logo

Euro Bölgesi Krizi


Erkut Altındağ
erkutaltindag@gmail.com

1 Ocak 1999’da Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin aldığı karar ile ortak bir para birimi kullanılmasına ilişkin özel bir anlaşma yapıldı. AB üye ülkeleri, Euro Bölgesi olarak da adlandırılan bu özel alanda resmi para birimleri olan Euro’yu kullanmaya karar verdiler. Avrupa Merkez Bankası’nın yönlendirdiği Euro Bölgesi, 2000 yılındaki krizden bu yana üye ülkelere acil kredi desteği vermeye ve daha güçlü bir ekonomik altyapı oluşturmaya sağlıyor. Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkeler bile Euro’yu tek para birimi olarak kabul edip bu bölgeye dâhil olabiliyorlar.

Euro Bölgesi’nde yaşanan güncel krizin en önemli nedeni birçok bankanın mali yapılarının zayıf olmasına karşın borçlanmanın çok yüksek faiz oranları ile gerçekleştirilmesi. Öyle ki, hem bankaların hem de firmaların aldıkları kredi faizi, yakın gelecekte elde etmeyi düşündükleri geliri de aşabiliyor. Buna bağlı olarak ödeme güçlüğüne düşen kurumlar daha yüksek faizli kredi ile bu kredilerini kapatmaya çalışırken hem ekonomik güvenilirlik notları düşüyor, hem de ödemekte zorlanacakları bir mali yükün altında ezilmeye başlıyorlar.

Yunanistan şu anda krizden çıkmak için çabalıyor, ülkenin elindeki nakit rezervi de tükenmiş durumda. İspanya’da ise gergin bekleyiş devam ediyor; hükümetin aldığı kararlar sokakta çok sert bir şekilde eyleme dönüşebiliyor. Diğer Avrupa ülkelerine baktığımızda ise onlar da Euro Bölgesi’nde kalmanın ne kadar doğru olduğunu sorgulamaya başladılar. Tüm bu ülkeler içerisinde şu anda lider durumda gözüken ve radikal finansal kararlar almak gibi zor bir görevi üstlenen Almanya’da bile işlerin iyi gittiği söylenemez. Herkesin aklına gelen soru şu: Euro Bölgesi’ni kurmak bir hata mıydı?

Makroekonomik bir göstergeyi mikro bir değişken ile açıklamaya çalışmak ilk bakışta doğru gelmeyebilir, bununla birlikte hepimizin gözden kaçırdığı “ufak” bir detay tüm bu ekonomik çalkantıyı açıklamaya yetebiliyor. Bu detay, ülke içindeki bireylerin veya tek aileye ait şirketlerin aşırı gelir elde etmesinin arkasında gizli. Bilindiği üzere bazı sektörlerin çalışan ücretleri piyasa tarafından şekillenmektedir. Bunların başında spor, medya ve bazı üst düzey yöneticilikler gelmektedir. Ülkemizde bile birkaç milyon Euro’yu aşan Baş İcra Sorumlularının (CEO), futbolcuların ve sanatçıların gelirleri olduğu düşünüldüğünde, ekonomik dengesizliklerinin ve milli gelirin dağılımındaki eşitsizliklerin sebeplerinden birisi olarak görülmektedir.

Özellikle serbest piyasa düzeninde olması gereken sistem, girişimcilerin kendi ticari yapılarını oluşturmaları ve ülkedeki vatandaşlara istihdam sağlaması üzerine kuruludur. Ancak bu şirketlerin sayısı azaldıkça ve sadece belirli sermaye gruplarına bağlı oldukça tek bir istihdam kaynağı oluşmakta; diğer çalışanların tamamına yakın kısmı ise asgari ücret seviyesinde kazanç elde edip tek bir sermaye grubuna para akışı sağlamaktadır. Bu da klasik tabiriyle “zengini zengin eden sistem” olarak bilinmektedir. Öyle bir dünya düşünün ki, en büyük ve güçlü şirketler diğerlerini satın alarak yoluna devam ediyor; satın aldığı şirketleri de kendi belirlediği ücret düzeyinde çalıştırarak ne aç bırakıyor, ne de gerçek anlamda geçindiriyor. Aslında bu durum, gelecekte tüm şirketlerin tek bir güçlü şirket bünyesinde toplanmasıyla sonuçlanabilir.

Euro Bölgesi, çok uzun zamandır, hatta Victor Hugo’nun hayallerini süsleyen Birleşik Avrupa fikrinin ortaya çıkışından bu yana konuşulan, tartışılan ve gerçekleştirilmesi hedeflenen bir yapıydı. Ülkelerin daha güçlü bir finansal yapıya kavuşacağı hayal edilmişti; son dönemde yaşanan krizler gösterdi ki üye ülkelerin ekonomilerini sarsan bir şekle dönüştü. Belki Victor Hugo işin ekonomik boyutunu hesaba katmamıştı; ancak ortaya attığı ütopik fikir bize bir gerçeği gösteriyor; Avrupa’daki ülkeleri mali bataktan kurtarmak için artık sadece Avrupa’nın değil, tüm Dünya ülkelerinin birleşip yeni bir ekonomik sistem üretmeleri gerekiyor. Krizin henüz uğramadığı ülkeler de dâhil…

Yrd. Doç. Dr. Erkut Altındağ
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Beykent Üniversitesi

Etiketler: » »
Share
592 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sonsuz Enerji

    02 Aralık 2017 Köşe Yazıları

    Beklenen oldu ve Tesla firması yeni nakliye araçlarını görücüye çıkardı. "Semi" adı verilen elektrikli taşıyıcı, boş haldeyken 100 kilometre hıza 1.9 saniyede çıkabiliyor. İki versiyon olarak piyasaya sürülecek olan Semi, 400 ile 800 kilometre arasında bir menzil sunuyor. Bu menzile ulaşmak için kullandıkları bataryaları Megacharger adı verilen şarj istasyonlarında yarım saat ile bir saat arasında bir sürede tam kapasite doldurmak mümkün. Bununla birlikte, söz konusu enerji tüketiminin boyutları çok yüksek. Bir Semi taşıyıcısının dolması için y...
  • Hoax Mesajlara Düşünmeden İnanıyoruz

    01 Aralık 2017 Köşe Yazıları

    “Hoax” kelimesini daha önce duymamış olabilirsiniz. Fakat özellikle Hoax mesajlar aslında internet kullanıcılarının çok sık karşılaştığı hatta hemen her gün farkında bile olmadan maruz kaldıkları bir durum. Hoax sözcüğünün Türkçe'deki karşılığını işletmek, kafaya almak, gırgır geçmek olarak düşünürsek Hoax Mesajları da yalan haber içeren, karşıdaki kişiyi işletmek amacıyla gönderilen yalan içerikler olarak tanımlayabiliriz. Hoax Mesajlara İnanmayın ! Günün birinde tanıdığınız veya hiç tanımadığınız birisinden bir e-posta, SMS veya Facebook m...
  • Elon Musk

    01 Kasım 2017 Köşe Yazıları

    Elon Musk son dönemde gerek yaptığı yatırımlar, gerekse idealist bakış açısıyla ürettiği fikirler ile dünya tarihine damgasını vuruyor. Son 10 yılda kurduğu şirketlerin kendi endüstrilerinde liderliğe oynaması sadece şans faktörüne bağlanamaz. Yüksek vizyon, nitelikli işgücü, doğru yatırım ve finansal güç gibi birçok unsurun bir araya gelmesi ile ancak bu seviyede bir başarı sağlanabilir. Bu unsurların tamamı doğru bir simya ile harmanlandığında ortaya çıkan üretim tarzı, hiçbir rakip firmada olmayan özellikleri beraberinde getirir ve farklı bi...
  • Danışmanlar Her Şeyi Bilmezler

    01 Kasım 2017 Köşe Yazıları

    Bilişim Sektörü'nde uzmanlık alanınız ne olursa olsun Danışmanlık yapmak çok zordur. Bu Danışmanlık mesleğinin zorluğu veya işin ağırlığından değil genelde Danışmanlık yaptığınız kurum ve kişilerin çevresindeki dalkavuklardan kaynaklanan bir zorluktur. Çünkü bu kişiler kendilerinden çok daha fazla şey bilen birisine karşı hoşgörü ile değil daha çok boş yere para alan ama hiçbir işe yaramayan bir "Sülük" gözüyle bakarlar. Bu zavallı insanlar sığ beyinleriyle yaptığınız çalışmaları akılcı değerlendirmelerden çok uzaktan kötülemekten başka bir şey...