logo

Megan Fox ve Fakirlik Paradoksu


Erkut Altındağ
erkutaltindag@gmail.com

Teknolojinin giderek daha fazla hayatımıza entegre olduğu bu dönemde fazlaca insana ulaşarak reklam yapmanın en etkili yöntemlerinden birisi televizyon üzerinden gerçekleşiyor. Firmalar yüksek bedeller ödemeyi göze alarak kanallara televizyon reklamı veriyor. Ülkemizde de yakın dönemde bir alışkanlık gelişti; Hollywood’dan ünlüleri getirip film, dizi ve reklamlarda oynatmak. Örneğin Megan Fox, Türkiye’deki bir gıda firması ile anlaşarak 600.000 dolar karşılığında anlaşma imzaladı. Hatta süreç o kadar hızlı gelişti ki, reklamlar şu anda televizyonda oynamaya başladı bile. Yine en çok tartışılacak konu aldığı ücret olacak. Bir kişinin 2 günlük seyahati ve emeği karşılığında böyle bir ücret kazanması ülkeyi ve dünyayı nasıl etkilemektedir?

Dünyada çoğu ülkede uygulanan ve adına “asgari ücret” adı verilen bir sistem mevcut. Çalışan kesimin işverenler tarafından sömürülmemesi ve haksızlığa uğratılmaması için koyulan bir adalet mekanizması da denebilir. Asgari ücretin temel mantığı, emek sahibinin alınteri karşılığında kendisinin ve ailesinin hayatını idame ettirebileceği bir ücretin işveren tarafından çalışana verilmesini sağlayan bir güvenlik mekanizması üzerine kuruludur. Peki, asgari ücret neye göre belirleniyor? Binlerce asgari ücretli çalıştıran büyük holdinglerin lobi faaliyetleri nedeniyle çok düşük seviyede seyreden asgari ücret, bir ailenin geçimini sağlamaya yeterli düzeyde mi? Tüm bu konularda geniş perspektifli bir değerlendirme yaptığımızda cevap ortaya çıkıyor: Kesinlikle hayır! Bir asgari ücretlinin değil ailesini, kendisini bile geçindirecek, ev kirasını ödeyecek, temel gıda masraflarını karşılayacak gücü olmuyor. Elektronik ve benzeri ihtiyaçlarından bahsetmeye bile gerek yok, hayalden öteye gidemez. Asgari ücret belirlerken hangi kriterler baz alınıyor? Büyük şirketlerde çalışan onbinlerce insan var, asgari ücret düzeyindeki bir liralık artışın bu şirket için maliyetini düşünebiliyor musunuz? İşte bu nedenle büyük şirketler hükümetler üzerinde baskı yapıyor. Komisyonlar, pazarlıklar, sendikalar hikâye!

Asgari ücret var; peki neden tavan ücret uygulaması yok? Her ne kadar böyle bir uygulama zenginlerin tamamını müthiş olumsuz etkileyecek olsa da, aslında asıl çözüm bu yeni anlayışın temelinde bulunuyor. Örneğin ayda 100.000 lira bir üst kazanç seviyesi olduğunu düşünelim. Bu kazancın üzerindeki her bir kuruş, kişinin vatandaşı olduğu ülkenin yönetimi tarafından alınıp hayır kuruluşlarına, okullara dağıtılsın. Hatta fabrikalar kurulsun. Sizce böyle bir durumda insanlar açlıktan ölür müydü? İşsizlik problemi diye bir olguyu duyar mıydık? Geçim sıkıntısı yaşayan insanlar toplumun büyük çoğunluğunu oluşturur muydu? Tabi bu sistemin çok büyük kazancı olan insanlar için eksileri de var. Örneğin Ferrari, Porsche gibi lüks arabaların ve tüm lüks malların satışı azalırdı. Zenginlerin daha da zenginleşmesi önlenir, gelecek kaygısı yaşamalarına yol açan yeni sorunlar ortaya çıkardı. Afrika’da yiyecek ve su bulamadığı için hayatını kaybeden insanların bulamadığı o su ve yiyecekler kim nasıl, nerede yiyor? Bunu önlemek için tavan ücret sistemi kullanılsaydı, belki bazı insanlar çok büyük paralar kazanamayacaktı ancak çoğu insan “yeterli” düzeyde para kazanabilecekti. Belki bu tablo size çok fazla olumlu gelmiş olabilir. Lüks tüketim mallarının olması gerektiğini, kazançta hiçbir şekilde sınır olamayacağını savunuyor olabilirsiniz. Yine de, dünyada kimse açlıktan ölmeyecekse, bunun için değmez mi?

Daha geçtiğimiz günlerde Mor İnek kitabının yazarı Seth Godin ülkemize geldi. Danışman firma müthiş bir fikir ortaya sürdü: Seth Godin’le birlikte akşam yemeği 2.500 €! Bu akşam yemeğine 20 kişi katılabiliyordu ve kişi başı yaklaşık 5.800 lira verirseniz Seth Godin ile sohbet ederek keyifli bir yemek yiyebilecektiniz. Harika bir fikir! Hem de sudan ucuz. Şöyle düşünelim, 5.800 lirayı biz ne kadar bir zaman diliminde kazanıyoruz? Kazandığımız bu rakamı bir yazar ile akşam yemeğinde harcamak ne kadar optimal bir durum? Bu arada, sakın bu hesaplamayı Megan Fox’un aldığı ücret üzerinden hesaplamayın. Çünkü çoğumuzun ömrü o rakama ulaşmaya yetmeyecektir.

Fakirlik paradoksu, bir fakirin mevcut düzen içerisinde hiçbir zaman zengin olamayacağını öngörmektedir. Örneğin fakir bir insan çok çalışıp ev, araba ve diğer ihtiyaçlarını karşılayacak duruma gelebilir. Bununla birlikte bu geçen süreçte zengin ise değişik enstrümanlar kullanarak ve özellikle de faiz gelirleriyle zenginliğini katlayacaktır. Böylece zengin ile fakir arasındaki uçurum hiçbir zaman kapanmayacak; ikisi kıyaslandığında fakir halen zengine göre fakir olarak kalacaktır.

Eğer şu anda dünya üzerinde açlıktan ve sefaletten şikâyet ediyorsak, bunun sorumlusunun kendimiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bir problemi çözmek için, öncelikle teşhisi doğru yapmak gerekir. Tüm bu detaylar bize gösteriyor ki çok zengin insanların giderek zenginleşmesi, başka insanların da giderek fakirleşmesine bağlı. Artan dünya nüfusunun artan talepleri, azalan kaynaklarla karşılaştırıldığında arada büyük bir açıklık ortaya çıkıyor. Kaynakların da büyük bölümü bir azınlığın elinde olduğu için fakirlik, açlık ve sefalet giderek artıyor. Demek ki fakirliğin azalması için dünya nüfusunun belirgin bir şekilde değişmesi gerekmekte. Şu anda gündemde olan İran ve Kuzey Kore’nin nükleer enerji programları, başka devletlerin bu programlara müdahale etme isteği aslında büyük bir oyunun küçük parçaları. Asıl amaç, yakında gerçekleşecek olaylar için uygun senaryo yazmaktan öte bir durum değil. Dünya nüfusunu azaltmak için süper güçlerin elinde çok uygun bir silah var: Nükleer savaş! Bunu da doğru zaman olduğuna inandıkları an geldiğinde yapacaklardır. Onlara sorduğunuzda ise nükleer soykırımın açıklaması basit olacaktır; “dünya üzerindeki açlığı ve sefaleti bitirmek için”…

Yrd. Doç. Dr. Erkut Altındağ
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Beykent Üniversitesi

Etiketler: » »
Share
749 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Teknoloji Firmalarının Geleceği

    02 Ekim 2017 Köşe Yazıları

    Hangi sektörde olursa olsun yüksek teknoloji kullanarak mal veya hizmet üreten şirketlerin tamamı sürekli risk içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Karşılaşabilecekleri en büyük tehlike, atalettir. Diğer bir deyişle, yüksek yatırım ve teknolojik Ar-Ge ihtiyacı olan bir sektörde hareketsiz kalmak ve değişime adapte olamamak, aynı zamanda firmanın kapanmasıyla sonlanabilir. Bir başka husus, benzer şekilde değişen müşteri ihtiyaçlarını doğru şekilde tespit edip buna göre güncelleme yapamamak da bir firma için geçerli bir kapanma nedenidir....
  • Araç Muayenesinde Aklınıza Takılan Sorular

    01 Ekim 2017 Köşe Yazıları

    Aracınızın periyodik muayenesinin zamanının gelip gelmediğini öğrenmek için ruhsatınızı bir kontrol edin ve eğer muayene zamanınız yaklaştıysa yapacak bir hayli işiniz olacak demektir.  Aşağıda bu konuda aklınıza gelebilecek soruları biraraya getirmeye çalıştım. Araç Muayenesi Nedir? Araç muayenesi, trafiğe çıkan motorlu ve motorsuz araçların teknik yeterlilikte olup olmadığının muayene edilerek trafik ve yolcu güvenliği açısından kontrol ve tespit edilmesidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 34. maddesi gereğince araç muayenesi z...
  • Dominant Ekonomiler

    01 Eylül 2017 Köşe Yazıları

    Ulusal olarak kullandığımız para biriminin Avrupa'da dörtte biri kadar değerinin olması, sadece ülkemizin değil, dominant ekonomilere sahip ülkelerin dışında kalan tüm dünya ülkeleri için geçerli olan bir durum. Benzer şekilde birçok ülkenin para birimi diğer ülkelerde on kata kadar değersizleşebiliyor. Bu durumu tersten baktığımızda ise bazı ülkelerin para birimlerinin başka ülkelerde çok yüksek bir alım gücü sağlayabildiğini görüyoruz. Özellikle gayrimenkuller konusunda Türkiye ve benzeri ülkeler tam anlamıyla bir cazibe merkezi. Çapraz kurla...
  • İnternetten Kartla Ödemeler Rekora Koşuyor

    01 Eylül 2017 Köşe Yazıları

    İnternetin ve banka - kredi kartlarının hayatımıza girmediği dönemlerde taksitle bir ürün satın almak bir hayli sıkıntılı olurdu. Her şeyden önce en az 2 kişinin size ödemeniz ile ilgili kefil olmasını istemek zorunda kalırdınız. Genelde kefiliniz olmadan da kimse size taksitle mal satmazdı. Diyelim kefili buldunuz bu sefer de size senetler imzalatılır, üzerine yapıştırılacak damga pulları aranır ve senetler bankaya verilirdi. Bir senedi ödemezseniz hemen kefilinize icra gelirdi. Peşin parası olmayanlar için çok zor ve sıkıntılı dönemlerdi Ar...