlar. Tanrı' ya asla 'Niye ben?' diye sormayın... Ne olacaksa olacak...
O'nun kendine has usulleri vardır...
Her şey kendi iyiliği için olur...
İnancınızı koruyun. "
Hayat insanoğluna sunulmuş bir sınama defteri gibi. Mutluluğu da tadıyoruz hüznü de, başarıyı da başarısızlığı da, sevgiyi de görüyoruz nefreti de, iyi de var hayatımızda kötü de. Ve bunun gibi çoğaltabileceğiniz bir çok olumlu ve olumsuzlukları yaşıyoruz. Aslında bu olumsuzluklar hayatımızda iyi ki var, öyle olmasa olumluların kıymetini anlayabilir miydik?
Bir çoğumuz yaşantımızda dönem dönem tatsız tartışmalarla karşı karşıya geliriz. Gerek iş gerekse özel yaşantımızda beklemediğimiz olaylar bir anda gününüzü, haftanızı hatta ve hatta hayatınızı bile olumsuz etkileyebilir. Yapmış olduğunuz bir anlık tartışma olayları içinden çıkılmaz hale getirebilir. Karşılıklı söz düelloları sonrasında durum aşikar; kırgınlıklar, küskünlükler, huzursuzluklar, yanlış anlamalar vs. vs..
Bana göre böyle durumlarda yapılacak en doğru seçim o anda tartışmayı körüklemek yerine sessiz kalmayı tercih ederek eleştirileri daha dingin süreçte karşınızdakiyle paylaşmak olacaktır.
Eğer bunu o an başaramamışsak sonrasında mantıklı düşünerek olayları tartıp, kendimizi doğru dile getirebilmek, karşımızdakine verdiğimiz değeri doğru zaman ve yerde ifade etmek, hatalıysak "özür dilemek" erdemdir anlayışıyla karşımızdakinden özür dilemek, karşımızdakinin hatalı olduğunu düşünüyorsak kendisine özür dileme şansı vermek en büyük olgunluk ve profesyonel bir yaklaşım olacaktır. Tek taraflı "ben haklıyım" diyip karşınızdakini alt etme tavrı, kendinizi o an iyi hissetmenizi sağlayarak, sonrasında sizi iç dünyanızda sorgulamaya davet etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Böyle zamanlarda benim nacizane önerim elinizden geleni sonuna kadar yapın. "Niye böyle yaptım?" pişmanlığını içinizde yaşamaktansa "Elimden geleni yaptım" dediğinizde göreceksiniz ki iç huzurunuz daha rahat olacak ve kendinizi daha hafiflemiş hissedeceksiniz...
Yaşam hepimize sunulmuş en güzel hediye. Kıymetini bilen ödülünü alıyor, bilmeyen ise kocaman bir sıfır. Aşağıdaki alıntı ise bir şeylere daha duyarlı olmamız sinyalini veriyor.
"Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin.
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, şöyle keyfe keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun.
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illaki sağlık olsun!
Zorluklar insanı güçlü yapar "Neden Ben" demeyin .
Sevgiyle Kalın.
Funda Taşdemir
|