logo

Zaman Yolculuğu


Erkut Altındağ
erkutaltindag@gmail.com

Zaman en kısa tanımıyla, iki olay veya hareket arasında geçen süre olarak tanımlanmaktadır. Zamanla ilgili bugüne kadar birçok kuram ortaya atılmış, zaman kavramı sayısız bilimsel deneyin konusu olmuştur. Zaman kavramının günümüzde taşıdığı önem de çok büyüktür. İnsanoğlu tüm hayat felsefesini zaman üzerine kurmakta, iş ve sosyal hayatını bu kavram etrafında şekillendirmektedir. Zaman hem bir düzenleyici öğe, hem de sistemlerin çalışmasını sağlayan bir araçtır. Bir başka yaklaşıma göre de zaman algısının aslında hiç var olmadığı tartışılmaktadır. Örneğin akıp giden zaman değil, olayların ve kişilerin kendisidir. Kişilerin yaşlanması için zamanın geçmesine gerek yoktur; herkes belirli bir gelişim sürecinden geçmekte ve çeşitli aşamaları yaşamaktadır. Astronomik olayların, gece gündüz döngüsünün ise zamanla bir bağlantısının olmadığı, sadece bir döngü olduğu düşüncesi ortaya konmaktadır. Zaten astroloji diye bir araştırma alanının asla olmayacağını, tamamen büyük bir yalan üzerine kurulu olduğunu savunan yaklaşımın bir parçası olarak görülmektedir. Astroloji, her sene belirli dönemlerde doğan insanların aynı karakteristik özellikleri taşımakta olduğunu ve çeşitli gezegenler ve gök cisimleri tarafından etkilendiğini öne sürmektedir. Hâlbuki zaman kavramı kendi kendini tekrar eden bir döngü değildir ve mevcut imkânlar ile herhangi bir gök cisminin bir insanın karakterini nasıl etkileyebileceğinin anlaşılması mümkün olmamaktadır. Tüm bu bilgilere rağmen dünyadaki insan faaliyetlerinin daha sağlıklı işleyebilmesi için zaman üzerine kurulu bir sistem geçerli olmaktadır. Örneğin işe gidiş ve geliş saatleri, haftalar, günler ve ayların kullanım nedeni böyle bir sistemin var olması gerektiğinden dolayı kullanılmaktadır. Zamanın 24 saatten oluşan günlere ve günlerden oluşan aylara bölünmesi ile insanların yaşamını kolaylaştıran bir mekanik sistem oluşturulmuştur. Böyle bir sistemin daha iyi bir alternatifi olmadığı için herkes tarafından benimsenmiştir. Peki, bildiğimiz zaman sisteminin çok geçerli bir alternatifi olsaydı, kullanmaya alışmak için ne kadar süreye ihtiyacımız olurdu?

Zaman diye bir kavram gerçekten varsa, zamanda yolculuk hayali de mümkün müdür? Sahip olduğumuz teknik bilgiler çerçevesinde bunun mümkün olmadığını görebiliriz. Yine de 100 sene önce aya gitmek, 20 sene önce de gazete kalınlığında televizyon üretmek nasıl bir hayal ise, bu hayalin de yakın zamanda gerçeğe dönüştürülebileceğini düşünen birçok bilim insanı bulunuyor. Bir zaman yolcusunun özel bir cihazla veya taşıtla zaman yolculuğu yaptığını varsayalım. Özellikle geçmişe yapılacak seyahatlerin çok ciddi paradoksal etkileri olacaktır. Dede Paradoksu adı verilen ve ilk defa bilim kurgu yazarı Rene Barjevel tarafından ortaya atılan yaklaşıma göre, geçmişe yönelik yapılacak zaman yolculuğu kendi içerisinde tutarsızdır. Örneğin zaman yolculuğu yapan birinin geçmişe gidip dedesinin babaannesiyle tanışmadan önce ölümüne sebep olduğu düşünüldüğünde, zaman yolcusunun doğumu mümkün olmayacaktır ve buna bağlı olarak geriye dönüp dedesini öldürmesi de mümkün olmayacaktır. Zaman yolculuğunun gerçekleşmesi durumunda zaman yolcusunun sadece bir gözlemci olabileceği düşünülmektedir. Geleceğe dönük bir seyahatte ise durum biraz daha farklıdır. Zaman yolcusu sadece gözlemci bile olsa gelecekte bilgi edinip tekrar günümüze geri döndüğünde edindiği bilgileri kendi lehine kullanabilecektir. Örneğin loto sonuçlarını bileceği için kısa bir zamanda milyarder olabilir. Geleceğe seyahat yapılabileceği düşünüldüğünde zaman yolcusunun o zamanda kalıp yaşamını devam ettirmesi gerekmektedir. Bu durumda zaman örgüsünde herhangi bir bozulma olmayacaktır.

Eğer gerçekten zaman kavramının olduğunu kabul ediyorsak, bir gerçekle daha yüzleşmemiz gerekiyor. Dünyada kalış süremizin sürekli artması, buradan ayrılış zamanımızın da yaklaştığını gösteriyor. Öleceğini bilerek yaşayan tek canlı türünün insanoğlu olduğunu hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu duruma kendimizi hazırlıyor olmamız bile, her geçen saniyenin aslında bir geri sayım sayacı olduğunu bir gün ölümle yüzleşeceğimiz gerçeğini değiştirmiyor. Bir zaman makinesi icat edilse ve kendi hayatımızla ilgili olmak koşuluyla bize tek bir kullanım şansı verilseydi, bunu nasıl kullanırdık? Geçmişe gidip bir olayı değiştirmek için geriye doğru mu, yoksa merak ettiğimiz geleceği öğrenmek için ileriye doğru bir seyahate mi çıkardık? Sorun şu ki, geçmişte değiştireceğimiz bir olay, sonu öngörülemez olaylar zincirine yol açacaktır. Gelecekte gördüklerimiz ise bize hayatı daha mutlu ve huzurlu kılmak yerine tam tersi bir etki oluşturabilir. Evet, belki öleceğimizi bilen bir canlı türüyüz, ancak bizi ayakta tutan “ne zaman” öleceğimizi bilmiyor olmamız. Zaman yolculuğu sayesinde ölüm tarihini öğrenme durumunda bir bireyin psikolojisinin nasıl etkilenebileceği öngörülemez. Paranoya durumundan intihara kadar birçok ihtimal ortaya çıkabilir. Zaman yolculuğunda geleceğin bilinmesinin insan üzerindeki etkisi çok ağır olabilir. Bu nedenle böyle bir ütopik hayalden tamamen vazgeçip hayatımızı nasıl mutlu ve huzurlu yaşayacağımıza yoğunlaşmamız gerekiyor. Aksi takdirde gelecekle ilgili kaygılar insanoğlu için en ileri düzeyde psikolojik rahatsızlıklara yol açacak ve ıstıraba dönüşecektir. Böyle bir zaman yolculuğunun etkisini daha rahat anlayabilmek için bu yazının da tamamını okumayıp sadece son bölümünü okuyabilir, ufak çaplı bir zaman yolculuğu yapabilirsiniz. Böylece hikâyesini bilmediğiniz bir anafikre sahip olacaksınız, ancak bu size hiç mutluluk vermeyecektir…

Kaynaklar :

Wikipedia.com

www.zamandayolculuk.com

Etiketler: » » »
Share
553 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İklim Değişikliği, Gökdelenler ve Akıllı Şehirler

    01 Ağustos 2017 Köşe Yazıları

    İstanbul'da son iki yılda kayıtlara geçen üç önemli ani hava değişimi ve fırtına kayıt edildi. Her üçünde de ortak özellik olarak kuvvetli rüzgar ve yağış, yoğun şimşekler, kısa süreli dolu yağışı, gökyüzünün aniden kararması ve oluşan korkutucu atmosfer olarak karşımıza çıktı. Eğer dışarıda iseniz ve bu dehşet doğa olayının tam içerisinde kalmışsanız en iyi şekilde korunmak zorundasınız. Rüzgarın kuvvetinden dolayı havada uçuşan nesneler nedeniyle yara alabileceğiniz gibi, kuvvetli bir şekilde yere düşen dolu taneleri de vücudunuza ciddi zarar...
  • Facebook Babanızın Tapulu Yeri mi?

    01 Ağustos 2017 Köşe Yazıları

    Gerçekten Facebook hesabınızın kendi üzerinize tapulu bir yer olduğunu mu düşünüyorsunuz? Eğer böyle bir düşünceniz varsa bu yazının devamında anlatacaklarım sizi ilgilendiriyor olacak. Çünkü Facebook’ta ne her istediğinizi yapabilir, ne her istediğinizi söyleyebilir ne de her istediğiniz fotoğrafı paylaşabilirsiniz. Çünkü bütün bu yapacaklarınızın Facebook tarafından belirlenmiş çok sıkı kuralları vardır. Bu kurallardan bir tanesini ihlal ederseniz “babanızın tapulu yeri” olup olmadığını görürsünüz. O yüzden Facebook’u üstünüze tapulu ve her ş...
  • e-Devlet Kapısından İçeri Geçince

    01 Temmuz 2017 Köşe Yazıları

    En kısa tanımıyla e-Devlet Kapısı (turkiye.gov.tr), kamu hizmetlerine güvenli bir şekilde erişebileceğiniz bir giriş kapısıdır. "turkiye.gov.tr’yi kullanarak kamu kurumlarının sunduğu hizmetlere tek noktadan hızlı ve güvenli erişim sağlayabilirsiniz. E-Devlet kapısındaki hizmetlerden yararlanabilmek için mutlaka PTT şubelerinden e-devlet şifrenizi almak gerekir. Şifre alma oldukça basit ama 15 yaşından büyük olmak gerekiyor. e-Devlet kapısından içeri geçince aslında çok fazla şey yapabiliyorsunuz. Fakat aşağıda en fazla işinizi yarayacağını d...
  • Arayış

    01 Temmuz 2017 Köşe Yazıları

    Evrende trilyonlarca yaşanabilir gezegen olma ihtimaline rağmen, yeni dostlarımızı henüz keşfetmemiş olmamızın bir anlamı var mı? Gelişen uzay teknolojileri sayesinde uzayı gözlemleyebiliyor, yakın gezegenlere araştırma robotları gönderebiliyoruz. Elbette bunlar daha ilk adımlarımız, ancak gelişmeler oldukça umut verici olduğu için yeni bir canlı türüyle tanışma ihtimalinin olması hepimizi daha da heyecanlandırıyor. Yine de yıllar geçtikçe dünya üzerinde işler tam olarak istediğimiz gibi gitmiyor. Savaşlar, gelir dağılımındaki eşitsizlikler, çe...