|
İnternete Sansür Değil, Düzenleme Getirilmeli
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu'nun "İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı 22.02.2011 tarih ve 2011/DK-10/91 sayılı kararı dolayısıyla internet ve sosyal ağların belirli bir sansüre ve idarece denetime tabi tutulacağı, bu nedenle de düşünce özgürlüğü, geniş anlamıyla basın özgürlüğü ve bireyin bilgilenme hakkı ile özel yaşam, çocuk ve gençlerin korunması ve bu korumaların getireceği sakıncalar, Türkiye'de halen kamuoyunun en önemli gündem maddesini oluşturmaktadır. Belirtilen karar 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek olup, bununla internet kullanıcılarına 4 farklı paket programdan birisini seçim zorunluluğu getirerek, bir paketi izleyenin, yalnızca o pakete yönelik içeriğe ulaşması-yararlanması hedeflenmektedir. Bu alanda yapılacak düzenlemeler, sansür veya idarenin ciddi kontrol ve denetimine olanak sunduğu sürece, konu düşünce özgürlüğü, bilgilenme hakkı, basın hakkı, fikri haklar, özel yaşam ve kişilik haklarının korunmasını doğrudan ilgilendirmektedir. Burada dengeli bir tutum takınmak için, bu tür düzenlemeleri gerektiren ulusal ve uluslararası etkenleri dikkate alarak soğukkanlı analiz yapmak gerekir.
Genelde internet özel de ise sosyal ağlar, bireylerin günlük yaşamlarını ayrılamaz bir parçası haline gelmişlerdir. AB'nin internetle ilgili Komisyonu'nun 18.04.2011 tarihinde sonuçlandırdığı bir araştırmanın verilerine göre, çocuklar-gençler giderek daha erken yaslarda sosyal ağlara girmektedirler. Bununla birlikte, genç ve çocuklar internetin özel yaşama yönelik tehlikelerden ve bu tehlikelerden korunma yollarından habersizdirler. Birçok çocuk-genç kendi kişisel profillerini sosyal ağlarda herkes tarafından görülebilir biçimde aleniyete açmaktadırlar. Bu çalışmaya göre AB ülkelerinde yaşayan 13-16 yaşındaki çocuk-gencin %77'si ve 9-12 yaşındaki çocukların %38'i bir sosyal ağda kişisel profil oluşturmuştur. Çocukların üçte biri kendi kişisel profillerini herkesin görebilip erişebileceği şekilde aleni oluşturmuştur. Çocukların beşte biri kendi kişisel profillerini SADECE herkes tarafından görülebilir biçimde değil, aynı zamanda adres ve-veya telefon numaralarına da herkesin erişebileceği bicimde oluşturmuştur. Bu çocuklardan yalnızca 11-12 yaşındakilerin %56'sı profillerinin özel yaşama ilişkin bakış açısını nasıl değiştireceğine ilişkin sınırlı bir bilgiye sahiptir. Bu nedenle AB sosyal ağ işletenlerin bir oto-kontrol sistemi uygulamasını ve bunun denetlenmesini istemektedir. Halen AB'nin Dijital Gündeminin önemli bir kısmını çocukların internet alanında korunması oluşturmaktadır. Kısa sürede uygulamaya konulacak esaslarla küçük yaştakilerin profillerinin başkasınca görülebilir olması için çocuğun açık onayı ile arama motorları-makinelerince ulaşılabilir olması aranacaktır. AB'nin Safer Social Networkıng Principles for the EU, çocuğu "mobbing" ve "stalking" eylemlerinden korumak, tehlikeler konusunda uyaracak bir sistem getirmek istemektedir. Ancak, sürecin yavaş işlemesi nedeniyle, AB'ndeki bu eğilimin bir direktif veya sözleşmeye dönüşmesi birkaç yıl sonra gerçekleşebilir.
Bu gidişat otokontrol düşüncesini doğurmuştur: Bazı sosyal ağ siteleri (örneğin Arto, Bebo, Facebook, Giovani, Hyves, IRC Galleria, MySpace. Nasza-Klassa, Netlog, One.lt, Rate, SchuelerVZ, Tuenti ve Zap) bu esasları imzalayan sitelerin kısa surede uygulamasını istemektedir. Geliştirilen bir düşünce de, bir kimsenin özellikle sosyal ağlar alanında bireylerin kendileri hakkındaki verileri internet ortamından silebilmesi veya yargıya başvurmadan da sildirebilmesi imkanının yaratılması olanağıdır.
Açılan bir davada Berlin Eyalet Mahkemesi 14.03.2011 tarihli kararında, kullanıcı verilerinin kullanıcının bilgi ve rızası olmaksızın "Hoşuma Gidiyor" Facebook Butonunun İnternet Tüketici Platformunda kullanılmasını rekabet hukuku kurallarına aykırı bulmamıştır. Bu sistemde Facebook 'hoşuma gidiyor' butonunu kullanan kişi, kullanıcının bilgi ve rızası olmaksızın ona ait kişisel verileri veri o web sayfasıyla irtibatlı olduğu için başkasının erişimine sunmaktadır. O web sayfasındakı butona basan kullanıcı başkasının ticari bilgilerini öğrenmektedir.
Mahkeme verdiği kararını, Alman Federal Bilişim Medya Kanunu'nun 13. Paragrafında servis sağlayıcı için düzenlenen bilgilendirme yükümlülüğünün ticari davranışlara ilişkin hükümler içermediğini buna karşılık kişiliğin korunmasına yönelik bir hüküm içerdiği gerekçesine dayandırmıştır. Ancak Mahkeme, bu davranışın kişilik hakkını ihlal edip etmediğini incelememiş, değerlendirme dışı tutmuştur.
Alman Federal Tüketici Birliği, sosyal paylaşım ağlarına ilişkin genel ticaret koşullarına itiraz etmekte ve bunların değiştirilmesi için mücadele vermektedir. Bu nedenle 'Dijital Dünyada Tüketici Hakları konulu bir proje geliştirilmiştir. Bu proje Alman Federal tüketiciler Bakanlığınca finanse edilmektedir. Amaçlanan genel ticaret koşullarını eleştirerek sosyal ağ hizmet sağlayıcılarının tabi oldukları koşulların değiştirilmesini sağlamakta ve yeni koşul ve yükümlülükler getirmektedir. Örneğin, zımni rıza kurumu geçersiz kılınmak ve yalnızca ilgilinin açık razısının varlığı halinde başkasına ait verinin kullanılmasına olanak tanınmak istenmektedir. Keza tüketici bilgilerinin reklam amaçlı kullanımı yasaklanmak istenmektedir. Bu bağlamda özellikle MySpace, Facebook, lokalisten.de, wer-kennt-wen.de ve Xing platformlarına karşı mücadele başlatılmıştır.
Halen Alman Federal Parlamentosu'nda görüşülen güncel bir kanun tasarısı ile Alman Adli Polis Teşkilatı'na çocuk pornografisine ilişkin hacker eylemleri legal hale getirilmek istenmektedir. Sadece önleyici-filtre değil mevcut siteleri bulup ortadan kaldırarak erişilmez kılma serbest hale getirilmek istenmektedir.
Genelde internet özelde sosyal ağlar konusunda, temel insan hakları içinde yer alan bazı hakları korumak için düzenlemeler yapılabilir. Ancak bu hiçbir şekilde sansür veya sansüre yakın "filtreleme-fişleme" düzenlemeleri olmamalıdır. Bugün Avrupa'da bu alanda getirilmek istenen düzenlemeler daha çok çocuk pornografisiyle mücadele ve kişisel verilerin korunması ile özel yaşam alanında etkisini hissettirmektedir. TCK'nun çocuk pornografisi ile mücadelede oldukça yetersiz 226/3. Maddesi revize edilmeli, kişisel verilerin korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin gereği olarak özel bir kanun yapılmalı ve özellikle sosyal ağlarda bireylere kendileriyle ilgili verileri öğrenme, değiştirilmesini isteyebilme olanağı verilmelidir. Kişisel veri profili için çocuklara yönelik önleyici önlemler getirilmelidir. Bu alanlar dışında, interneti yönetmeli idareye vermek, denetim ve fişleme imkanı sunan düzenlemeler yapmak ve insan onurunun bir gereği olarak bireyin kendisini her açıdan geliştirebilme koşullarından en önemlisi olan iletişim, düşünce açıklama, bilgilenme ve kamuoyu oluşturma hakkını elinden alacak ya da sınırlayacak girişimler, hem başta AİHS olmak üzere birçok uluslar arası sözleşmeyle korunan temel haklara aykırılık oluşturur hem de küreselleşme ve bilgi teknoloji devrimi karşısında ölü doğmaya mahkum düzenlemeler olacaktır. Yalnızca belirttiğimiz alanlarla ilgili uluslararası standartta getirilecek koruyucu düzenlemeler dışında, siyasal güç tarafından "izin verilen-izin verilmeyen sosyal ağlar ve düşünceler alanı" yaratmak bireyin yukarıda belirtilen temel haklarına aykırılık oluşturur. Bir temel hakkı korumak isteyen idare, bunu gerçekleştirirken, yüzlerce yıl ağır acılar ve bedeller ödenerek elde edilen hakları yok sayamaz.
Sosyal bir hukuk devletinin görevi, yönetmek ve yönlendirmek değil, belirtilen sınırlı alanlardaki suiistimalleri önleyici tedbirlerle birlikte, internet ve sosyal ağlar alanında bireyi geliştirip güçlendirecek, destekleyici, olanaklar sunan ve bireyin bu alandaki haklarını koruyarak insan haklarını yaşama geçirecek icraatlarda bulunmaktır.
Birey "güvenli internet" gerekçesiyle, "sansürlü internet"e mahkum edilmemelidir. Güvenlik gerekçesi, hakların sınırlandırılması mantığına toplumu alıştırmak için sık kullanılan bir argüman olmakla birlikte, her zaman doğru ve haklı bir gerekçe değildir. Kaldı ki, çocukların korunması veya çocuk pornografisi ile mücadele için, hiçbir Avrupa ülkesinin tercih etmediği bir yöntemin bir idari kurul kararıyla benimsenmesi, güvenlik gerekçesindeki samimiyeti sorgulamayı gerektirmektedir. Hukuk, ne ahlak ne de sistem bekçiliği ile yükümlü kılınamaz; bu yapılırsa hukuktan söz edilemez. Kaldı ki yasak cezp edicidir ve bireyi bu yasağı başka yollardan delmeye yöneltir ki, yeraltına inen bir sosyal paylaşımda, kabul edilebilir düzenlemeler (örneğin çocukların korunması gibi) kontrol dışı ve daha zararlı hale gelir; doğrudan kötüye kullanım alanları yaratır ve bu ne bireye ne de topluma bir yarar sağlar.
Prof. Dr. Yener Ünver
Özyeğin Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dekanı
|
|