logo

Danışmanlar ve Dalkavuklar


Aykut Altındağ
aykut@maxihaber.net

Bilişim Sektörü’nde uzmanlık alanınız ne olursa olsun Danışmanlık yapmak çok zordur. Bu Danışmanlık mesleğinin zorluğu veya işin ağırlığından değil genelde Danışmanlık yaptığınız kurum ve kişilerin çevresindeki dalkavuklardan kaynaklanan bir zorluktur. Çünkü bu kişiler kendilerinden çok daha fazla şey bilen birisine karşı hoşgörü ile değil daha çok boş yere para alan ama hiçbir işe yaramayan bir “Sülük” gözüyle bakarlar. Bu zavallı insanlar sığ beyinleriyle yaptığınız çalışmaları akılcı değerlendirmelerden çok uzaktan kötülemekten başka bir şey yapamazlar. Çalışmalarınızı eleştiremezler bile… Çünkü eleştirebilmek bilgi ve tecrübe ister. Bilgi ve tecrübeyi kazanmak ise zordur, emek ister… Yıllarca yan gelip yatarak hiçbir değer üretmeden kitap bile okumadan kraldan çok kralcı olarak hayatlarını devam ettiren dalkavuklar için tabii ki çalışmak ve öğrenmek çok zordur.

e-Posta adresime gelen bir iletide gözüme çarpan bir öyküyü okuyunca yukarıda yazdıklarımı düşündüm. Öyküyü sizlerle paylaşmak isterim.

“Bir kral, çeşitli konularda danışmak ve bilgisinden yararlanmak istediği ünlü bir düşünürü, Saray Bilgeliği görevine getirmişti. Tümü ülkenin soylular kesiminden gelen sarayın öteki danışmanları, halktan birinin böylesi saygın bir göreve getirilmesini hiç de hoş karşılamamışlardı. Bilge de olsa, halktan bir kişinin aralarına girmesinden rahatsızlık duyuyorlardı. Bu rahatsızlık daha sonra kıskançlığa, daha sonra ise bu “halk adamı bilge”yi topluluk önünde küçük düşürme çabalarına dönüşmüştü.

Soylu danışmanlardan bir dük, bir gün sarayda arkadaşlarıyla konuşurken karşıdan bilgenin geldiğini görünce bu olanağı değerlendirmek istedi ve ona, babasının mesleğinin ne olduğunu sordu. “Babam, marangozdu” dedi bilge kişi.

Dük, onun bu yanıtını küçümsedi ve kendi babasının sıfatını söyledi. “Oysa benim babam, bir konttu” dedi ve bilgeye bu kez annesinin ne iş yapmakta olduğunu sordu. Bilgenin, “Annem ev hanımıydı” yanıtını da dudak bükerek karşıladıktan sonra, büyük bir gururla kendi annesinin bir kontes olduğunu söyledi ve bilgeye bu kez amcasının mesleğini sordu. “Amcam demirciydi” dedi bilge. Dük hemen, kendi amcasının işini açıkladı:

“Benim amcam ise kralın baş silahşörüydü” dedi.

Dükün yeni bir soru sormasına olanak vermeden bu kez bilge ona bir soru sordu:

“Babanız şimdi nerede?” dedi.

Dük, babasının öldüğünü söyledikten sonra bilge ona, annesinin ve amcasının şimdi nerede olduklarını sordu.

“Annem de, amcam da öldüler” dedi dük.

Dükün bu yanıtı üzerine bilge kısa bir süre düşündü, sonra şöyle bir değerlendirme yaptı: “Bir patatesten hiçbir farkınız yok, dük hazretleri” dedi. “Sizin de en değerli ve en işe yarar bölümünüz toprağın altında kalmış…”

Dük, bu yenilginin ezikliğinden kurtulabilmek için bilgeye bir tuzak hazırlamak istedi. Sarayın kütüphanesine kapandı ve yüzlerce kitap karıştırarak, okunmaları bile güç olan çok harfli Latince üç sözcük buldu. Sonra da adım adım izlediği bilgenin halk arasında dolaştığı bir anda yanına gitti, bu sözcüklerin anlamını herkesin önünde kendisine sordu: “Sarayımızın yeni bilgesi, halkımızın önünde acaba şu sözcüğün anlamını açıklar mısınız?” dedi ve cebinden çıkardığı kağıttaki ilk sözcüğü okudu.

Bilge, sözcüğü dinledikten sonra başını iki yana salladı:

Bu sözcüğü ilk kez duyuyorum” dedi. “Ne anlama geldiğini bilmeme olanak yok…”

Dük bu kez, elindeki kağıttan ikinci sözcüğü okudu. Bilge başını yine iki yana salladı ve bu sözcüğü de ilk kez duyduğunu söyledi. Bilge, dükün okuduğu üçüncü sözcüğü de daha önce hiç duymadığını söyleyince dük, sesini herkesin duyabileceği denli yükselterek bilgeye çıkıştı:

“Hem bu üç sözcüğü bilmeyecek denli cahilsin, hem de saray bilgesi olarak kralımızdan yılda binlerce altın alıyorsun” dedi. “Utanmıyor musun?”

Bilge de sesini yükseltti: “Kralımız bu parayı bana, bildiklerim için veriyor” dedi. “Bilmediklerim için para vermeye kalksaydı, buna hazinesi bile yetmezdi…”  Ve kralın dalkavuklarına kıssadan hisse; “Danışmanlar her şeyi bilmezler. Onlara ödenen ücret bildiklerinden yararlanmak içindir.”

Etiketler: » »
Share
6883 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Macera mı Arıyorsunuz?

    06 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Dünyada "Point n Click" olarak bilinen diyalog ve bulmaca tabanlı macera oyunları Türkiye'de hep sınırlı bir hayran kitlesine sahip oldu ve tür olarak çok geniş kitlelere hitap edemedi. Aslında A+ oyunların reklamlarının sürekli yapıldığı ve popüler çevrimiçi oyunların egemenliği olan oyun piyasasında bu çok büyük bir sürpriz değil. Yine de macera oyunları içerisinde birçok cevher bulunduran bazı eserler var. Senaryo, espriler, çağının ötesindeki sanat tasarımı ve grafikler ve insanı düşünmeye sevk eden oyun yapısı macera oyunlarını diğer oyunl...
  • İnternette Unutulma Hakkı Nedir?

    01 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    İnternette Unutulma Hakkı konusunu kısaca tanımlarsak; kişi ve kurumların kendi adlarıyla internet üzerinden arama yapıldığında çıkan sonuçlar arasında şahsıyla ilgili bilgi ve fotoğrafların arama sonuçlarından çıkarılmasını isteme hakkı  olduğunu söyleyebiliriz. Elbette bu hakkın kullanılabilmesi için bazı şartların oluşması gerekiyor. Hatta konunun istisnaları bile var. Tarihsel, istatistiksel veya bilimsel amaçlarla kişisel verilerin işlenmesi devam edebildiği gibi edebi, sanatsal ifade veya gazetecilik faaliyetleri dahilinde işlenen kişise...
  • Dünya Devi Bir Marka Olmak…

    02 Temmuz 2020 Köşe Yazıları

    Pandemi dönemi bize çok farklı tecrübeler katmaya devam ediyor. Yeni bir sosyal yaşam tarzı, evden çalışma koşulları, modern iletişim yöntemleri ve yepyeni bir hayat... Ülke ekonomilerine baktığımızda hepsinin bu krize aslında hiç de hazır olunmadığını ve oldukça kadar kırılgan bir yapıda olabileceğini görüyoruz. Ancak bazı ülkeler sahip oldukça yapısal avantajlar ile bu zorlu dönemi daha az hasarla atlatabilecek imkanlara sahipler. Bu ülkelerin hangileri olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil: Dünya devi markalara sahip olanlar... Makale içeri...
  • İtiraf Ediyorum: O Balıkçı Benim!

    01 Temmuz 2020 Köşe Yazıları

    Günün birinde Meksika’da bir sahil kasabasına yolu düşen Amerikalı işadamı, kıyıya yanaşan kayıktaki balıkçıyla konuşur. Kayığın içinde yeni yakalanmış bir miktar balık bulunmaktadır. Amerikalı işadamı balıkların iriliğinden dolayı Balıkçıyı över ve bu balıkları ne kadar zamanda yakaladığını sorar. Balıkçı, “Fazla sürmedi, efendim” der. Amerikalı hayretle sorar: “Öyleyse neden daha fazla denizde kalıp da daha çok balık tutmadın?” “Bu kadarı bugünlük aileme yeter” diye cevaplar Balıkçı. “Peki”, der Amerikalı işadamı. “Geri kalan zamanını...