Taner Özdeş taner.ozdes @ infonet.com.tr


Samimiyet'in 7 Seviyesi

İnsanlar doğdukları günden öldüklere güne kadar iki şeyi elde etmek için mücadele verirler: Sevilmek ve onaylanmak. Bu iki duyguya sahip olmak için insanlar birçok yanlış yaparlar.

Megastar Tarkan'ın haberini okuduğumda biraz üzüldüm, biraz şaşırdım, biraz da düşündüm. Bugün hangi seviyede olursak olalım, kim olursak olalım, ne kadar başarılı, zengin olursak olalım sonuçta hepimiz Tarkan'ın durumuna düşebiliriz. En zirvede iken, her şeye sahip iken, bir anda her şey yok olabiliyor. "Samimiyet" konusunda yazıma birçok övgüler geldi. Bu yazımda da samimiyetin farklı seviyelerinden bahsedeceğim. Bugün Tarkan'ın çevresindeki insanlar onun geleceğini belirliyorlar. İki oğlumun üzerinde eşim ve benden çok arkadaşları etkileridirler. Birçok konuda kararlarını arkadaşlarına ve çevrelerine uyum sağlamak amacıyla veriyorlar.

Sizi gerçekten seven ve iyiliğinizi düşünen bir arkadaşınız başınıza gelebilecek kötülüklerden sizi koruyabilir! Çoğu zaman insanlar düşüşe geçtiklerinde çevrelerinin yok olduğunu (veya hiç bir zaman olmadığını) görünce, boşluğa düşerler, kızarlar, insanları suçlarlar. "Benim, gerçek dostum yokmuş!" diye söylenirler. Ama kendileri ile ilgili hiçbir sorumluluk almak istemezler.

Bugün, seks ilişkisinin bile gerçek samimiyet sağlamadığı bir dünyada yaşıyoruz. Hiç bir şey bir insan ile samimi olmanızı garantilemez. Diğer yandan, samimi ilişkiler kurmadan mutlu yaşamamız oldukça zordur. Samimiyet duygusal bir ihtiyaçtır. Ortak ilgi alanları bile insanın ömür boyu arkadaşı ile samimi olmasını garantilemez.

İlgi alanlarımız, hobilerimiz, yaşadığımız yer, işimiz, eşimiz hepsi değişken şeyler. Bu da doğal olarak ilişkilerimizi etkiliyor. İnsanların ortak amacı ve dinamik ilişkisi olmadığı noktada, ilişkiler bir süre sonra gevşiyor, azalıyor ve bitiyor. Bu en yakın çocukluk arkadaşımız, lise arkadaşımız, hatta yakın kuzeniniz için bile geçerli. Ben şahsen bu deneyimi hayatımda yaşıyorum ve düşündükçe, yapabileceğim çok fazla bir şeyin olmadığını görüyorum.

Hayat seçimlerden oluşuyor ve ben bugünkü seçimlerimden memnunum. 20-30-40 senelik evlilikler bir gecede nasıl da bitiyor, çiftler birlikte geçirdikleri zamanları yok sayarak boşanıyorlar (çevremde o kadar çok örnek var ki), hatta birbirlerini acımasızca mahkemeye veriyorlar. "Neden? " .

Evlilik, çiftlerin aralarında sağlıklı bir ilişki olmasını garanti etmiyor. Hayatlarının gerçek amacına hizmet etmiyor. Ortak ilgi alanları çocuk yapmak ise, çocuk evden gidince amaç, yani evlilik de bitmiş oluyor. Amerika'da boşanma oranı bugün %50! Her ilişkide, en mükemmelinde bile, sorunlar vardır. Hiçbir insan mükemmel değildir. İnsanı insan yapanda bu özelliğidir.

Her insanın birinci seviye ilişkileri (eşi, kız/erkek arkadaşı...) ve ikinci seviye ilişkileri (çocukları, ailesi, akrabaları) vardır. Bunlar arasındaki ilişki ve dengeler birbirlerini etkilerler. İkinci seviye ilişkilerde kendi içinde farklılık gösterebilir; anne ve babanız, çocuklarınız, kuzenleriniz, okul arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız. İkinci seviye ilişkilerin sayısı sınırsız iken, birinci seviye ilişkiler bir elin parmağını geçmez! Birinci seviye ilişkilerimiz, ikinci seviye ilişkilerimizi etkiler; evlenmemiz, boşanmamız, kız arkadaşınızın kanser olması gibi.

Hayatınızda mükemmel bir şey olsa ilk kiminle paylaşırsınız?

Bir kriz anında kimlerle olmak istersiniz?

Başarısız anınızda sizi en çok kim cesaretlendirir?

Kim sizin başarınız için sizi zorlar?

Hasta olduğunuzda en çok kimin yanınızda olmasını isterdiniz?

Arkadaşlarınızı neye göre seçiyorsunuz?

Kendinizi hep kendinizden daha iyiler ile çevreleyin, kendinizden daha iyi arkadaşlar seçin! Ne yaparsanız yapın, hayattaki amaç ve hedeflerinizi düşünerek seçimlerinizi yapmalısınız.

İlişkiler dünyasında sınırlı bir zamanınız ve sınırsız fırsatlarınız vardır. Yeryüzünde görüşüp tanışabileceğiniz 7 milyar insan var. Bunların hepsi ile samimi olamazsınız. Bir seçim yapmanız lazımdır. Herkes ile arkadaş olabilirsiniz, ama bu herkes ile süper bir ilişkiniz veya sıra dışı samimi bir ilişki kurmanızı etkiler. Kimler ile zaman geçireceğinize, öncelik vereceğinize karar vermeniz lazımdır.

Hayat yaşamak içindir. İlişkiler de anlaşılmaktan, sorgulanmaktan, düzeltilmekten çok, keyif almak içindir. İlişkilerinde gerçekten başarılı insanlar, ilişkilerini sorgulamazlar, keyif alarak yaşarlar. Bir şey ispat etmeye çalışmazlar, hata yaptıklarında kabul edecek kadar mütevazidirler, haklı olduklarında ise dillerini tutarlar. Ajandaları yoktur, acele içinde değildirler, iyi bir şey olduğunda kredi beklemezler, bir şeyler yanlış gittiğinde de başkalarını suçlamazlar . Bu insanlar sevgi doludurlar ve herkese sevgi verip, sevgi alırlar.

İlişkinin ilk seviyesi klasik klişelerdir. Bu klişeler ilişki açısından bir şey ifade etmese de, insanlar ile ilk tanışmada bir ilişki başlatmak için geçerlidir.

"Nasılsın"

"İyiyim"

"Günün nasıl geçti"

"Harika"

"Ne yaptın ?"

"Farklı bir şey yok, koşturup duruyoruz"

İnsanların klişeler ile konuşmalarının en önemli sebebi, risk taşımamalarıdır. Kimse sizi kritik edemez, yargılayamaz, reddedemez. Kısacası en güvenli iletişim yoludur. Günümüzde özellikle gençler büyüklerle bu tarz bir iletişimi tercih ederler. Bu şekilde kimse onları eleştiremez, yargılayamaz. Gençler büyükler ile klişeler ile konuşurken, kendi arkadaşları ile farklı konuşmayı tercih ederler.

Klişenin bir adım ilerisi ayaküstü konuşmalardır. Klişeden farkı daha fazla bilgi içermesidir. Bunu aşmanın tek yolu kişi ile belli bir zaman geçirmektir. 5-10 dakika değil yarım gün, tam gün zaman baskısı olmadan sohbet etmek, bir şeyler paylaşmak; bu karşımızdaki kişinin bize açılmasına neden olacaktır.

Karşımızdaki kişiye ne kadar değer verirsek, o kişi de bize o kadar güvenir ve sonunda size açılır. Bunun süresi kişiden kişiye değişir.

İkinci seviye samimiyet ise sadece bilgi ve haber paylaşımı. Spordan, politikaya, havaya, borsaya, ekonomiye.

"Günün nasıldı?"

"Fena değil!"

"Ne yaptın?"

"İşe gittim. Sonra buluştum. Akşam spora gittim..."

Söylenenlere kişinin kendisinden çok belli konular hakkında bilgi vermesini veya konuşmasını içerir. "Hava güzel. GS kötü oynadı. Borsa düşecek. Ekonomi iyi değil". Kişinin kendi fikrinin ne olduğunu bilemezsiniz! Burada ne zaman kişi kendi duygu ve düşüncelerini katar, o zaman samimiyet derecesi artar. Bu tür bilgileri paylaşmak birisiyle tanıştığınızda kullanırsınız, ancak çok uzun süre devam ettirilirse hem sıkıcı olur, hem de ilişkinin ilerlemesine katkı sağlamaz. Yapmamız gereken belli konular konusunda duygu ve düşüncelerimizi paylaşmaktır. Buradaki risk karşımızdaki kişi ile itilafa düşmek, tartışmak, anlaşamamaktır.

Birisiyle ilişki kuracak isek yapmamız gereken karşımızdaki kişiyi anlamamızdır. Hepimizin geçmişi farklıdır. Birbirimizi ne kadar anlarsak, hoşgörülü, önyargısız ve alçakgönüllü olursak tanıştığımız yeni insanlar ile o kadar hızlı ve verimli ilişkiler kurabiliriz. Egomuzu devre dışı bırakarak, karşımızdaki kişiye de değer katacak şekilde fikir ve görüşlerimizi çatışmaya girmeden paylaşmalıyız.

Üçüncü seviye samimiyet "fikirler"dir. Bu bizi karşımızdaki kişiye karşı açık vermemizi sağlar. Çünkü fikirler insandan insana değişir. Bir grup insanın birlikte oturduğunu düşünün, bir konuda fikirlerin tartışıldığı bir ortam. Birisi bir fikir öne sürdüğünde iki şey olur; ya bu fikirden rahatsız olur ya da savunmaya geçer. Burada ya bir tartışma çıkacak veya biri bunu şakaya vuracaktır. Genelde tartışmalar kişilerin kendilerini tanımamalarından veya olgun olmadıklarından çıkar. Burada gerçek sebep kişilerin olaylara duygusal yaklaşmalarından, probleme değil kişilere odaklanmalarından kaynaklanır. Egoları yüzünden konuyu ayıramazlar. İnsanların fikirleri aldıkları eğitimden, tecrübelerinden, çevre ve ailelerinden oluşur. Bunlar doğal olarak farklılık gösterecektir. Buradaki sorun kişilerin tüm enerjilerini birbirlerini ikna etmeye çalışarak, fikirlerini kabul ettirmeye çalışmakla ilgilidir. Burada yapılan, kişilerin ortak bir amaç bulmak yerine bencil ve kendi çıkarları için ilişkileri heba etmeleridir. Her zaman karşımızdaki kişinin bakış açısını görmeye, neden onun böyle bir fikre sahip olduğunu anlamaya çalışmalıyız. Karşımızdaki kişinin haklı düşünerek - bizim de hatalı olabileceğimizi - yeni fikirlere önyargısız yaklaşarak ilişkilerimizi geliştirebiliriz.

Her fikir bizim kim olduğumuzla ilgili karşıya değerlerimiz, inançlarımız ve beklentilerimiz ile ilgili ipucu verir. Birçok insan ilişkilerini üçüncü seviyeye getirme başarısını gösteremez, çünkü insanların fikirlerinin farklı olabileceğini düşünemez ve farklı fikirleri olan insanlarla birlikte olabilecek olgunluğa erişemez. Kabul görme, üçüncü seviyeye ulaşma konusunda anahtardır. İki insan farklı görüş ve fikirlere rağmen birlikte olabiliyorsa 3. seviye samimiyet oluşmuş olur. İnsanlar onaylanmadıkları veya fikirleri kabul görmedikleri noktada size gerçek kişiliklerini göstermezler, size samimice açılmazlar. Bunun nedeni eleştirilmek veya kritik edilmekten duydukları korkudur. İnsanları oldukları gibi kabul etmeden anlayamayız, anlamadan da belli seviyede samimiyet oluşturamayız.

Bu konuda başarılı ve başarısız insanlar arasında en önemli fark; başarılı insanların bazı durumlarda yanlış olabileceklerini kabul etmeleridir. Ayrıca başarısız olanlar egoları ile fikir ve düşünceleri ile egolarını birbirinden ayıramazlar, bu nedenle de gelişip olgunlaşamazlar. Güvensizlik buna neden en temel korkudur.

Fikirler, düşünceler, beklentiler sürekli değişir, gelişir ve rafine olur. Bu bizim için ne kadar doğru ise, diğer insanlar içinde ümitlerimizi, duygularımızı karşımızdaki kişilerle paylaşabilmektir. Tüm samimi ilişkilerin temelinde almaktan çok vermek vardır. Bugün en yakınlarımız ile bile gerçek duygularımızı paylaşmaktan farklı nedenler sebebiyle kaçınırız; kritik edilmek, eleştirilmek, onaylanmamak veya ciddiye alınmamak korkusu ile.

Bugün çocuklarınız ile sohbet edemiyorsanız, bu sorunun temelinde siz yatıyorsunuz! 4. seviyeye samimiyette birbirinizin hayallerini keşfederken, 5. seviyede insanlar, yerler, olaylar, farklı şeyler hakkında düşüncelerimizi paylaşırız. Duygular, genelde insanlara, olaylara vb. şeylere vermiş olduğumuz anlık tepkilerdir. Bir günün içinde binin üzerinde duygu yaşarız. Duygularımızı paylaşırken, karşımızdaki kişiye açık vermiş oluyoruz. Bu da bizim bu seviyede bir ilişkiyi yaşamak için ödeyeceğimiz bedeldir!

Samimiyet risk taşır. Bugün insanların terapiye gitmesinin ana sebeplerinin biri insanların birçok konuda düşüncelerini, hislerini, korkularını paylaşacak kadar güvendikleri birisini bulamamalarıdır. Hiç bir şeyimizi saklamak zorunda kalmasaydık, hayat ne kadar kolay ve rahat olurdu. Maske takmadan, sadece kendimiz kalarak duygu ve düşüncelerimizi samimi bir şekilde insanlar ile paylaşabilseydik dünya ne kadar güzel olurdu. Bu mümkün mü? Hiç sanmam. Eğer sevdiğimiz insanlara onları eleştirmeden, yargılamadan, reddetmeden, tepki vermeden, savunmaya geçmeden, sadece kendileri oldukları için kabul edeceğimizi, değiştirmek yerine anlamak konusunda çaba sarf edeceğimizi onları ikna edebilseydik, hayat ne kadar güzel, insanlar da ne kadar mutlu olurdu.

Her duygu bir anlam taşımayabilir. Kişiler duygularımızı anlamasalar bile, sadece içimizde olanları onlara açabilmek, kendimizi duygusal, psikolojik ve ruhsal anlamda iyi hissetmemizi sağlar. Hafifleriz. İnsanların duygularını anlamanın en iyi yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçer. "Ne demek istiyor?", yerine karşımızdaki kişinin "Niçin konuşuyor?"u anlamak daha önemlidir. İyi dinlemek için kendimizden çok karşımızdakine odaklanmamız ve sabırlı olmamız gerekir. Dinlerken, tekrar etmek, soru sormak ve daha fazla bilgi talep etmek de dinleme konusunda kullanabileceğiniz yararlı yöntemlerdir. Samimi bir şekilde dinlemek, karşınızdakini ilgi ile dinlemek ve karşınızdaki kişiye bundan keyif aldığınızı göstermeniz, samimiyet geliştirmek için en etkili yöntemdir.

Beşinci seviyede samimiyet kurabilmemiz için, sadece başkalarını değil kendimizi de dinlemeliyiz. Duygularımızı ifade ederken rahat olmalıyız. Duygularımız ayrıca tüm fikirlerimizde, değerlerimizde ve seçimlerimizde büyük önem taşırlar. Duygular, tepkilerimizdir. İnsanların tepkilerine de saygı gösterip anlamaya çalışırsak daha samimi ilişkiler kurabiliriz.

Altıncı seviyede samimiyette ise hatalarımızı, başarısızlıklarımızı ve korkularımızı karşımızdaki kişi ile paylaşma cesaretini gösterebilmemizdir. Burada karşımızdaki kişiye karşı açık değil, tamamen çıplaksınızdır. Birinci seviye ilişkiler de bu seviyede samimiyet seviyesine ulaşılabilir, ama ikinci seviyede ilişkilerde de oluşabilir.

Karşımızdaki kişiye yardıma ihtiyaç duyduğumuzu söyleyebilmek, hatalarımızdan, başarısızlıklarımızdan karşılıklı bahsedebilmek, bu seviyede ilişkiler için geçerlidir. Altıncı seviye ilişkilerde karşımızdaki kişiye karanlık yönlerimizi gösterebilme, hatalarından dolayı affedebilme, espri yapabilme, kahkahalarla birlikte gülebilmeye rastlayabiliriz.

6.seviyede, sadece kendimizi olduğumuz gibi tüm kusurlarımızla sergileyebilmek dışında, kendimizi olduğumuz gibi ile tüm çıplaklığı ile karşımızdaki kişi ile paylaşabilmektir.

Son seviye samimiyet - yedinci seviye- seviyesinde sadece ne istediğimizi değil, ayrıca karşımızdaki kişinin her dört alandaki yaşamsal ihtiyaçlarını da: fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal dinamik bir şekilde paylaşırız.

Her insan saydığım ihtiyaçları karşılanmadığında kendisini mutsuz, huzursuz ve yorgun hisseder. Samimi ilişki, kişilerin birbirine daha iyi olmaları için yardım etmesidir.

Karşınızdaki kişinin sizi sevdiğini nasıl anlarsınız? Gerçek sevgi fedakarlık, acı çekmek, zevki ertelemek demektir. Kendi ihtiyaçlarımızın, planlarımızın, isteklerimizin arka plana atılarak, sevdiğimiz kişinin gerçek ihtiyaçlarına öncelik vermektir. Çoğu insan karşısındaki kişiye isteklerini, duygularını ve ihtiyaçlarını açıkça ifade edemez. Genelde insanlar karşındaki kişilere tepki vererek veya kendilerini savunarak tepki verirler. Gerçek samimi ilişkilerde kişi duygularını, beklentilerini açıkça ifade ettiği için böyle bir durum oluşmaz. Kişiler ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılıklı paylaşırlar, proaktif davranırlar. Yedinci seviyede samimiyet kurabilmemiz için egolarımızdan uzak düşünceli olabilmemiz gerekir.

İhtiyaçlarımız, hayallerimiz, duygularımız, fikirlerimiz, dünya görüşlerimiz sürekli değişir ve bunlar değişince dünyamızda değişir. Yedinci seviyede ilişkiler tamamen kendimizden çok karşımızdaki insanı sevdiğimiz için ona değer vermektir; sevdiklerimizi gerektiğinde yardım ettiğimiz, cesaretlendirdiğimiz samimiyet derecesidir. Karşılıklı ihtiyaçların karşılanması ile hedefe ulaşılır.

İlişkilerin yürümemesinin ana sebebi, kişilerin bir ilişkiden ne istediklerini bilmemeleridir. Bu nedenle ilişkiler uzun vadede yürümez veya belli seviyenin üzerine çıkamaz. Karşınızdaki kişiden veya ilişkiden ne beklediğinizi bilirseniz, ilişkiniz daha verimli ve uzun vadeli olacaktır. Gerçekten ne istediğinizi bilmek, kilittir.

Bonnie Jean Wasmund şöyle diyor: "İnsanlar ne söylediğinizi unutacaktır, insanlar ne yaptığınızı da unutacaktır, ama insanlar onları nasıl hissettirdiğinizi hiç bir zaman unutmayacaklardır ".

Sevgilerimle,

Taner Özdeş


Taner Özdeş ile kariyer Üzerine söyleşi:
http://www.gelecekdaha.net/default.aspx



Taner Özdeş'in UzmanTV'deki "Nasıl İyi Satıcı olunur" röportajları. 2009 itibarı ile toplamda 91,310 kez izlendi!
http://www.uzmantv.com/konu/nasil-iyi-satici-olunur







© www.maxihaber.net