|
Evet geldi yine güzelim bahar mevsimi. Yazın güzel sözcüsü ve öncüsü.
Sizler her ne kadar benim daha önceki yazılarımda "evlilik" konusuna rastlamış olsanız da ben yine de sizlerle güzel olduğuna inandığım yazıları paylaşmaya devam edeceğim. Tabii birde baharla Evlilik mevsiminin açılmasının da bu yazıların yazılmasına etkisi var gibi.
Evlilik yüzüğü neden hep aynı parmaktadır, yani neden işaret parmağı, baş parmak ya da serçe parmağı değil de neden yüzük parmağı? Evlilik yüzüğünü ilk defa eski Mısır Prensesi Nefertiti takmıştır. O yıllardaki tıbbın ne kadar ileride olduğu da ayrı bir tartışma konusudur ama yüzyıllar sonra anlaşılmıştır ki direkt kalbe giden tek damar evlilik yüzüğünü taktığımız parmaktadır. Başka hiçbir parmağımızdan direkt kalbe giden bir damar yoktur.
Usta'ya başarının sırrını sormuşlar.
"İki kelime" demiş;
"Doğru kararlar."
Hepimizden farklı olarak sürekli doğru kararları nasıl alabildiğini sormuşlar.
"Tek kelime " demiş;
"Tecrübe."
İyi de kardeşim bu tecrübe denen şeyin sırrı neymiş?
Usta, deriiiiin bir iç geçirmiş ve söyle demiş:
"Yanlış kararlar"
İnsanoğlu yaşadığı her dönem için karar mekanizmasını geliştirmek durumunda. Yukarıdaki yazı her durumda insanın doğru ve yanlış kararlarla geleceğini kurma çabası içinde olduğunu göstermekte fakat burada önemli olan kararların yanlış olduğunu fark ettikten sonra içinde fazla sorgulamadan doğruya yaklaşmak. Evlilik ise insanın yaşamında kolay karar vermekte zorlandığı bir hayat aşaması, yaşam tecrübesi…
Bakın aşağıdaki yazıda yazar " Evliliğin Başarı Sırrını " ne de güzel anlatıyor.
"İnanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 sene de (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum aynı zamanda da.
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan. Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yaşça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi. Olmaz, yürümez diyor toplum. Erkek yaşça büyük olmalı ki kadına "höt" dediğinde oturmalı kadın. Ya da yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı. Eğitimde de böyle. Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layığı.
EŞİM BENDEN 2 YAŞ BÜYÜK; Ne "höt" dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü. Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, "ooo Ömer bey kapmışız çıtırı" esprilerine muhattap dahi oldum.
EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bir taneyi 9 senede bitirdim. Ne o bana bilmişlik tasladı ne ben ona ezik baktım.
Kulağa gelen müzik tekse de onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran. Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklısın bir tanem..." dedik, öfke bitip fırtına durulduğunda "ama bir de böyle düşün" de dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta. Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık. Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefonu, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama.
Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve güvenin ardına saklanmış bir "saygı" vardı daima.
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede. Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık. Öyle bir girdik ki birbirimize ben ilk kez odamın dışında yattım bir gece misafir odasında. Gece yarısı kapı açıldı, eşim "ne yapıyorsun burada" diye sordu kapının eşiğinden, "uyuyorum" dedim buz gibi bir sesle. Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... "kay yana" dedi daracık yatakta. "ne yapıyorsun?" dediğimde "benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim" dedi. Anladım ki o gece en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek. Ve bence doğrusu da bu. Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç. Kırsak da zaman zaman kalplerimizi asla kin tutmadık birbirimize.
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41inci çift olacaktık o listede. Ama oyunun kurallarını biz koyduk. Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan.
Evlilik;
Hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence. Topluma kulaklarını tıkayarak hem de. Ne benim ne de bizim sözlerimizle. Sadece gönlünüzden geçtiğince.
Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun; "...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır ve hayat sunulmuş bir armağandır insana."
Evliliği bu denli içten paylaşan ve anlatan yazarımızı kutlamanın hiçte yanlış olmayacağını düşünerek başarı kapılarının her alanda yanımızda/yanınızda olması dileklerimle.
Funda Taşdemir
|