Son Dakika


Emirates A380 Uçaklarında Starlink Anteni Sayesinde 40 Bin Feet’te Kesintisiz İnternet
Lenovo, 2026 Yılında Türkiye PC Pazarındaki Büyümesini Sürdürüyor
Logitech G’den Kişiselleştirilebilir Performans İçin Tasarlanan Yeni Oyuncu Klavyesi: G512 X
TEODER’in Düzenlediği Welcome Summer Party’26, İstanbul’da Turizimcileri Buluşturdu
N11, 5 Yılda 5 Kat Büyümeyi Hedefliyor
TeklifimGelsin, ChatGPT Üzerinden Kredi Karşılaştırma Dönemini Başlattı
Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyor, randevulara geç kalmaktan korkuyor ve anlamsız bir telaş içinde yaşıyoruz. Boşa geçirecek, soluklanacak bir dakikamız bile yok. Tükettiğimiz ne varsa hep bir aceleyle tüketiyoruz. Yemeğimizi hızlı yiyor, yaşantımızı hızlı yaşıyor ve hızlı seviyoruz. Cep telefonumuz elimizden hiç düşmüyor. Dostlarımızla bir masada yan yana otursak bile birbirimize “merhaba” demeden önce sosyal ağlarda yer bildirimi yapıyor hatta yanımızdaki arkadaşımızla “WhatsApp” üzerinden mesajlaşıyoruz. Kısaca tanımlamak gerekirse “Vakitsizlik Sendromu” içindeyiz.
Akşam olup eve geldiğimizde de yine cep telefonlarımız hep elimizde. Eşimizle veya sevgilimizle aynı evlerde yaşıyoruz ama farklı klavyelerde ve farklı ekranlarda hayatlarımızı sürdürüyoruz. Eskiden eve iş getirilmez yapılacak herşey mesai saatleri içinde işyerlerinde yapılırdı. Şimdilerde ise teknolojinin ve internetin gelişmesiyle mobil cihazlarımızın olduğu her yer işyerimiz oldu. Tuvalete bile tabletlerle girilen bir hayatı yaşıyoruz. Çünkü vaktimiz az ama yapılacak işimiz çok.
Günümüzde evlilikler 1 yıl, sevgili olmak ise 1 ay bile sürmüyor. Ekonomik şartların ağırlığı ve hayatı yakalama telaşı içinde tahammül sınırlarımız çok daraldı. Hızlı yaşayıp o kadar hızlı tüketiyoruz ki bazen kendi tüketim hızımıza kendimiz bile yetişemiyoruz.
Çorbamızı hazır çorba, pizzamızı dondurulmuş hazır pizza, mantımızı hazır mantı, yemeğimizi fast food olarak yine hızlıca tüketiyoruz. Aynı anda TV seyrederken, tabletimizde sosyal ağları takip ediyor ve cep telefonumuzdan da e-postalarımıza bakıyoruz. Mutfağa girerek yemek yapmaya hiç zamanımız yok. Akşam eve geldiğimizde cevaplanacak onlarca e-posta eşimize ve ailemize ayıracak zamanı bizden çalıyor. Alışverişe de gidecek zaman yok. Online sipariş veriyoruz, internetten kargo ile geliyor. Benzer durum bankalar için de geçerli. Bankaya da gidecek zamanımız yok. Para ile ilgili herşeyimizin kontrolü online bankacılık üzerinde.
Aslına bakarsanız hangi bilgisayarın veya akıllı telefonun klavyesi bir dost ile karşılıklı içilen kahveden daha sıcak olabilir ki? Ya da hangi sosyal ağ sevdiğiniz insanla birlikte sarılıp film seyretmekten daha büyük bir keyif verebilir? Kaçımız gün içinde mobil cihazlarına veya bilgisayarlarına ayırdığı zamanın yarısını sevdikleriyle karşılıklı sohbet etmeye ayırıyor? Henüz hayatımızda kaçırdığımız zamanı ne yazık ki kopyala-yapıştır yaparak geri getiremiyoruz. Sıcak bir tebessümün yerini alabilecek bir cihaz henüz icat edilmedi ama bir vakitsizlik telaşı içinde hayatta savrulup gidiyoruz.
Mevcut sistem bizi aşırı çalışmaya ve ihtiyacımızdan çok daha fazlasını tüketmeye zorluyor. Kısır bir döngü içinde beton yığını apartman dairelerimizden demir yığını plazalarımıza asfalt yollardan gidiyoruz. En son ne zaman toprağa yalınayak bastığımızı, ıslak çimen kokusunu en son ne zaman duyduğumuzu hatırlamıyoruz bile…
Haydi, akıllı telefonunuzu elinize alın. Çok uzun zamandır aramadığınız sevdiğiniz bir insanı arayın ve onunla bir yemek veya kahve içmek için sözleşin. Ona “zaman” ayırın. Birgün “keşke” dememek için hala zamanınız olduğunu unutmayın. Evet, hala ne bekliyorsunuz?
Bu ayki yazımı anonim bir deyiş ile noktalıyorum. “Diğerlerine göre yaşarsan kaç kuruşunun olduğu önemlidir. Değerlerine göre yaşarsan nasıl bir duruşunun olduğu önemlidir”.
Aykut Altındağ
Genel Yayın Yönetmeni
www.maxihaber.net
Hashtag: #aykutabiburada
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
01 Mart 2026 Köşe Yazıları
01 Aralık 2025 Köşe Yazıları
02 Eylül 2025 Köşe Yazıları
01 Ekim 2024 Köşe Yazıları