Kamer Batıoğlu kamerbatioglu @ hotmail.com


İğne de Bana, Çuvaldız da Bana

Camia... Sanat Camiası...

Yazılıp çizilecek binlerce konu var. Amacım biraz eğlenmek, eğlenirken eleştirmek.

Sanat Eleştirmeni olmak, çok kapsamlı ve çok emek isteyen bir iş. Sanat konusunu, sınırları olmayan bakış açısına sahipseniz algılayabilir ve o algıyı beyninizde çözümledikten sonra doğru yerlere oturtup kişilik kazandırarak yorum yapma seviyesine gelebilirsiniz. Bu yüzden gerçek eleştirmen sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Sanatçıya, yapıta, sanatçının yaşam tarzına, yaptıkları sergilere, galerilere, koleksiyonerlere değil yazdıklarım. Tamamen ortaya karışık, kimi zaman komik, kimi zaman traji komik yaşanmışlıklardan yola çıkarak eğlendirmek. Kendi camiamızdaki (kadın-erkek) arkadaşlarla yaşanan mesleki çatışmalar da ayrı bir yazı konusu olabilecek zenginlikte maalesef. Hepimizin başına türlü olaylar gelmiştir, gelmeye de devam ediyor. Ben bu camiada 'kadın' olmanın yaşattıklarından bahsetmek istiyorum. 'kadın' olmanın, daha fazla mücadele etmek demek olduğunu öğrenmek zorunda kalanlardanım.

Resimde süreklilik gerçekten en önemli unsurlardan biridir. Öncelikle ciddi anlamda yaşınız gençse resimde kalıcılık anlamında fazla bir geçerliliğiniz yok demektir. Şüphe ile yaklaşılıyor, 'ya kararlı değilse ve resim yapmayı bırakıp başka bir iş kolunu tercih ederse', 'ya evlenip resmi bırakmak zorunda kalırsa', 'evli ama ya hamile kalırsa'. Bunlarla mücadele edip resim yapma konusunda kararlı olduğunuzu yıllar içinde kanıtlayıp belli bir yaşa gelince mücadeleyi kazandığınızı mı düşünüyorsunuz? yok böyle bir şey. Sadece mücadelenizin şekli değişiyor. Biraz hoş bir görüntünüz varsa ve geleneksel ressam görünüşünün dışındaysanız (yağlı saçlarınız, etnik giysileriniz, otantik takılarınızla bir bütün değilseniz) yıllarınızı resme vermiş olmanıza rağmen, yaptığınız işleri gördüklerinde insanların tepkisi 'Aaaa bunları sen mi yapıyorsun?' oluyor. Cümlenin gerisi 'biz de seni çiçek- böcek yapıyorsun zannediyorduk!' şeklinde geliyor. Ve bu da yetmiyor, yurt dışında 8-9 sergi açmış olsanız da, müzede resminiz olsa da, 12-13 ödül almış olsanız da 'hobby' ressamı muamelesi görüyorsunuz.

Bu tavırlar tabiî ki sanat camiasına dahil olanlardan değil, tamamen dışında olanlardan geliyor.

Sergi alanında gelip tablonuzu beğenip, fiyatta da anlaştıktan sonra ressamın kim olduğunu merak edip, sizi görünce almaktan vazgeçen kadınlar mı istersiniz, sizi görünce yanındakileri standa bile sokmadan çeke çekiştire uzaklaştıran mı istersiniz, kapora verip tabloyu göstermek için eşini getiren beyefendinin işittiği azarı mı istersiniz...

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, sanat camiasına yakın olduğunu düşünen (!) insanlardan gelen önerilerin çeşitliliği var. Biraz kişilik zayıflığınız olsa kendi kendinizle hesaplaşmaya girer, insanların bu tavırlarının sebepleri üzerine kafa yorar, sonuçta kendinizi suçlar duruma kolaylıkla gelebilirsiniz. Kendinizle barışık halinizden eser kalmaz, bunalıma girersiniz. Amacınızı belirlemiş ve o amaç doğrultusunda sağlam adımlar atmaya devam ediyorsanız, bu tavırlar sizde sadece acı bir gülümsemeye neden olur ve gelir geçer.

Kimi zaman 'uzaklaşmak' çözümmüş gibi görünse de, hayatın gerçeğinin mücadeleden geçtiğini biliyor olmak sizi daha sabırlı, daha inatçı kılıyor. Ve kendinizle dalga geçerek 'ölüm ilanı' vermek üzerine espri yapmaya başlıyorsunuz.

Resim büyük bir AŞK. Resime bağlılığınız aşk seviyesinde olmazsa tüm yaşadıklarınız ağır gelecekken, aşkla yaptığınızda tüm yaşadığınız negatifliklere rağmen kendinizi dünyanın en mutlu insanı olarak görebiliyorsunuz.

Atölyemin kokusunu özlemeyi, içine girdiğimde zaman-mekan kavramlarımın yok oluşunu, sevdiğim işi yapıyor olmanın verdiği hazzı hiçbir şeye değişmem.









© www.maxihaber.net