Gerçekte oldukça tartışılan, bazen karıştırılabilen "Liderlik" kavramı ile ilgili içinde bulunulan siyasi ortamın da biraz etkisiyle görüşlerimi belirtmek istiyorum. Bununla birlikte görüşlerimi belirtirken burada konu siyasette liderlik olmayacak; bu kavramın bende yarattığı çağrışım ve gözlemlerimi sizlerle paylaşacağım.
Liderlik hepimizin bildiği gibi sadece siyasete özgü bir kavram değildir. Liderlik iş hayatından, sosyal hayatımızın her alanına, spora kadar uzanan çok geniş bir özelliktir. Yine burada lider ve yönetici nedir karşılaştırmaları yapılmayacaktır. Siyasetteki anlayışına döndüğümüzde özellikle içinde bulunulan referandum öncesinde aklıma birkaç kavram geliyor. Hatiplik liderlik midir? Atışma kültürüne kapılarak en son sözü söyleyen karşısındakinin söylemine karşılık daha üstte kalıcı cevap vermek liderlik midir? Doğaldır ki toplumların sosyo kültürel gelişimlerine göre bu cevap farklı olacaktır. Hatipliğin bir liderde olması gereken bir özellik olduğuna inanmakla birlikte her iyi hitap eden kişinin lider olamayacağını düşünenlerdenim. Keza referandumun konusu anayasa iken toplumu bu konuda aydınlatmak, bilinçlendirmek gerekirken ana konu ile alakasız orta oyunu gibi yaşananların liderlik olamayacağını düşünüyorum. Peki öyleyse liderlik nedir? Şahsi fikrimce liderlik, öncelikle bir ahenk kurma, yön verme, vizyon ortaya koyma, potansiyeli kullanma, iletişim işidir. Ancak bu şekilde insanların en iyi yanlarını ortaya çıkaran olumlu duygular yarattığında gerçekleşir. Olumlu duyguları kattığımızda da analitik zeka kadar duygusal zekanın da önemli olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Liderler aynı zamanda duygusal zekaya da sahip kişiler olmalıdır. Özellikle sinir sistemimiz üzerinde yapılan araştırmalar göstermektedir ki liderlerin ruh halleri ile eylemlerinin entegre olduğu uygulamalar kişilerde müthiş etkiler uyandırmaktadır. Duygusal zekanın liderlikte esinleme, tutku ve coşku uyandırma, insanları motive etme, kitleleri harekete geçirme, bağlılık yaratma ve yaratıcılıklarında oldukça önemli katkılar yaptığı düşüncesindeyim.
Yönetim kavramının geçmişine baktığımızda yöneticiler işyerlerindeki veya toplumlardaki sesliliği uzunca süreler rasyonel akışın en önemli engeli olarak gördüler. Bununla birlikte artık duyguları, çok sesliliği yok sayma zamanı çoktan geçti. Gerçek liderler içimizde tutku uyandırır ve elimizden geleni yapmamızı, içimizdeki potansiyeli açığa çıkarmamızı sağlayan bir esin kaynağı olurlar. Liderin başarısı ister strateji oluşturmak, ister ekipleri, kitleleri harekete geçirmek olsun, başarısı bunu nasıl yaptığına bağlıdır. Her şeyi doğru yapabilir; bununla birlikte duygulara yön vermekte başarısızsa hiçbir şey olabileceği ya da olması gerektiği gibi gerçekleşmeyecektir. Liderler empati göstermeyi ya da grubun, kitlelerin, çalışanların duygularını doğru okumayı başaramazsa ortaya ahenksizlik çıkar. Kişiler ana mesaj ve misyon yerine ahenksizliklerin yarattığı kaos ortamı içersinde bocalayıp dururlar. Bu anlamda net olmak kadar başarısızlıkları da kabul etmek, ortada kaldırıcı önlemleri savunma mekanizmalarını işletmek yerine esnek olabilmek, değişen koşul ve ortamı değerlendirmek bir liderin en önemli özelliklerinden birisi olmalıdır. Liderler belli dönemlerde bazen toplumun beklemediği hatalı kararlar alabilirler. Bu kararları alırken de muhalif seslerin yarattığı eleştiri ortamını başka noktalara çekmeye çalışmak liderin gücünü erozyona uğrattığı gibi bir güvenirlik sorununu da beraberinde getirir. Sosyologlar ve psikologların tanımlamalarına göre genel anlamda duygusal zeka ÖZBİLİNÇ-ÖZ YÖNETİM-SOSYAL BİLİNÇ ve İLİŞKİ YÖNETİMİNİN bir bileşkesidir.
ÖZBİLİNÇ: Kendi duygularını okuyup olumlu-olumsuz etkilerini fark etmek, altıncı hissini kullanabilmek, güçlü yanlarını ve sınırlarını bilmek, yetenekleri konusunda sağlam bir anlayışa, özgüvene sahip olmaktır.
ÖZYÖNETİM: Rahatsız edici duygu ve dürtülerini denetim altında tutmak, saydamlık, uyumluluk, başarma dürtüsü, inisiyatif alabilmek, olaylara olumlu yanlarıyla bakabilmekle alakalıdır.
SOSYAL BİLİNÇ: Empati, başkalarının duygularını sezmek, bakış açılarını anlamaya çalışmak, hizmet anlayışında olmak, toplum veya iş dünyasına entegre edersek iletişimde bulunulan kitlenin gereksinmelerini algılamak ve karşılama gayreti içersinde olmak diyebiliriz.
İLİŞKİ YÖNETİMİ: Vizyoner olmak, etkileyici olabilmek, geri bildirim ve rehberlikle toplumların, çalışanların gelişimleri etkilemek, değişimi yönetebilmek, anlaşmazlıkları çözebilmek, ilişkiler ağı kurmak, iş birliği yapmak ve takım oluşturmayı bu özellikler içersinde değerlendirebiliriz.
Şimdi tekrar ülkemize yaşadıklarımıza, toplumuza özellikle siyasette yön verenlere ,referandum sürecinde bu sürecin aktörlerine bakarsak neler söyleyebiliriz? Bunu da siz değerli okuyucularımızın takdir ve değerlendirmelerine bırakıyorum.
Gelecek buluşmamızda anılan konuya devam edeceğim. Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle sevgilerimi sunuyorum.
Mehmet Ali Ceceli
maceceli@yahoo.com