Mehmet Ali Ceceli
Mezuniyet Töreninin
Düşündürdükleri
 
 Mehmet Ali Ceceli Mezuniyet Töreninin Düşündürdükleri maceceli@yahoo.com

    Geçen hafta büyük oğlumun mezuniyetinden yıllar sonra küçük oğlumun mezuniyet törenine katıldım. Açıkçası ilk fark ettiğim yaşlandıkça daha duygusallaştığım ve yeni mezuniyet tören formatı oldu. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını bir kere daha gözlemledim. Çizilen vizyon kadar show kısmı da insanı etkiliyor. Okul ile ilgili bütün iyi kötü ön yargılardan sıyrılıyor, çocuğumu iyi ki bu okula göndermişim moduna giriyorsunuz. Bildiğiniz gibi insanlar deneyimli insanların görüşlerinden etkilenirler. Zaten buna da günümüzde ağızdan ağıza marketing denmiyor mu?

    Tekrar törene dönecek olursak. Öğretmenler adına konuşma yapan konuşmacı bildiğini sandığımız bir şeyin altını çizdi. Neydi o? Hayattaki amacımız. Üç tip insan var. Birincisi bulundukları topluma yarattığı eserlerle, zorluklara karşı bitmez tükenmez dirençleri ile karşı koyup oyunun kurallarını yeniden yazanlar, yeni paradigmalar oluşturanlar, kaderlerini ellerinde tutanlar. Tahmin edersiniz ki bu tip insanlar azınlıktadırlar. Diğer bir grup insan ise birinci gruptaki insanları takip eden, onlar gibi olabilmeyi hayal eden, bu konuda kısmen uğraşları olan insanlardır. Son grup ise ezici bir çoğunluk olan her şeyden şikayet eden, azitasyonu bir hayat felsefesi, kader olarak gören "Çıktım Çayıra Mevlam Kayıra" tipi kişilerdir. Bu kişiler hep spontane yaşarlar. Direktif almaya alışkınlardır. İnisiyatif kullanma, proaktif olabilme yetilerinden uzak, yaptığı işten, aldığı kararlardan sürekli pişmanlık duyan, şikayet edenlerdir. Gerçektende dünyamızda topu topu % 3 insan kendisine bir hedef belirliyor. Aslında çok insan hedef belirlemeye çalışıyor, hatta bu işin stratejisini, planlamasını da yapabiliyor. Eksik olan nedir? "EYLEM". Düşüncelerimizi eyleme dönüştüremediğimizde çoğumuzun yaptığı gibi çocuklarımızın hayatlarına müdahalelerimiz artıyor. Onlar adına en iyisini biz düşünürüz mantığı ile çocuklarımıza elbise biçiyor, çocuklarımız odaklı bir hayatın esiri oluyoruz. Onların da bir birey olduklarını, yapacakları hatalarla kendilerine bir yön çizmeleri gerektiği gerçeğini bir kenara itebiliyoruz.

    Okul hayatımızda bize her şey öğretiliyor mu? Kesinlikle hayır. Okul hayatımızda bir bakış açısı elde ediyoruz. Neye ihtiyacımız var ise onu nerede, nasıl bulabileceğimiz öğretiliyor. Okullardaki yeni bir bakış açısını yeri gelmişken paylaşmak isterim. Küçük oğlum okul futbol takımının kaptanı. Okul maçlarında bir üst tura çıktıkça içim cız ediyor. Zira oğlum okuldaki derslerinden uzak kalıyor. Bir gün dayanamadım. Müdür yardımcısını aradım. Kendisine oğlumun okulu adına sosyal bir görevi yerine getirdiğini, okulunu temsil ettiğini, kaçırdığı dersler hakkında futbol takımı öğrencilerine bir telafi programı uygulaması yapılması gerektiğini söylediğimde aldığım cevap beni açıkçası şoke etti. Biz her imkanımızla öğrencilerimizin yanındayız. Eğer öğrencimiz hangi konularda destek istiyorsa gelir ve biz o desteği kendisine veririz. Aklıma koçluk öğretisi geldi. Koçlukta da kişiye ne yapması gerektiğinin anlatımı yerine o kişinin düşündürülmesi, kendi çözümlerini kendilerinin bulmaları esastır. Bunu tıpkı kendi çabanızla elde ettiğiniz bir maddi imkan ile hiç beklemediğiniz anda size gelen maddi bir imkanı harcarken yaşadığınız duygularda mukayesesini yapabilirsiniz.

    Gözlerim dolduğu bir anda aklıma okul başarısı mı? Hayat başarısı mı? Sorusu geldi. Şahsi fikrime göre kesinlikle hayat başarısı. Okul başarısı daha çok ana ve babalar için bir övünç meselesi olurken, hayat başarısı tamamen çocuklarımızın hayatıdır. Eskiden okul başarısına göre kariyerler belirlenirdi. Şimdi ise işe alacak kişi adaylarda bana nasıl helva yapacak? Onun diğerlerinden farkı nedire yoğunlaşıyor. Çalıştığım organizasyonlarda ekibimde beraber çalıştığım, şimdi her biri genç ve değerli yönetici olan çalışma arkadaşlarım vardı. Bunlardan üçü gerçekten düşüncelerimi teyit ediyor. Üçü de aynı sınıfta okudular, üçü de aynı saygın bir üniversitemizden mezun oldular. Kader bu ya hepsi aynı şirkette görev aldılar. Birisi şimdi organizasyonun en tepelerinde diğerleri ise yönetici olarak birer kademe alt alta görev yapmaktalar. Öncelikle kişi ne yaparsa yapsın yaptığı işi keyifle yapmayı öğrenebilmeli. Başarı, maddi imkanlar belli bir çabanın sonunda sabırlı olunduğunda gelecektir. Anımızın kıymetini bilebilmeli, tabi ki domates ektiğimizde patlıcan biçmeyeceğimiz gerçeğini de göz önüne alarak yarınların karanlık olabilme endişelerinden sıyrılabilmeli, anımızın hazzını olabildiğince yaşayabilmeliyiz.

    Unutmayalım ki hayat hızla akıyor ve hayatın her evresinde yapabileceğimiz çok şeyler var. O zaman geçmişten ders alıp, sıyrılıp keşke demediğimiz limanlara yol almanın zamanı.

    Sevgi ve Saygılarımla,

    Mehmet Ali CECELİ
    maceceli@yahoo.com





© www.maxihaber.net