logo

Atlas Deneyi


Erkut Altındağ
erkutaltindag@gmail.com

Son dönemde yazılı ve görsel basında 2012 yılının beraberinde neler getireceği konuşuluyor. Maya takviminde yılların 2012 itibariyle bitiyor olması, olası kıyamet senaryolarını da beraberinde getiriyor. Bu paralelde tartışılan diğer bir konu ise CERN’de yapılan bazı deneylerin dünyanın sonunu getireceğine ilişkin dedikodular. Bu deneylerin başında da Atlas Deneyi geliyor. ATLAS deneyi, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) 2007 yılında çalışmaya başlayacak olan LHC hızlandırıcısında kurulan beş deneyden biridir. Diğer deneyler ise CMS deneyi, LHCb deneyi, Âlice deneyi ve Deneyi’dir. ATLAS ve CMS genel amaçlı, LHCb b-fiziği üzerine, Alice ağır iyon fiziği ve Totem ise toplam tesir kesiti ölçümü üzerin yapılan bir deneydir. Deneyin göbeğinde proton demetleri çarpıştıkları zaman farklı enerjilerde birçok temel parçacığın ortaya çıkması beklenmektedir. Atlas deneyi şimdiye dek gözlenmiş veya gözlenmemiş birçok parçacığın izlerini, enerjilerini, momentumlarını ölçecek şekilde genel amaçlı olarak tasarlanmıştır. LHC’nin çarpışma enerjisi olan 14 TeV ve ışınlığı olan 10^34 p/cm²/s daha önceki deneylerde ulaşılmamış özelliklerdir. Bu zor şartlar, Atlas deneyini şimdiye dek yapılmış bütün parçacık fiziği deneyleri arasında en büyüğü ve en karmaşığı olmaya itmektedir.

Ne kadar karışık bir iş değil mi? Bilim insanları için anlam ifade eden bu tanımlar, birçoğumuz için kafa karıştırıcı bir bilgi öbeği gibi duruyor. Aslında bu deneyin temelinde yatan konu başlığı Higgs Bozonu; varlığı henüz doğrulanmamış bir modeldir. Özetlemek gerekirse, yoktan madde var etme ile ilgili bir deney olarak da isimlendirebiliriz. CERN deneylerinde yapılan tüm işlemlerde temel amaç, çeşitli özelliklere sahip parçacıkları çarpıştırdığımızda yeni madde formları elde etmek veya evrenin oluşumunu gözlemlemektir. Bu parçacıklar ışık hızının %99,9’u hızında çarpıştırılmaktadır. Işık hızında çarpıştırılması mümkün değildir, çünkü böyle bir işlem için sonsuz miktarda enerji gerekmektedir. Sonsuz miktarda enerji elde edilemeyeceği için de bu deneyin asıl var oluş nedeni kendiliğinden geçersiz olmaktadır. 10 milyar doları geçen yatırım maliyeti ile bu deneyin insanlığa nasıl bir katkı sağlayacağı da şüpheye düşmüştür. 10 milyar dolar ile neler yapılabileceği, kaç kişiye istihdam, güvenlik ve sağlık hizmeti sağlanılabileceği düşünüldüğünde, başlangıç amacına hiçbir zaman ulaşmayacak bir deneyin sürdürülmesi de gereksizdir.

Açıklayamadığımız ya da yanılgıya düştüğümüz olaylarda dünyanın sonunun geldiğini düşünmemiz ilk defa olmuyor. 1999 yılında benzeri bir durumu yine yaşamıştık. Milenyum etkisi adı verilen olayda bankalar ve çeşitli kuruluşlar tüm çalışmalarını güvence altına almak ve kaosu önlemek amacıyla bir önlem almışlardı. O dönemki bazı bilgisayar işletim sistemleri ve otomasyon programları 1999 yılından sonra başa dönüyordu, yani 2000 yılına atlamıyordu. Bu durum düzeltilmeseydi milyarlarca dolarlık hatalı işlem gerçekleşebilir, tüm dünya bir karmaşa yaşayabilirdi. Başta finans ve bankacılık sektörü böyle bir hata nedeniyle durma noktasına gelebilirdi. Ancak gerekli önlemler alındı, minimum zarar ile milenyum etkisi atlatıldı. Teknolojinin gelişmiş olduğu, çağdaş medeniyet seviyesinde yaşayan insanların bile gözünden kaçan ufak bir hata olmuştu. Peki, aynı hatayı Maya Uygarlığı yapmış olamaz mı? Onların yaptığı bir hata veya takvimde kullanılan yanlış bir yöntem, dünyanın sonunun gelmesine veya kıyametin kopmasına yol açar mı? Tüm dünyada gizem merakının daha da artması, komplo teorilerinin internet vasıtası ile her ülkede yaygınlaşması sonucu hayal gücümüzü de kullanarak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. “Mayalar 2012 yılından sonrasını takvimlerine koymamışlar, bu dünyanın sonu demektir” hipotezine varmak için gerçekten de üstün bir düş yeteneğine sahip olmamız gerekiyor. Bu yeteneğe sahibiz ki, 2012 yılını kıyamet yılı olarak ilan ettik bile.

Fizik deneyleri, uzay çalışmaları, biyolojik araştırmalar ve bunun gibi benzer projelerin insanlığın sonunu getireceği tezi biz dünya üzerinde var olduğumuz sürece devam edecek. Bu deneyler ne ölçüde başarılı olur, hangi aşamaya ulaşır bunu bilemeyiz, bununla birlikte insanoğlunun merak duygusu tüm bu bilimsel araştırmaların odak noktasında yer alıyor. Böyle çalışmalardan ziyade insanlığın sonunu getirebilecek başka sorunların varlığını da artık fark etmeliyiz. Tüm dünyada doğal kaynakların azalması ve tahrip edilmesi nedeniyle büyüyen bir tehlike var. Su kaynaklarımız, ormanlarımız, yiyeceklerimiz yakında bize yetmeyecek. Giderek artan nüfus, dengesiz gelir dağılımı, şiddeti artan açlık, doğal afetlerin durdurulamaması gibi etmenler yüzünden hayatımız giderek zorlaşıyor, kalitesi düşüyor. Savaşları hala engelleyemiyoruz. Kıyametin ne zaman geleceği, ya da büyük bir yıkım ile ne zaman karşılaşacağımızı düşünüyoruz, belki de o yıkım zaten şu anda gerçekleşiyordur. İnsanlar açlıktan ölürken, kardeş toplumlar birbirlerine kurşun sıkarken, rant savaşları dünyayı esir almışken biz neden kıyametin gelişini bekliyoruz ki? Bizim hazırlanmamız gereken, post-apokaliptik dönem adı verilen kıyamet sonrası yani yıkım sonrası koşullara hazırlanmak olmalıdır. Çünkü savaşları durduramazsak, doğaya sahip çıkamazsak karşılaşacağımız sonuç budur. Ünlü İngiliz yazar Aldous Huxley eserlerinde “belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir” demiştir. Öyle olmasa bile hepimiz bu dünyayı yaşanması daha zor bir yer haline getirmek için çabalıyoruz. Bu çabalarımız devam ederse karşılığını yakında alacağız…

Kaynakça:

Wikipedia

www.alternatif.blogcu.com/cern-deneyi-nedir-tanri-parcacigi/7367353

Etiketler: » » » » »
Share
949 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Teknoloji Piyasası Hareketleniyor

    01 Mayıs 2018 Köşe Yazıları

    Teknoloji firmalarından haberler peş peşe geliyor. İlk olarak Nintendo'nun tekrar resmi olarak Türkiye pazarına gireceğini öğrendik. CD Media adlı Yunan firması CD Media Turkey olarak ülkemizde hizmet vermeye başlayacak. Ürün fiyatları olarak Nintendo oyun konsollarının ucuzlamasını beklemek rasyonel değil ancak aldığımız oyun konsolunun resmi distribütör garantisi altında olması kullanıcıya güven veriyor. Diğer türlü bozulduğunda çöp olan konsollar artık resmi garanti kapsamında değerlendirileceği ve yetkili teknik servise yönlendirileceği içi...
  • Basın Toplantıları Gözlemlerim

    01 Mayıs 2018 Köşe Yazıları

    Stilletto, kadınların ayaklarını oldukça zarif gösteren, ince topuklu, sivri burunlu bir ayakkabı modelidir. Şimdi diyeceksiniz ki bu stilletto meselesi nereden çıktı? Konuyu bir anımı anlatarak açıklayayım. Katıldığım bir basın toplantısında basın masasına geldim ve kaydımı yaptırırken içerideki herkesi kapı girişinden görebiliyordum. İçeride 70 - 80 civarında davetli vardı ve basın masasında kayıt alan arkadaşlara dönüp içeride 20 civarında yayınlardan gelen reklamcı olduğunu söyledim. Şöyle bir listeye bakarak “Evet aşağı yukarı öyle. Peki n...
  • İnternet’te Ulusal Güvenlik

    02 Nisan 2018 Köşe Yazıları

    Yerli ürün ve teknolojik hizmetlerin önem kazandığı ve yatırımların bu çerçevede gerçekleştirildiği son dönemde ülkemizde kullanılan neredeyse tüm bilgisayarların işletim sistemleri dikkate alındığında, internet güvenliği de mutlaka üst düzeyde sağlanmak zorunda. Özellikle Windows işletim sisteminin farklı versiyonlarının kullanıldığı devlet dairelerinde ve özel sektörde en önemli soru işareti; yabancı ülke menşeli bir yazılım firmasına ne ölçüde güvenilebileceği olarak karşımıza çıkıyor. Windows'un çok ciddi açıkları olduğunu biliyoruz, yazılı...
  • Rahatlık Battı, Sosyal Ağlara Üye Olduk

    01 Nisan 2018 Köşe Yazıları

    Sosyal Ağlar hayatımıza girmeden önce ne kadar rahatmışız. İlk olarak cep telefonları yaşantımızı esaret altına almaya başlamışlardı. Fakat cep telefonuyla yapabildiklerimiz çok kısıtlıydı. Gün içinde en fazla birkaç kişiye kısa mesaj atardık. Derken bir gün Facebook ile tanışıp ardından XING, FriendFeed, Twitter, Instagram ve benzeri sosyal paylaşım sitelerine üye olmaya başladık. Mobil internetin ve akıllı telefonların yaygınlaşması ve ucuzlaması sonucu sosyal ağların bağımlısı olup çıktık. Daha çok sosyal olma kaygısıyla yan masadaki arkadaş...