Biliyorum üzerinden uzun bir zaman geçti, yağmur yağdı seller aktı, sizin de hafızanızın üzerinden başka olaylar geçti. Bu kötü olayları size tekrar hatırlatıp üzmek istemezdim, ama affedin, yazılarımı uzun aralarla yazınca böyle yazmak zorunda kalıyorum. Bildiğiniz üzere gündemimizi hayli meşgul eden ve birçok olayların yaşandığı, birçok kişinin öldüğü sel felaketinde ne yazık ki Ayamama Deresi suçlu bulundu.
Ayamama Deresi'ni bence yargılamamız lazım. Hatta onu mahkemeye çıkarmamız lazım. 'Ayamama Deresi ayağa kalk, neden taşkınlık yapıp bunca insanın ölümüne neden oldun' dememiz lazım. Ne kadar komik ve trajik değil mi. Ama bizim yargıladığımız dereden başka muhatap alacağımız bir şey yok şu an karşımızda. Her şey ilahi güçlere ya da doğal olaylara bağlanmış durumda. Fakat bu felaketin ardından ne hemen ortaya çıkan görüntülerde, ne de diğer ülkelere servis edilen görüntülerde ne yazık ki Ayamama Deresi'nin suçlu olduğunu göremediler. Onlar insanları suçlu gördüler, derenin üstüne evler yapan, derenin üstünü kapatan ve sel felaketi sonrası akbabalar gibi yağmalayan insanları gördüler. Gördüler ve bize bakarak yine 3. dünya ülkesi olduğumuzu ve haklı olarak neden AB'ye almadıklarını bir kere daha kanıtlamış oldular. Bilemiyorum işin ucunun neresinden tutsam kopuyor. Markalaşmadan önce konuşulacak başka konuların olduğunu düşünüyorum. Bakın yağmur yağdı seller aktı, insanlar öldü, suçlu Ayamama Deresi oldu. Yine dünya bizi ellerimizde dereden kaptığımız ıslak paketlerle izledi. Bir yandan insanlığımıza mı ağlayayım diğer yandan ölen insanlara mı yoksa Ayamama Deresi'nin haddini bilmeden bizlere saldırışına mı? Sözün bittiği yerde miyiz?
Turisti kente çekmek için ne yaptık?
Milliyet Gazetesi'nden Mehmet Ali Yılmaz'ın 7 Ağustos 2009 tarihinde turizmle ilgili yazdığı yazıda önemli ayrıntılar var. Kaçıranlar için bu kısa makaleyi sizlerle paylaşıyorum.
MARMARİS'te esnaf turistik tesislerde uygulanan "her şey dahil" sistemini protesto etmek için kepenk kapattı.
Turistlerin tesislerden çıkmasını engellediği düşünülen bu sistemden yakınanlar sadece Marmaris esnafı değil. Tatil kasabalarında ve kentlerindeki herkes bu sistemin işlerini bozduğunu düşünüyor.
Hiç kuşkusuz haklılar da. Ancak haklı olmaları, üzerlerine düşen her şeyi yerine getirdikleri anlamına da gelmiyor.
Bu sistem bir ihtiyaçtan doğdu. Türk turizminin rekabetçi gücü bundan beslendi, kitlesel turizm bu yolla güçlendi.
Bunu gören esnafın ve esnaf kuruluşlarının da kendi karşı önlemlerini almaları gerekiyordu, bu yapılmadı. Bu yapılmadığı için de durumdan şikáyet edenler sadece şikáyet etmekle kalıyorlar, bir ilerleme sağlayamıyorlar.
Sadece Marmarisli değil, tatil yörelerindeki bütün esnaf kendisine önce şu soruyu sormalı: "Tüketici, kendi beklentilerini en ekonomik şekilde karşılayan yerlere yönelir. Biz otele kapanan turisti dışarı çıkarmak için ne yaptık?"
Her otel odasına kentteki iyi alış veriş olanaklarını, güzel lokantaları anlatan broşürler, dergiler, tanıtıcı malzemeler koyduk mu?
Yunan adalarından feribotlar ile günü birlik gelen turist için ne yaptık?
Yolda yürüyen turisti taciz ederek dükkanlarına çağıran esnafı eğittik mi?
Dükkanlarımızdaki malların üzerinde fiyat etiketleri var mı? Adamına göre fiyat isteme durumu bitti mi? Turist, kazıklanmadığına emin olarak dükkanlarımıza girebiliyor mu?
Turisti çarşıya çıkmanın kendisi için yararlı olacağına ikna edebilmek için ne yaptık?
Kentteki lokantalarımız tatil köylerindekinden daha iyi ve makul fiyatlarla servis ve yiyecek sunuyorlar mı?
Protesto elbette demokratik bir haktır ancak ekonomik olaylarda belirleyici olan en önemli şey tüketicinin memnuniyetidir.
Tüketici için kentteki çarşılarımızı tercih edilebilir kılamıyorsak istediğimiz kadar protesto edelim, hiçbir yere varamayız.
|