logo

İklim Değişikliği, Gökdelenler ve Akıllı Şehirler


Erkut Altındağ
erkutaltindag@gmail.com

İstanbul’da son iki yılda kayıtlara geçen üç önemli ani hava değişimi ve fırtına kayıt edildi. Her üçünde de ortak özellik olarak kuvvetli rüzgar ve yağış, yoğun şimşekler, kısa süreli dolu yağışı, gökyüzünün aniden kararması ve oluşan korkutucu atmosfer olarak karşımıza çıktı. Eğer dışarıda iseniz ve bu dehşet doğa olayının tam içerisinde kalmışsanız en iyi şekilde korunmak zorundasınız. Rüzgarın kuvvetinden dolayı havada uçuşan nesneler nedeniyle yara alabileceğiniz gibi, kuvvetli bir şekilde yere düşen dolu taneleri de vücudunuza ciddi zarar verebilir. Güncel olarak tartışılan konuların başında bu doğa olaylarının ne kadar “doğal” olduğu ile ilgili bilimsel makaleler dikkat çekiyor. Özellikle yoğun şehirleşme ve sanayileşme olan yerlerde, insanoğlunun inşa ettiği her devasa bina veya aygıt, iklimi doğrudan etkileyebiliyor. Her bir yapının iklim üzerindeki etkisi sembolik olsa da kümülatif olarak bakıldığında tahminlerimizin çok ötesinde bir etkileşim söz konusu. Dikey yapılaşma rüzgar alanlarını, yağış yönünü ve toprağın cinsini etkiliyor. Hatta gökdelenler için konuştuğumuzda alt tarafta daha büyük bir tahribat söz konusu. Bildiğiniz üzere artık binalar sadece yukarı doğru değil, aşağıya doğru yani yerin altına doğru da uzuyor. Toprak yapısının değişmesi, bazı su kaynaklarının inşaatlar nedeniyle engellenmesi ve kurutulması, bölgede kesilen ağaçlar ve benzer unsurlar şehirleşmenin doğaya verdiği zararları özetliyor.

Hiç bir önlem alınmazsa, mevcut koşullarda dünyamız içinde bulunduğumuz yüzyılın sonunda ortalama iki derece ısınacak. İlk başta aklımıza iki derecenin çok ciddi bir etki bırakmayacağı gelebilir. Ancak iki derece demek, İstanbul’un yıl içerisinde ortalama sıcaklığının %10’una tekabül ediyor. Düşünsenize, insanların vücut sıcakları %10 artsaydı, bünyeleri üzerinde nasıl bir etki bırakırdı? Rakam olarak yüksek gözükmeyen bir değer, oransal olarak dünya üzerinde ciddi yıkımlara ve dengesizliklere yol açabilir. Böyle bir felaketin durdurulabilmesi için bazı önlemlerin alınması gerekiyor. Kyoto Protokolü etkili bir yöntem maalesef değil, birçok ülke için “kağıt” üzerinde kalan ve asla uygulanamayan bir anlaşma olmaktan öteye gidemedi. ABD hala bu konuda rest çekiyor ve anlaşmaya karşı çıkıyor. Sanayileşmenin dengesiz bir şekilde artış gösterdiği şehirlerin tamamında yeryüzüne geri döndürülemeyecek hasarlar veriliyor. Kazanç odaklı kapital sistem tüm tabiatı “harcanabilir” bir üretim faktörü olarak değerlendiriyor.

En başarılı akıllı şehirler, yeşil rengin hakim olacağı ve doğanın yıpratılmadığı yerler olacak. Temiz ve yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, yeşil ve akıllı binalar gibi ufak detaylar da elbette önem kazanıyor ancak tabiata karşı alınacak tavır en önemlisi. Doğal kaynakları sömürüyoruz, ağaçları kesip ormanları yok ediyoruz, endüstriyel atıklarımızı deniz döküyoruz, metalik ve gri renkte binalar inşaa ediyoruz, atmosferi çeşitli gazlar ile zehirliyoruz… İçinde yaşadığımız mucizevi yuvayı yok etmek çok büyük bir güç ve emek gerektiriyor. Ne yazık ki, bu konuda oldukça iyiyiz. Yine de dünyanın bir gün kendisini yok etmeye çalışanlardan intikam alacağını unutmamak gerekiyor. Lisede münazara derslerinde her zaman “doğa mı üstün, yoksa insan mı?” konusu açılırdı. İnsanın artık daha üstün olduğunu, teknolojiye hakim olduğunu ve dünyayı şekillendirdiğini iddia eden gruplarda hiç bir zaman yer almadım, almak da istemedim. Çünkü sahip olduğum fikir başta kendim olmak üzere, birçok kişi için oldukça korkutucu idi; bu nedenle paylaşmaya çekiniyordum: “Dünyaya, diğer bir deyişle kendi yuvasına bu kadar acımasız davranan bir canlı türünün hayatta kalmaya ve mutlu olmaya hakkı var mıdır?” Aslında korkutucu olan sanırım bu soru değildi, bu sorunun doğru cevabıydı…

Etiketler: »
Share
3468 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+1 = ?

#

İklim Değişikliği, Gökdelenler ve Akıllı Şehirler” için 1 yorum

  1. emre : diyor ki:

    Değerli Hocam,

    Yazınızı okurken bir yandan da kahvemi içiyordum. Okumaya devam ederken aklıma “kahve nasıl yetişir?” sorusu geldi ve araştırdığımda cevaben; Kahve, kökboyasıgiller ailesine mensup bir bitkidir. Ağacı coffea cinsinde bulunan bir ağaçtır.” Yanıtını aldım. Yani toprakta yetişen bir içecekti…Sonrasında yazınıza döndüm ve “Toprak yapısının değişmesi, bazı su kaynaklarının inşaatlar nedeniyle engellenmesi ve kurutulması, bölgede kesilen ağaçlar ve benzer unsurlar şehirleşmenin doğaya verdiği zararları özetliyor.” Cümlenizle bir çok şeyi görmediğim ve düşünmediğim bakış açısıyla sorgulamama neden oldu. Bir daha bu kahveyi eski tadıyla içemeyebilirim mesela! Korkutucu!
    Bir diğer düşünmeme ve ürkmeme sebep olan vücut sıcaklığımızın %10 artması, felaket olur!..

    Yazılarınızı severek okuyorum, aslında ben okumuyorum yazı kendini okutuyor, akıcı bir diliniz var ve olaylara sadece sorunu söyleyerek bakmamanız sorunu çözümüyle söylemeniz gerçekten ders alınası. Eğer sizi tanımayıp yazınızı okuyor olsaydım kesin sizinle tanışmak isterdim. Bana bu şansı verdiğiniz için teşekkür ederim.

    Saygı ve sevgilerimle.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Teknoloji Piyasası Hareketleniyor

    01 Mayıs 2018 Köşe Yazıları

    Teknoloji firmalarından haberler peş peşe geliyor. İlk olarak Nintendo'nun tekrar resmi olarak Türkiye pazarına gireceğini öğrendik. CD Media adlı Yunan firması CD Media Turkey olarak ülkemizde hizmet vermeye başlayacak. Ürün fiyatları olarak Nintendo oyun konsollarının ucuzlamasını beklemek rasyonel değil ancak aldığımız oyun konsolunun resmi distribütör garantisi altında olması kullanıcıya güven veriyor. Diğer türlü bozulduğunda çöp olan konsollar artık resmi garanti kapsamında değerlendirileceği ve yetkili teknik servise yönlendirileceği içi...
  • Basın Toplantıları Gözlemlerim

    01 Mayıs 2018 Köşe Yazıları

    Stilletto, kadınların ayaklarını oldukça zarif gösteren, ince topuklu, sivri burunlu bir ayakkabı modelidir. Şimdi diyeceksiniz ki bu stilletto meselesi nereden çıktı? Konuyu bir anımı anlatarak açıklayayım. Katıldığım bir basın toplantısında basın masasına geldim ve kaydımı yaptırırken içerideki herkesi kapı girişinden görebiliyordum. İçeride 70 - 80 civarında davetli vardı ve basın masasında kayıt alan arkadaşlara dönüp içeride 20 civarında yayınlardan gelen reklamcı olduğunu söyledim. Şöyle bir listeye bakarak “Evet aşağı yukarı öyle. Peki n...
  • İnternet’te Ulusal Güvenlik

    02 Nisan 2018 Köşe Yazıları

    Yerli ürün ve teknolojik hizmetlerin önem kazandığı ve yatırımların bu çerçevede gerçekleştirildiği son dönemde ülkemizde kullanılan neredeyse tüm bilgisayarların işletim sistemleri dikkate alındığında, internet güvenliği de mutlaka üst düzeyde sağlanmak zorunda. Özellikle Windows işletim sisteminin farklı versiyonlarının kullanıldığı devlet dairelerinde ve özel sektörde en önemli soru işareti; yabancı ülke menşeli bir yazılım firmasına ne ölçüde güvenilebileceği olarak karşımıza çıkıyor. Windows'un çok ciddi açıkları olduğunu biliyoruz, yazılı...
  • Rahatlık Battı, Sosyal Ağlara Üye Olduk

    01 Nisan 2018 Köşe Yazıları

    Sosyal Ağlar hayatımıza girmeden önce ne kadar rahatmışız. İlk olarak cep telefonları yaşantımızı esaret altına almaya başlamışlardı. Fakat cep telefonuyla yapabildiklerimiz çok kısıtlıydı. Gün içinde en fazla birkaç kişiye kısa mesaj atardık. Derken bir gün Facebook ile tanışıp ardından XING, FriendFeed, Twitter, Instagram ve benzeri sosyal paylaşım sitelerine üye olmaya başladık. Mobil internetin ve akıllı telefonların yaygınlaşması ve ucuzlaması sonucu sosyal ağların bağımlısı olup çıktık. Daha çok sosyal olma kaygısıyla yan masadaki arkadaş...